20 Haziran 2009 Cumartesi
Edo'da bir İBİŞ (gün 24)
Kishiro zaten bekledigi bu cevap karşisinda az da olsa heyecanlanmişti. Adem elmasinin yukari aşagi dogru oynadigi gözlerden kaçmamişti. Hatta bunu Zangief bile fark etmiş, “ne o tirstin galiba düdük makarnasi” şeklinde de dalgasini geçmişti hunharca. Meydan zaten kalabalikti acaip, “kavga kavga kavga kavga” diye bagirdi birkaç kişi böylece, ortada boş bir alan birakip o alanin etrafina dizildiler, kokareçciler, patlamiş misircilar, bahisciler hepsi üşüşmüştü meydana. Böylesine ciddi bir kavga pek karşilarina cikmiyordu. Turnuvaya katilacaklara güzel bir ders olabilirdi bu kavga. O sebeple herkes pür dikkat kavgayi izlemek için yerlerini aldi. Aslinda en büyük dersi Kishiro alicakti.sonuçta rakibi oldukça dişli birisiydi. Kishiro son bir kez babasi Ken’e bakti. Ken, ogluna bakip başini bir kez aşagi dogru salladi. “hadi evlat sana güveniyorum” olarak algiladi bu hareketi Kishiro. Kendine güveni iyice artmişti. Ne de olsa bu iri adamla daha önce de karşilaşmişti, ne kadar hantal oldugunu biliyordu, tabi süprizler de yapabiliyordu bazen, bunlara dikkat etmek gerekirdi. Derin bir nefes aldi ve pozisyonunu aldi. Zangief, Kishiro meydan okurken gayet ciddiydi ama dövüş başlamadan önce ciddiyetini tamamen yitirmişti. İnsanlarla şakalaşiyor, “ ossursam yıkılır lan bu velet” diye dalga geçiyordu Kishiro’yla. Kishiro’nun hazir oldugunu görünce, “neyse evlat güldük eglendik, şakalar, komiklikler fln, bi vuriyim da gideyim acelem var seninle pek ugraşamicam” dedi ve Kishiro’ya dogru ilk hamleyi yapti. Evet o büyük düello başlamişti sonunda. Kishiro aldigi egitim sonucunda, o hantal adamin kendine dogru gelişini daha da yavaş bir şekilde hisseder olmuştu, rakibin hareketlerini öngörüp ona göre ya kaçicakti ya da bu hareketlerden faydalanip karşi atak yapicakti. “Du len biraz egleniyim şununla” diyerek ilk yumruktan kaçti. Zangief, salladigi yumruk hedefi iskalayinca biraz sendeler gibi oldu ama sonra toparladi kendini. “ooo hiç fena degilsin” dedi Zangief ve bir hamle daha yapti bu sefer ilk yumruktan daha hizli ve güclü bir yumruk salladi. Kishiro bundan da rahatlikla kaçti. Zangief yine şaşkinlik içinde duraksadi, Kishiro yaşitlarina göre pek bi çevikti. Kishiro Zangief in düşündüklerini tahmin edip gülümsedi. Bu gülümseme onu daha da çileden cikaricakti bunu biliyordu. Ama izbandut bi adami yere sermekten daha karizma bir şey varsa o da kizgin bir izbandutu yere sermekti. Zangief “vay sipa, bunu sen istedin” diyerek, kendisinden hiç beklenmicek bir çeviklikle havaya zipladi. Yerden birkaç metre havalanmişti, Kishiro ile güneşin arasina geçerek, Kishiro’nun kendisine bakamicagini düşünmüştü, ve düşündügü gibi de oldu Kishiro Zangief’e bakamiyordu güneşten ötürü. Ama bu daha önce başina gelmişti. O yüzden tecrübeliydi. “İguAna... Kulaklarin çinlasin emi” dedi ve o sirada şunu fark etti: “lan İguAna şafakta beni bekliyordu, püüü unuttuk lan gitmeyi, neyse baklava fln götürürüm kavgadan sonra , gönlünü alirim artik.” Bunlari düşünürken Zangief’in gölgesinin üzerine düştügünü fark etti ve hemen çevik bir hareketle ileri dogru bi takla atip Zangief’in 48 numara ayaklarindan kurtulmuş oldu. Totosunun üzerine düşen Zangief sudan cikmiş balik kadar şaşkindi. “Bu çocuk neyin nesiydi böyle” diye düşündü. Zangief yere düşünce kalabalik arasinda kahkahalar ve “Kishiro Kishiro” sesleri yükselmişti. Bunlari duyan Zangief küplere binmiş, Kishiro ise keyiflenmişti. Üstündeki gerginlik azalmiş, gerginligin yerini tezahuratlar sayesinde keyif almişti. Ne de olsa Zangief’ten daha cevikti, “o hantal adam ben ona vuramadan yorgunluktan yere yigilicak zaten” diye düşündü. Ken oglunun yavşak bi havaya girdigi fark etmişti, cezasini çekmesi için kılını bile kipirdatmadi. Zangief ayaga kalkip Kishiro’ya normal bir yumruk salladi. Kishiro “ehehe salaga bak hala düz yumrukla bana vurabilecegini saniyor” diye düşündü, kalabaligi güldürmek için Zangief’e nanik yapip yumruktan kaçiyordu ki, tam da Kishiro’nun kaçtigi yere, gelen yumrugun promosyonu başka bir yumruk daha geldi. Kishiro bu promosyon yumrugun geldigini fark ettiginde artik çok geçti, o yumrugu yicekti ama en azindan minimum zarar verebilecegi bi yere yemeliydi. Kishiro sag yanagini seçti ve yumruk tüm heybetiyle Kishiro’nun yanaginda patladi. Yumruk o kadar sertti ki Kishiro’nun yanagindan, havasi inmiş kames 9 kat plastik topa vuruldugunda çikan ses gibi bir ses çikmişti. Kalabaliktan “ouuuvvv acimiş olmali” diye bir ses yükseldi. Gerçekten de acimişti, Kishiro sag yanagini hissetmiyordu, diliyle dişlerini yokladiginda bir iki tanesinin sallandigini fark etmişti. Zar zor yerinden kalkti ve kalabalik ile “eheh nasi çaktim lan” diye şakalaşan Zangief’e bakti. Kishiro’nun bu işi biraz daha ciddiye almasinin vakti gelmişti. “Haduken aticam lan” dedi Kishiro. Bunu düşündügünü fark eden Ken başiyla “hayir gücünü buna harcama” bakişi attiysa da Kishiro hiç orali olmadi ve Haduken için pozisyonunu aldi. Zangief, Kishiro’nun bi işler çevirdigini fark ettiginde; Kishiro çoktan ellerini bileklerinden birleştirmişti. Konsantre olmuş, etrafindaki insanlarin bagirişmalarini bile duymaz olmuştu, gözlerini kapadi, ellerindeki o alev topunu hissetmişti. Hatta biraz da olsa elini bile yakmişti bu. Gözlerini açtiginda daha önce hiç yapmadigi kadar büyük bir alev topu yaptigini fark etti ve meydan inleticek bir sesle “HADUKKEEEN” diyerek Zangief’e dogru firlatti bunu. Büyük alev topu büyük enerji demekti, tüm enerjisinin yarisindan fazlasini bu alev topu için kullandiginin farkinda bile degildi Kishiro. Alev topu ellerinden ciktiginda ne kadar yorgun oldugunu fark etti. Ayakta zar zor duruyordu, Zangief’e dogru bakti alev topunun hedefe ulaşip ulaşmadigini anlamak için. Zangief sadece gülümsüyordu. Alev topunun ona ulaşmasina birkaç metre kalmişti ki, Zangief saga dogru 2 adim atti ve alev topunun hizasindan kurtulmuş oldu. Alev topu Zangief’in yanindan geçip gitti, kalabalik da üstüne gelen alev topundan kaçmak için adeta birbirlerini ezdi. Sonuçta hiçkimseye çarpmadan karşidaki duvarda son buldu alev topu. Kishiro’nun gözleri büyümüş, neredeyse tüm gücünü emen o aptal alev topu Zangief’in sag kulak killarini yakmaktan başka hiç bi zarar vermemişti. Peki şimdi Kishiro napicakti, o yumruklardan kaçicak dermani kalmamişti. Zangief bunu fark etmiş ve o pis gülümsemesiyle ona dogru yumrugunu kaldirmiş bi şekilde geliyordu....
19 Haziran 2009 Cuma
Edo'da bir İBİŞ (gün 23)
Güneş tepelerin ardindan kendini göstermeye başlamişti. Günün ilk işiklari, zaten tüm geceyi gözünü kirpmadan geçiren Kishiro’nun gözünü kamaştirmişti. Kishiro tüm gece boyunca ertesi günkü büyük kapişmayi düşünmüştü. Hayatinda bir dönüm noktasi olabilir miydi bu? Ya o iri adamin devasa yumruk darbeleriyle yerlerde sürünücekti ya da o embesilin agzina agzina vurup kendini kanitlicakti. Peki, Ryu nerelereydi? Zangief i yere serdikten sonra onu aramayi teklif edicekti babasina. Büyük ihtimalle onaylicakti bunu babasi. Tüm bu düşüncelerle cebelleşirken, gün agirmiş, sabah oluvermişti. Düelloya yaklaşik 3 saat vardi. Kishiro daha fazla yatakta durmak istemedi, biraz dolaşip, hava alip, kafasini dagiticakti. Ryu’nun ona verdigi ilk antreman programini hatirladi, “madem kargalar bokunu yemeden uyandim milletin sütünü dagitiyim bari” dedi ve Nabeshima Efendinin dükkanina dogru gitti, her zamanki gibi iki kasa süt alip, dagitima başladi. Artik eskisi kadar agir gelmiyordu kasalar ve bildigin yardira yardira koşturabiliyordu onlarla. Muhtarin evinin oldugu tepeye dogru geldiginde, muhtarin koşturarak kendisine dogru geldigini gördü. “açıl beav evlat, acelem vardır” diye bagirdi Muhtar 30 metre öteden. O sıska ve kısa bacaklariyla 30 metrelik bir mesafeyi yaklaşik bir dakkada koştugu için Kishiro durumu anlamak için yeterli sayida soru sorabilme imkani bulmuştu: “hayirdir muhtar efendi nereye böyle, ne bu acele?” “Tokugawa, dövüş turnuvasi düzenlermiş onu millete duyurmaya gidiyorumdur beav” diye cevapladi muhtar. Mesafe 20 metre kalmişti. Kishiro “höea turnuva mı, ne turnuvasi yahu nerden cikti bu şimdi” dedi. Muhtar soluk soluga kalmişti bile, hâlbuki evinden birkaç metre uzaga gitmişti, “vallahi ben de bilmiyorum beav, kazanana cok buyuk odul varmiş, duyduguma gore Tokugawa’nin dövüşcüsü, imparatorlugun en büyük dövüşcüsüymüş” dedi. Kishiro “tamam muhtar emmi tamam, sütü kapiya birakiyorum alirsin ordan” dedi ve kulaklarindan giren yeni bilgiler, beyne ulaştiginda çogalarak bir sürü düşünceye birakti yerini. Tokugawa’nin yeni dövüşcüsü kimdi? Bildigi kadariyla Zangief de Tokugawa’nin dövüşcüsüydü. Demek ki Zangiefden daha iyi bir dövüşcü edinmişti. Babasi böyle bi turnuvaya girmesine izin verir miydi peki. Eger Zangief’i devirirse böyle bir turnuvada şansini deneyebilirdi rahatlikla. Evet, evet bu turnuvaya katilmaliydi. Gittikce daha da hırslandi Kishiro, tepeyi koşar adim çikti, o kadar hizliydi ki rüzgariyla Muhtar Efendiyi yere yığdı ve akabinde gelen küfürleri duyamadi. Hemencecik eve ulaşmişti. Babasini kaldirdi ve ona turnuvayla ilgili bilgi verdi. Ken “ tamam evlat bu turnuvaya katilabilirsin, sana ögrettigim tekniklerle, bayaa bi kişiyi alaşagi edebilirsin, ama bu eglencenin hepsini sana birakmam haberin olsun, turnuvaya ben de katiliyorum.” Dedi. Kishiro hem şaşirmişti hem de biraz şok olmuştu, yaşli başli babasinin turnuvada ne işi vardi yahu, Zangief gibi bi adam gelicekti karşisina, agzini burnunu dövücekti o olcakti. Artik eskisi gibi olmadigini fark etmesi lazimdi babasinin. “baba sen bunun için biraz fazla yaşli degil misin? Birinin elinde kalicaksin o olcak bak uyarmadi deme” diye haddini aşan bi cümle söyledi Kishiro. Hemen gerekli tokat geldi bu söyleme. “dua et de karşima gelme, eşek sıpası seni, sümsük, kakh git bana kahvalti hazirla düelloya geç kalicaz zaten, dingil, lafa bak milletin elinde kalicakmişim, aglatirim lan ben onlarin alayini” diye de sinirlendi Ken. Kishiro yedigi zirnigin etkisiyle daha da sinirlenmişti, tüm hincini Zangief’ten cikarabilirdi. Öyle de yapicakti. Düello vakti geldi çatmişti. Ken ve Kishiro meydana dogru yürürlerken, her tarafa asilmiş olan turnuva afişlerini gördüler. Kayit için muhtara başvurunuz yaziyordu. Uzunca bir kuyruk meydanda birkaç “S” çiziyordu. Düelloya daha var diyip kuyrukta beklemeye karar verdiler. Önlerinde 15 kişi kalana kadar, 15. kişinin Zangief oldugunu fark edememişlerdi. Zangief gerekli yerleri doldurdu, imzasini attiktan sonra saga sola bakinirken Ken’i ve Kishiro’yu gördü, “ooo kimler burdaymiş, turnuvadaki temizlikçi kuyrugu bu degil beyler , o stand sonra acilcak” dedi ve o igrenç kahkahasini atti. Kishiro ona dogru hamle yaptiysada, Ken onu durdurdu “sakin ol evlat, sinirini düelloya sakla” dedi. Sonunda sira onlara gelmişti ve baba ogul turnuvaya katilmişlardi. Zangief köşede birkaç adamla konuşuyor, şakalaşip onlari itip kakiyordu. Güzelim insanlari da o gerzek kahkahasindan da mahrum birakmiyordu. Düello vakti geldiginde. “Ee nerde bu düdük Ryu. Tirsti dimi, gelmedi” diye adeta bas bas bögürdü meydanin içinde. Ken, Kishiro’nun omuzlarindan tuttu ve cesaret verici konuşmasina başladi: “agzini burnunu döv lan işte, ne diyim sana başka, o kadar taktik ögrettik, o kadar teknik gösterdik, adamsan ögrettiklerimizi uygularsin herifin üstünde. Git simdi, o öküzü yere yigmadan da gelme” Gazı alan Kishiro, kendisinden 3 kat daha büyük olan Zangief’in üstüne yürümeye başadi. “Bana bak, Ryu’nun arkasindan konuşup durma, seninle bitemiş bir hesabimiz vardi, şimdi onu halletmenin tam sirasi. Hazirla kendini sana meydan okuyorum” dedi Kishiro kendinden emin gibi gözükerek. En azindan öyle gözüküyordu. İçindeki öfke ve sinir ona cesaret veriyordu ama gözlerinden beynine giden veriler, beyindeki bazi bölgeleri uyarip, tirsmasina sebep oluyordu. Adam bildigin iriydi yahu. Ama tamamdi. Korkmicakti. O kadar teknik ögrenmişti, hele şu son ögrendigi teknik yok muydu, “bu kadar kalabaligin içinde onu yapip şu öküzü yere serersem ne sükse yaparim. Heyt be yapicam lan süper valla ehehe” diye düşündü kendi kendine ve gülümsedi hemen. Kishiro ne kadar yavşaksa, Zangief de bi o kadar ciddiydi. “Meydan okumani kabul ediyorum” dedi. O beklenen düeollo sonunda gelip çatmişti…
18 Haziran 2009 Perşembe
Edo'da bir İBİŞ (gün 22)
Sagat tam Ryu’nun gözüne dogru yönelmişti ki, Tokugawa ansızın çıkageldi. “Sagat!!! Ne halt ettigini saniyorsun sen be adam!” cümlesi Sagat’in hemen geri cekilmesine ve elindeki bicagi yere atmasina yetmisti. Tabiri caizse üc bucuk ataraktan odadan koşar adim çikti Sagat. Korku dolu gözler yerini nefret dolu gözlere birakmişti Ryu’da. Tokugawa, her ne kadar düşmani da olsa, bi gözünü ona borçluydu. Bunlari Tokugawaya belli etmedi tabi. “ne var lan niye geldin? Niye bölüyorsun Sagat aramizdakileri?” diye azarladi Ryu. Tokugawa Ryu’nun böyle söylemesine ragmen, aslinda onu kurtarmasina minnertar oldugunu fark etti ama yine de onun bu aptalca oyununa dahil oldu ve “peki bi dahaki sefere kapiya vurup meşgul olup olmadiginizi sorarim” dedi. Ryu’ya dogru yaklaşti. “Bak Ryu, seninle ilgili planlarim var. Burdan kimse seni cikartamicak, o yüzden gel bunu kolay yoldan halledelim, zorluk cikartma.” Dedi. Ryu da zaten hemen kabul edicekti bunu. “aptal misin lan sen” diye cevabi yapiştirdi Ryu. Tokugawa böyle bir cevap beklemiyordu, hakkaten aptal olmaliydi. “görürsün lan sen” diyerek cikti gitti odadan ve kapiyi cok sert bir sekilde carpti. 5 dk gecmemisti ki odaya geri döndü, elinde şırınga tutan bir adam ile birlikte. Ryu ne kadar çirpinsa da o şiringayi yemekten kurtulmasi imkansizdi. Bir mucize olmasi gerekiyordu. Tam şiringayi Ryu’nun koluna batiricakken “duuurruuuuuuunnnnnn” sesi yankilandi odanin içinde. Ryu birden umutlanmişti, gelen Kishiro ve Ken olmaliydi, sonunda onu kurtarmaya gelmişlerdi, serbest kaldiginda o aptal Tokugawaya neler yapicagini şimdiden düşünmeye başlamişti fakat bu güzel düşünceler kısa sürmüştü çünkü gelen Sagat’ti. Pişmiş pişmiş siritarak “ben de izlicem, hade devam” dedi. “vay godoş” diye geçirdi içinden Ryu ve çirpinmaya devam etti. Çirpinmalari sonuçsuz kaldi yedi koluna igneyi. En son gördügü şey, Sagat’in o igrenç gülümsemesiydi. Tokugawa “gerekli hazirliklari yapin, deneye bi an önce başlayalim, imparatorlugun en büyük savaşçısı bu odadan cikicak” dedi ve ellerini arkada kavuşturup, aksi bir ihtiyar gibi odadan cikti. Deney başlamişti.
Ken ve Kishiro artik beklemenin bi yararinin olmadigini anlamişti, gün geçtikce umutlari azaliyordu. Kishiro’nun omuzlarindaki yük bi hayli fazlaydi çünkü ertesi gün Zangief duellosu vardi ve Ryu ortalarda yoktu. Ryu’nun yerine kendisi cikabilirdi, bunu yapabilirdi, o iri çam yarmasi, insan azmani adami yere serebilirdi. Gerçi daha bilmedigi türlü numaralari olabilirdi Zangief’in. Biraz daha egitim alabilseydi keşke, babasinin odasina gitti ve “ baba yahu şu Zangief’le ben kapissam, adami dövebilirim, gerçekten, ama azcik teknik ogret bana, yeni hareketler fln, böyle haduken gibi cafcaflı, artistlik olsun, millete hava fln atabileyim” dedi. Babasi sadece şöyle bir bakiş atti Kishiro’ya. “Lan sipa, Ryu amcan kayip sen millete artistlik yapip, kiz peşinde koş anca? Mihriban’ı ne çabuk unuttun, deve! Neyse ögretirim bişiler de bunu o aptal izbandutu yere sermen için yapicam” dedi Ken. Güzelim spor salonu da yandigi için artik antremani dişarida yapicaklardi. Ama bu teknikler çok gizli oldugu için kimsenin görmemesi bilmemesi gerekiyordu. Muhtarin evinin oldugu tepe bu iş için çok elverişliydi. Zaten muhtarin, ihtiyar heyeti ile haftalik bowling müsabakasi vardi o yüzden evinin civarlarinda olmicakti. Yavaştan yavaştan tepeye dogru giderlerken, Kishiro o en sinir edici hareketini babasina yapiyordu, yürürlerken babasinin burnunun dibinden gidiyor, heran soru sorucakmiş gibi yapiyordu. Ken sonunda dayanamadi indirdi tokadi Kishiro’ya ve “sor lan hadi ne sorucaksan, uyuz ettin sabahtan beri, ne istiyorsun hee neee!?!” diye çemkirdi. Kishiro da “yahu nasi bişi ögreticen dicektim, ne sinirli adamsin sen” diyebildi. Ken “ öef yahu, ismini söylesem sanki bilicek, hey allahim, Shoryuken lan! Bildin mi?” dedi çileden çikmiş bi şekilde. Kishiro’nun agzi yayvanlaşti böyle mayişik bi şekilde “höeaa neee Shoryuken miiiiii, ne güzelmiş teknigin ismi” dedi. Muhtarin evinin arkasindaki boş arsaya geldiler ve Ken hemen konuya girdi. Kishiro’nun bi defada anlamasi beklenemezdi zaten. 4.5 saat geçmişti. Ken saçini başini yoluyor, Kishiro’nun her “anlamadim” diyişinden sonra arsadaki taşlara tüm gücüyle tekmeler atiyor, ve taşlarin bir mermi hiziyla saga sola anlamsiz hareketler yapmasina sebep oluyordu. “Ryu ne sabirli adammiş yahu” diye geçirdi içinden. Hava kararmişti, zifiri karanligi, yildizlarin işi ve o güzelim dolunay bozuyordu. Birkaç saat daha geçmişti, Ken tüm ümidini yitirmişti ki, “SHORYUKEN” diye yeri gögü inleten bi ses işitti. Arkasini dönüp baktiginda Kishiro’nun alevler içerisinde gökyüzüne dogru yükselişini gördü ve ilk defa o anda ogluyla gurur duydu “oha lan afferim başardin” dedi ve oğlunun o kadar yüksekten aşagi dogru düşününü izledi. Yere çakilan Kishiro’yu kaldirdiktan sonra ona yere iniş konusunda da ögütler vermeyi sürdürdü. Çok geç olmuştu yarin sabah Zangief’le büyük kapişma vardi. Bunun için biraz uyumalari enerji toplamalari lazimdi...
Ken ve Kishiro artik beklemenin bi yararinin olmadigini anlamişti, gün geçtikce umutlari azaliyordu. Kishiro’nun omuzlarindaki yük bi hayli fazlaydi çünkü ertesi gün Zangief duellosu vardi ve Ryu ortalarda yoktu. Ryu’nun yerine kendisi cikabilirdi, bunu yapabilirdi, o iri çam yarmasi, insan azmani adami yere serebilirdi. Gerçi daha bilmedigi türlü numaralari olabilirdi Zangief’in. Biraz daha egitim alabilseydi keşke, babasinin odasina gitti ve “ baba yahu şu Zangief’le ben kapissam, adami dövebilirim, gerçekten, ama azcik teknik ogret bana, yeni hareketler fln, böyle haduken gibi cafcaflı, artistlik olsun, millete hava fln atabileyim” dedi. Babasi sadece şöyle bir bakiş atti Kishiro’ya. “Lan sipa, Ryu amcan kayip sen millete artistlik yapip, kiz peşinde koş anca? Mihriban’ı ne çabuk unuttun, deve! Neyse ögretirim bişiler de bunu o aptal izbandutu yere sermen için yapicam” dedi Ken. Güzelim spor salonu da yandigi için artik antremani dişarida yapicaklardi. Ama bu teknikler çok gizli oldugu için kimsenin görmemesi bilmemesi gerekiyordu. Muhtarin evinin oldugu tepe bu iş için çok elverişliydi. Zaten muhtarin, ihtiyar heyeti ile haftalik bowling müsabakasi vardi o yüzden evinin civarlarinda olmicakti. Yavaştan yavaştan tepeye dogru giderlerken, Kishiro o en sinir edici hareketini babasina yapiyordu, yürürlerken babasinin burnunun dibinden gidiyor, heran soru sorucakmiş gibi yapiyordu. Ken sonunda dayanamadi indirdi tokadi Kishiro’ya ve “sor lan hadi ne sorucaksan, uyuz ettin sabahtan beri, ne istiyorsun hee neee!?!” diye çemkirdi. Kishiro da “yahu nasi bişi ögreticen dicektim, ne sinirli adamsin sen” diyebildi. Ken “ öef yahu, ismini söylesem sanki bilicek, hey allahim, Shoryuken lan! Bildin mi?” dedi çileden çikmiş bi şekilde. Kishiro’nun agzi yayvanlaşti böyle mayişik bi şekilde “höeaa neee Shoryuken miiiiii, ne güzelmiş teknigin ismi” dedi. Muhtarin evinin arkasindaki boş arsaya geldiler ve Ken hemen konuya girdi. Kishiro’nun bi defada anlamasi beklenemezdi zaten. 4.5 saat geçmişti. Ken saçini başini yoluyor, Kishiro’nun her “anlamadim” diyişinden sonra arsadaki taşlara tüm gücüyle tekmeler atiyor, ve taşlarin bir mermi hiziyla saga sola anlamsiz hareketler yapmasina sebep oluyordu. “Ryu ne sabirli adammiş yahu” diye geçirdi içinden. Hava kararmişti, zifiri karanligi, yildizlarin işi ve o güzelim dolunay bozuyordu. Birkaç saat daha geçmişti, Ken tüm ümidini yitirmişti ki, “SHORYUKEN” diye yeri gögü inleten bi ses işitti. Arkasini dönüp baktiginda Kishiro’nun alevler içerisinde gökyüzüne dogru yükselişini gördü ve ilk defa o anda ogluyla gurur duydu “oha lan afferim başardin” dedi ve oğlunun o kadar yüksekten aşagi dogru düşününü izledi. Yere çakilan Kishiro’yu kaldirdiktan sonra ona yere iniş konusunda da ögütler vermeyi sürdürdü. Çok geç olmuştu yarin sabah Zangief’le büyük kapişma vardi. Bunun için biraz uyumalari enerji toplamalari lazimdi...
19 Mayıs 2009 Salı
Edo'da bir İBİŞ (gün 21)
Kishiro agir adimlarla eve giderken aklinda tonla düşünce vardi. Bu düşünceleri Ryu, yaşli teyze ve Zangief oluşturuyordu. Ryu nerelerdeydi? Zangief ile kapişmasina sadece 2 gün kalmişti. O yaşli teyze de kimin nesiydi, o çeviklik, o teknik, onun yaşindaki birinde ne ariyordu. Kimdi o yaşli teyze bunu ögrenmeliydi kesinlikle. Eve ulaşti. Ken kapida onu bekliyordu. Merakli bakişlar, yerini sinirli bakişlara birakti. Çünkü Kishiro eli boş geliyordu. Ken adeta kükredi: “nerde lan benim fistikli salamim, gazetem, sicak ekmegim? Düdük kaç saat oldu geberdik açliktan burda.” Kishiro hiç orali olmadi. Sinir küpü babasinin yanindan usulca geçti, salonun ortasinda duran yuvarlak üstünde baklava deseni bulunan kilime oturdu ve elindeki kagida dikkatlice bakmaya başladi. Ken daha da sinirlenmişti. Çevik bir hareketle ayagindaki terligi eline aldi. Bulundugu yerden Kishiro gözükmüyordu ama Ken için bu sorun degildi. Nerde oldugunu tahmin edebilirdi ve etti de. Sola dogru hafif bir falsolu atiş, Kishiro’nun kafasinda rahatlikla patlayabilirdi. Ken terligi firlatti ve içeriden “aaaah” sesini duymayi bekliyordu. Fakat öyle bir ses gelmemişti. “Lan acaba bizim oglan salona gitmedi mi yaşlaniyor muyum ne” diye işkillendi Ken, salona dogru gittiginde Kishiro’yu tam düşündügü yerde otururken gördü. Firlattigi terligi Kishiro’nun elinde görünce cok şaşirmişti, “şaka maka bu cocuga bişiler ögretiyormuşuz ha” diye düşünüp gülümsedi ardindan Kishiro’ya neler olup bittigini sordu. Kishiro soguk kanlilikla olaylarin hepsini anlatti ve ardindan elinde tuttugu, terden dolayi bazi yazilarin bulaniklaştigi kagidi uzatti babasina. Babasi notu okudu ve gözleri açildi, “İgu... İguAna” diyebildi sadece. Kishiro, babasinin o kadini tanidigini fark edince, eve gelirken ki sorulari hiç nefes almadan babasina sordu. Ken derin bi nefes alip yanitlamaya başladi: “Bak Kishiro, ordaki kadin, İguAna. Çok eski bir yakin dövüş ustasidir. Biz Ryu amcanla çocukken aşagi mahalledeki dövüş okulunun sahibiydi. Bizim hoca Master Gouken onu hiç ama hiç sevmezdi. Aralarinda bi husumet vardi ama hiçbir zaman bundan bahsetmezdi bize. Çok çevik oldugunu biliyorduk ama. Zaten fark etmişsindir sen de. İlginç bi teknigi vardir onun. Kücücük vucudunda acaip bir enerji taşiyor. Neyse daha sonralarda dövüş okulunu kapatip yerine gözleme ve türkü evi açtigini duymuştum. Sanirim hala orayi işletiyor. İguAna Gözleme ve Türkü Evi. Ve evlat, İguAna seni bu şafak vakti meydanda görmek istiyor.” Kishiro’nun kalbi birden deli gibi çarpmaya başlamişti. “Acaba bana teknik mi göstericekti” diyerekten ebleh ebleh siritip tavana bakmaya başladi. Ardindan aklina Ryu geldi. “baba peki Ryu nolucak? Bide Zangief ile olan düello var, onu napicaz? Bu adi herif meydanda bas bas bagirdi Ryu nerde benden korktu mu fln diye, tavrimi koydum ama öbür gün el ilani bile dagitir bu dümbelek Ryu benden tirsti fln gibilerinden” dedi Kishiro. Ken “bilmiyorum evlat, hakkaten bilmiyorum” diyebildi sadece. İkisi de şuna inaniyordu, bu şafak vaktinde bu sorulardan birkaçinin cevabina ulaşicaklardi.
Ryu yavaşça gözlerini araladi. En son olanlari hatirlamaya çalişti fakat pek bir şey hatirlamiyordu, kafasina tencere geçirilip kepçe ile defalarca vurulmuşçasina agriyordu başi. Dayanilcak gibi degildi, bi eliyle başini tutmak istedi fakat elleri bagliydi. Birden irkildi, ellerinin bagli olmasi alişildik bi durum degildi. Kalkmaya çalişti fakat ayaklari da bagliydi, pek fazla hareket edemiyordu. Etrafina bakmaya çalişti, karanlikta pek bir şey görülmüyordu. Derin bi nefes alip en son neler olup bittigini düşündü. Bi anda hatirlamaya başladi. Şık görünümlü bir adamin, karşisinda durup bişiler söyledigini hatirliyordu. Ne demişti pek hatirlayamiyordu. Sonra birden aklina ismi geldi. “Tokugawaydi ismi, vay dümbük beni kaçirip bagladilar o zaman buraya görürsünüz lan siz” diye öfkeye büründü Ryu. Biraz gürültü patirti yapinca içeriden birilerinin dikkatini çekmeyi başarmişti. Göz bandi takan kel bir adam odaya girdi ve “ne bagirip çagiriyorsun lan, kapa çeneni, şurda 2 dk şekerleme yapalim dedik” dedi. Ryu kudurmuş gibiydi adeta “seni döverim, hepinizi döverim ülen, beni niye bagladiniz buraya, söyle o Tokugawa’ya bitti o, sen de bittin ayrica, sahi sen kimdin?” diye yardirdi. Göz bandli kel adam gülümsedi ve “beni taniyamadin ha, püüü sana yaziklar olsun, bu göz bandini senin yüzünden takiyorum. Bi düşün bakalim hatirlicak misin?”dedi. Ryu birden duraksadi, beyni arşiv dolabindaki alt çekmeceleri açip, gençken yaptiklari turnuvanin dosyalarini buldu cikardi, üstündeki tozu üfledi ve o yüzü hatirladi. Yari finalde karşilaşmişti Ryu onunla. Göz bandli kel adamin ismi Sagat’idi. Yari finalde Ryu topuguyla gözünün ortasina öyle bir vurmuştu ki Sagatin gözünü ve maçi kaybetmesine sebep olmuştu. Maç sonrasi Ryu her ne kadar özür dilese de, “sen görürsün lan bi gün elime düşüceksin” tehditlerine maruz kalmişti Sagat tarafindan. Ve nolmuştu hakkaten eline düşmüştü. Şuan Ryu o kadar çaresiz vaziyetteydi ki, Sagat istedigini yapabilirdi ona. Ryu bu düşünceler içerisinde boğusurken, Sagat, Ryu’nun onu hatirladigini fark etti. “demek hatirladin” dedi ve gülümseyip içeri gitti var mi bi gelen giden diye.Kimsecikler yoktu. Ryu’nun oldugu odaya tekrar geldi. Elinde bicak vardi. Yavaşça Ryu’ya dogru yaklaşti, kıs kıs gülüyordu, Ryu’nun başucuna oturdu. Elindeki bicakla oynayip duruyordu “o turnuvadan sonra yani gözümü kaybettikten sonra hayat hiç de kolay olmadi benim için. Tek gözümü cikardigindan beri diyelim aslinda şuna.” Bunu dedikten sonra başindaki ve boynundaki damarlar şişmişti, sinirlendigi her halinden belli oluyordu. Duraksadi, gülümsedi, Ryu’nun gözünün içine bakti ve “Şimdi ödeşme zamanı.” dedi...
Ryu yavaşça gözlerini araladi. En son olanlari hatirlamaya çalişti fakat pek bir şey hatirlamiyordu, kafasina tencere geçirilip kepçe ile defalarca vurulmuşçasina agriyordu başi. Dayanilcak gibi degildi, bi eliyle başini tutmak istedi fakat elleri bagliydi. Birden irkildi, ellerinin bagli olmasi alişildik bi durum degildi. Kalkmaya çalişti fakat ayaklari da bagliydi, pek fazla hareket edemiyordu. Etrafina bakmaya çalişti, karanlikta pek bir şey görülmüyordu. Derin bi nefes alip en son neler olup bittigini düşündü. Bi anda hatirlamaya başladi. Şık görünümlü bir adamin, karşisinda durup bişiler söyledigini hatirliyordu. Ne demişti pek hatirlayamiyordu. Sonra birden aklina ismi geldi. “Tokugawaydi ismi, vay dümbük beni kaçirip bagladilar o zaman buraya görürsünüz lan siz” diye öfkeye büründü Ryu. Biraz gürültü patirti yapinca içeriden birilerinin dikkatini çekmeyi başarmişti. Göz bandi takan kel bir adam odaya girdi ve “ne bagirip çagiriyorsun lan, kapa çeneni, şurda 2 dk şekerleme yapalim dedik” dedi. Ryu kudurmuş gibiydi adeta “seni döverim, hepinizi döverim ülen, beni niye bagladiniz buraya, söyle o Tokugawa’ya bitti o, sen de bittin ayrica, sahi sen kimdin?” diye yardirdi. Göz bandli kel adam gülümsedi ve “beni taniyamadin ha, püüü sana yaziklar olsun, bu göz bandini senin yüzünden takiyorum. Bi düşün bakalim hatirlicak misin?”dedi. Ryu birden duraksadi, beyni arşiv dolabindaki alt çekmeceleri açip, gençken yaptiklari turnuvanin dosyalarini buldu cikardi, üstündeki tozu üfledi ve o yüzü hatirladi. Yari finalde karşilaşmişti Ryu onunla. Göz bandli kel adamin ismi Sagat’idi. Yari finalde Ryu topuguyla gözünün ortasina öyle bir vurmuştu ki Sagatin gözünü ve maçi kaybetmesine sebep olmuştu. Maç sonrasi Ryu her ne kadar özür dilese de, “sen görürsün lan bi gün elime düşüceksin” tehditlerine maruz kalmişti Sagat tarafindan. Ve nolmuştu hakkaten eline düşmüştü. Şuan Ryu o kadar çaresiz vaziyetteydi ki, Sagat istedigini yapabilirdi ona. Ryu bu düşünceler içerisinde boğusurken, Sagat, Ryu’nun onu hatirladigini fark etti. “demek hatirladin” dedi ve gülümseyip içeri gitti var mi bi gelen giden diye.Kimsecikler yoktu. Ryu’nun oldugu odaya tekrar geldi. Elinde bicak vardi. Yavaşça Ryu’ya dogru yaklaşti, kıs kıs gülüyordu, Ryu’nun başucuna oturdu. Elindeki bicakla oynayip duruyordu “o turnuvadan sonra yani gözümü kaybettikten sonra hayat hiç de kolay olmadi benim için. Tek gözümü cikardigindan beri diyelim aslinda şuna.” Bunu dedikten sonra başindaki ve boynundaki damarlar şişmişti, sinirlendigi her halinden belli oluyordu. Duraksadi, gülümsedi, Ryu’nun gözünün içine bakti ve “Şimdi ödeşme zamanı.” dedi...
18 Mayıs 2009 Pazartesi
Edo'da bir İBİŞ (gün 20)
Kalabaligin arasindan sirita sirita ve bir elini yumruk yapip diger elinin avcuna vurup adeta göz dagi vererek ilerliyordu Zangief . Her adım atişi, Kishiro’nun dizlerinin titremesine sebep oluyordu. Kishiro’nun aklina Ryu geldi sonra, Ryu olsaydi ne yapardi. Hazir mesafe de vardi bi Haduken atsa ne olurdu acaba. Ama şimdi ilk hamlenin ondan gelmesini beklerse daha dogru olurdu en azindan mahallelinin gözünde hakli duruma geçerdi. Hoş adam bakkal amcayi tartakliyordu ne yapsa hakli durumda olurdu da, işte daha da bi hakli duruma geçmek istedi Kishiro. Zangief “nerede o Ryu denen dümbelek?” diye sordu hemen, “Karsima cikmaya korkuyor degil mi?” diye de eklemekten geri kalmadi. Kishiro sag elini tokat yapip “ne korkucak len? Senden korkan senin gibi olsun” diye gelişine vurdu lafi. Zangief “bi tur daha döviyim o zaman seni” diyerek kollarini 90 derece kaldirip o meşhur dönme hareketini yaparaktan Kishiro’ya dogru geliyordu. Çok yakindan izleyen bazi mahalleliler bu hareketten nasiplerini aldilar tabi. Kishiro kendinden emin bi şekilde oldugu yerde durmayi tercih ediyordu. Karşisindaki o iri kiyim insan azmani insan da döndükçe dönüyordu, tazmanya canavarindan bi farki kalmamişti neredeyse. Aralarinda 2 metre kalmişti, Kishiro yumruklarin oluşturdugu rüzgari hissedebiliyordu yüzünde, hatta daha da yaklaştikça rüzgarin şiddetinin arttigini fark etti ve neredeyse herbiri kücük yumrukcuklar gibi hasar vermeye başladi. “Ne salak hareket lan bu” diye düşündü Kishiro. Hatta “gözü olan herkes bundan kaçar” diye de ekledi düşüncesine. Ama planlamadigi bişey vardi Kishiro’nun: Çekim kuvveti. Zangief yaklaştikça Kishiro ister istemez ona yaklaşiyordu. Bi anda korku sardi dört bir yanini. O devasa yumruklardan öncesinde kaçmişti ama şimdi, agzinin ortasina bi tanesi gelicek gibi duruyordu ve bundan kaçamiyordu, gözlerini kapadi ve kaderine resmen boyun egiyordu ve kaçinilmaz son gelmişti, o devasa yumruklarin bi tanesi Kishiro’nun agzinin ortasinda patladi. Kamyon çarpmişa dönen Kishiro kalabaligin üstüne dogru savruldu. Yumruk o kadar sert gelmişti ki Kishiro’yu 4-5 metre geriye firlatmişti. Kalabaliga çarpip yere düştügünde agzinda bişiler oldugunu gördü. Diliyle düzeltip tükürünce kanlar içinde tavşan dişlerini gördü. Kishiro artik ön süt dişleri düşen kücük cocuklar kadar sevimsizdi. Zar zor ayaga kalkti. Dişlerini sıkıp sert bir şekilde Zangief’e bakiyordu, ama ön dişleri döküldügünden pek bi etki birakmadi karşindakinde. Hatta Zangief’i ve kalabaligi bi gülme almişti. “Yeter lan! bunu sen istedin” diyip tüm dikkatini toplamaya çalişti. Biraz gürültü vardi ama yine de az da olsa bunu başarabildi. Haduken atmaya çalişicakti Kishiro. Ellerini açti, bileklerinden tam birleştiricekti ki, kalabaligin arasindan birinin sesi yükseldi. Yaşli bir kadindi bu, bastonu ile zar zor yürüyebiliyordu. “ ne bu gürültü patirdi be, zibidiler.” Dedi kalabaligin arasindan yavaşça cikan kadin. Kishiro bileklerini birleştirmiş halde kadina dönüp bakti. “Tam geri çekil be ölcen şimdi” dicekti ki lafi, Zangief Kishiro'nun agzindan aldi adeta. Zangief “kak git lan burdan, bas git seni muşmula suratli seni.” dedi. Kalabaliktan birden “hiiiiiiiiiieee, ne dedi. Olm deli misin söylenir mi ona öyle laf, bence kaç” tarzinda konuşmalar yükseldi. Kadin yavaşça başini kaldirdi. Kendisinden hiç beklenmedik bi çeviklikle ziplayip “ne dedin sen? Ne dedin sen?” diyerekten Zangiefin alninin ortasina asasiyla yapiştirdi. Zangief agzi açik bir şekilde arkaya dogru düştü. Yaşlı kadin yavaşça ayaklari üzerüne kondu ve başindaki koni şekildeki şapkasini yavaşça cikardi. “sen kiminle aşik atiyorsun delikanli.” Dedikten sonra da kalabaligin arasina girip yavaşça gözden kayboldu. Kimdi koskoca adami tek hamlede yere seren esrarengiz yaşli kadin? Kishiro bunlari düşünürken öylece kalakalmişti. Sonra tribünlere oynamak için “ben de şimdi onu yere sericektim zaten, yaşli teyze benden hizli davrandi” dedi, kalabalik birden “hiiiiieeeeeee. Ne dedi, olm deli misin söylenir mi ona öyle laf, kaç bence” dedi ve kalabaligin arasindan ziplayan bir figür Kishiroya dogru geliyordu. Tam güneşe denk geldigi için Kishiro’nun gözleri kamaşmiş, neyin geldigini bile görememişti, çok da fark etmezdi aslinda, hani neyin geldigini görse de kaşlarinin ortasinda yiyecegi asadan kurtulamazdi kesinlikle. Alninda sicak bir şey hissetti Kishiro. Ardindan arkaya dogru düştü. Yaşli kadin yine yavaşça ayaklari üstüne indi, koni şapkasini biraz silkeledikten sonra başina takip homurdanarak kalabaligin arasinda kayboldu. Kishiro kendine geldiginde kalabalik çoktan dagilmişti. Zangief’in yattigi yere dogru bakti, o da yoktu. Koskoca meydanda tek başina yatiyordu. Dogrulmaya çalişti, başi çatlicakmiş gibi agriyordu. Bi günde 2 darbe ona çok gelmişti anlaşilan. Dogruldugunda kucaginda bi not oldugunu fark etti. Çarpik çurpuk bir yaziydi bu. Titrek bir el yazmişti sanki. Yaziyi okumaya çalişti Kishiro “yören şapak uakti meyolana qel.” Pek bi anlam veremedi, kagitta aslinda şu yaziyordu: “yarin şafak vakti meydana gel.. IguAna”
28 Nisan 2009 Salı
Edo'da bir İBİŞ (gün 19)
Ken gözlerini kapatip başini yukari kaldirdi ve göz yaşlarini tutamadi. Sevinçten agliyordu. Çünkü Ryu yaşiyordu. Yani En azindan kirişin altinda ölmemişti. Sevinçle, salondan daha dogrusu salondan geriye kalandan disari cikti. Evine dogru yavas adimlarla ilerledi. Bu zaman zarfi boyunca hep Ryu’yu düşündü, “acaba neredeydi, durumu nasildi, nasil çikmişti o aptal agirligin altindan, birisi mi yardim etmişti, eger öyleyse kimdi bu?” yavaş yavaş ev göründü. Kapiyi açti ve içeri girip Kishiro’yu kontrol ettikten sonra biraz kestirmek için yatagina dogru yürüdü. Bu sirada Ryu gözlerini açti. Nerede oldugunu bilmiyordu. Etrafina bakinmak istedi, fakat boynunu hareket ettiremiyordu. Boynunun o pozisyonda izin verdigi kadar etrafina bakinip tanidik bi obje aradi ama herşey o kadar yabanciydi ki ona. Dudaklarindaki kuruluk aci vermeye başladiginda istemsiz bi şekilde “suuuuu” diye inledi. Bu inleme sanki o anki tüm enerjisini almiş olucak ki gözlerini daha fazla açik tutamadi. Gözleri yavaşça kapanirken dudaklarina gelen su damlalari ona biraz daha dayanma gücü verdi. Gözlerini tekrar açti, bu sefer etraf bulanikti, karşisinda bi silüet gördü. İri bi adamdi sanki bu. “Yoksa yoksa Zangief miydi lan bu?” diye düşündü Ryu. Görüntü biraz daha netleşti, karşisindaki Zangief degildi. Gayet şık giyinimli bir adamdi. Adam Ryu’nun karşisindaki sandalyeye oturdu, bir beyefendi edasiyla bacak bacak üstüne atti ve söze başladi: “Ryu, senin hakkında çok şey duydum. Ben Tokugawa Shogunate. Seni biraz misafirimiz yapicaz.” Bu cümleyi duyduktan sonra koluna bir sıvının enjekte edildigini görebildi. Çok geçmeden görüntülerin hepsi kaymaya ve bulaniklaşmaya başladi. Gözleri kapandi. Derin bir uykuya daldi.
O sirada Ken “Ryuuuuu” diye bagirarak kan ter içerisinde uykusundan uyandi. Birkaç saat önce yaşadigi olayi rüyasinda biraz daha abartili bir biçimde görmüştü; kafasi, gözü patliyordu bildigin. “Yok canim, Ryu öyle şey yapmaz” diyip yatagindan kalkti ve Kishiro’ya bakmaya gitti. Her zamanki uyuma pozisyonunda uyuyordu Kishiro; sirt üstü yatar vaziyette, agzi sonuna kadar acik, kollar ve bacaklar da acik, burnunda büyüyüp kücülen bir baloncuk. Bunu görünce “tamam Kishiro iyileşmiş” diye düşündü, gülümsedi ve bir bardak su içmek için mutfaga gitti. Yine düşünceler etrafini sarmişti, “acaba Ryu iyi miydi?” daha sonra “onca zorluktan cikti bundan da kurtulmuştur yahu bu nedir ki” diye düşündü. Uyuyabilirim belki umuduyla yatagina geri döndü. Sabah olup Ryu’nun horozu bahçede avazi ciktigi kadar ötünce tüm ev ahalisi uyaniverdi birden. Kishiro hemen kalkip banyo sirasinda en önlerde yer kapma telaşiyla koridora cikip, her sabah bu sira için kavga ettigi Ryu’yu göremeyince şaşirdi biraz ama sonra ehehe miskin hala uyuyor heralde diyip atladi banyoya. Keyfini Ryu’nun kapiya attigi tekme ve yumruklarin bozucagini tahmin ediyordu. Ama böyle bir şey olmadi. Kishiro işkillendi dogrusu. Yavaş yavaş ve parmak ucunda Ryu’nun odasina gitti, onu uyandirmak da istemiyordu, uyaninca cok huzursuz ve saldirgan olabiliyordu Ryu, onun güdümlü terliklerine maruz kalmak istemiyordu Kishiro. Yavaşça kafasini uzatti odaya, Ryu orda yoktu. Şaştı kaldi. Babasinin odasina gitti. Telaşla Ryu nerde diye sordu. Babasi olanlari birbir anlatti. Kishiro adeta kahrolmuştu. Suçluluk duygusu almiş başini gitmiş, vicdani bogazini sıkıyordu sanki. Bir yumru kalmişti, yutkunamiyordu bile. “ben öyle aptallik yapmasaydim beni taşimak zorunda kalmicakti ve o aptal kirişin altinda da kalmicakti.” diye kendi kendine kizdi. Babasi teselli etmeye çaliştiysa da pek başarili olamamişti. Nabeshima Efendinin dükkanina dogru yola cikti Kishiro, biraz beyaz peynir, zeytin, fistikli salam gazete fln alicakti. Dükkanin oldugu sokagin başina geldiginde, dükkanin orda bi kalabalik gördü. Bagirişmalar itişmeler küfürleşmeler taa sokagin başina kadar geliyordu. Kishiro, mahallenin yagiz delikanlisi olaraktan hemen kalabaliga dogru koştu. “Noluyor yahu burda” dicekti ki, bi adamin Nabeshima Efendi’yi bogazindan yukari dogru kaldirip silkeledigini gördü. Adam şöyle bagiriyordu: “nerde evleri söyleee, nerde oturuyorlar söyleeee, bildigini biliyorum nerdeeeeeee” Nabeshima Efendi kendinden geçmişti adeta, Kishiro daha fazla dayanamadi “lan ayip degil mi yaşli başli adami tartakliyorsun, sığır!” sonra kalabalik dönüp Kishiroya bakti, tabi Nabeshima Efendi’yi tartaklayan adam da; “kim ulan o dümbük” diyerekten tabi. Kalabalik birden açildi ve bir uçta Kishiro diger uçta iri yari bir adam duruyordu. Kishiro’nun gözüne gelen güneş adamın kim oldugunu tanimasinda zorluk çekmesine sebep oluyordu. Gözlerini kıstı işe yaramadi, eliyle siper edip şöyle bir bakinca, dizlerinin bagi çözülmüştü.adamin boyutlarini görünce Nabeshima Efendiyi rahatlikla havaya kaldirip tartaklamasina şaşmamak gerekirdi aslinda. Çünkü Kishiro’nun karşisinda Zangief, tüm haşmetiyle duruyordu...
O sirada Ken “Ryuuuuu” diye bagirarak kan ter içerisinde uykusundan uyandi. Birkaç saat önce yaşadigi olayi rüyasinda biraz daha abartili bir biçimde görmüştü; kafasi, gözü patliyordu bildigin. “Yok canim, Ryu öyle şey yapmaz” diyip yatagindan kalkti ve Kishiro’ya bakmaya gitti. Her zamanki uyuma pozisyonunda uyuyordu Kishiro; sirt üstü yatar vaziyette, agzi sonuna kadar acik, kollar ve bacaklar da acik, burnunda büyüyüp kücülen bir baloncuk. Bunu görünce “tamam Kishiro iyileşmiş” diye düşündü, gülümsedi ve bir bardak su içmek için mutfaga gitti. Yine düşünceler etrafini sarmişti, “acaba Ryu iyi miydi?” daha sonra “onca zorluktan cikti bundan da kurtulmuştur yahu bu nedir ki” diye düşündü. Uyuyabilirim belki umuduyla yatagina geri döndü. Sabah olup Ryu’nun horozu bahçede avazi ciktigi kadar ötünce tüm ev ahalisi uyaniverdi birden. Kishiro hemen kalkip banyo sirasinda en önlerde yer kapma telaşiyla koridora cikip, her sabah bu sira için kavga ettigi Ryu’yu göremeyince şaşirdi biraz ama sonra ehehe miskin hala uyuyor heralde diyip atladi banyoya. Keyfini Ryu’nun kapiya attigi tekme ve yumruklarin bozucagini tahmin ediyordu. Ama böyle bir şey olmadi. Kishiro işkillendi dogrusu. Yavaş yavaş ve parmak ucunda Ryu’nun odasina gitti, onu uyandirmak da istemiyordu, uyaninca cok huzursuz ve saldirgan olabiliyordu Ryu, onun güdümlü terliklerine maruz kalmak istemiyordu Kishiro. Yavaşça kafasini uzatti odaya, Ryu orda yoktu. Şaştı kaldi. Babasinin odasina gitti. Telaşla Ryu nerde diye sordu. Babasi olanlari birbir anlatti. Kishiro adeta kahrolmuştu. Suçluluk duygusu almiş başini gitmiş, vicdani bogazini sıkıyordu sanki. Bir yumru kalmişti, yutkunamiyordu bile. “ben öyle aptallik yapmasaydim beni taşimak zorunda kalmicakti ve o aptal kirişin altinda da kalmicakti.” diye kendi kendine kizdi. Babasi teselli etmeye çaliştiysa da pek başarili olamamişti. Nabeshima Efendinin dükkanina dogru yola cikti Kishiro, biraz beyaz peynir, zeytin, fistikli salam gazete fln alicakti. Dükkanin oldugu sokagin başina geldiginde, dükkanin orda bi kalabalik gördü. Bagirişmalar itişmeler küfürleşmeler taa sokagin başina kadar geliyordu. Kishiro, mahallenin yagiz delikanlisi olaraktan hemen kalabaliga dogru koştu. “Noluyor yahu burda” dicekti ki, bi adamin Nabeshima Efendi’yi bogazindan yukari dogru kaldirip silkeledigini gördü. Adam şöyle bagiriyordu: “nerde evleri söyleee, nerde oturuyorlar söyleeee, bildigini biliyorum nerdeeeeeee” Nabeshima Efendi kendinden geçmişti adeta, Kishiro daha fazla dayanamadi “lan ayip degil mi yaşli başli adami tartakliyorsun, sığır!” sonra kalabalik dönüp Kishiroya bakti, tabi Nabeshima Efendi’yi tartaklayan adam da; “kim ulan o dümbük” diyerekten tabi. Kalabalik birden açildi ve bir uçta Kishiro diger uçta iri yari bir adam duruyordu. Kishiro’nun gözüne gelen güneş adamın kim oldugunu tanimasinda zorluk çekmesine sebep oluyordu. Gözlerini kıstı işe yaramadi, eliyle siper edip şöyle bir bakinca, dizlerinin bagi çözülmüştü.adamin boyutlarini görünce Nabeshima Efendiyi rahatlikla havaya kaldirip tartaklamasina şaşmamak gerekirdi aslinda. Çünkü Kishiro’nun karşisinda Zangief, tüm haşmetiyle duruyordu...
26 Nisan 2009 Pazar
Edo'da bir İBİŞ (gün 18)
Her başarılı “Haduken” duvarda yuvarlak bir is olarak geri dönüyordu. Tüm salonun duvarlari is olmuştu, bazi ahşap döşemelerden dumanlar çıkıyordu. Kishiro “Haduken” atarak kendinden geçerken, ne kadar enerji harcadiginin farkinda bile degildi. Gittikce basi dönmeye, kendini halsiz hissetmeye başlamişti. Duraksadi yüzündeki o neşe birden yok oluvermişti. Rengi soldu, başını tuttu ve sendeledi. Bunu fark eden Ryu bi koşu Kishiro’nun yanina gitti ve Kishiro tam yere yığılırken onu havada yakaladı. Tam o sirada Ryu’nun burnuna yanık kokusu geldi. Bi yerler yaniyordu. Dişaridan sesler de gelmeye başlamişti : “yangıın var, salon yanıyooor, su getirin cabuuuk.” Ryu Kishiro’yu kucakladi, Ken de önden gidip yolun acik olup olmadigini kontrol etti. Ateş koridora çoktan sıçramıştı. Çatıdan düşen ahşap kiriş parçaları koridoru tıkamıştı. Ken bi yolunu bulup dışarıya çıktı, Ken’i izleyen Ryu da agir ama emin adimlarla ilerliyordu. Birden büyük bir gürültüyle agir bir tahta parçası tam üstlerine dogru düştü, Ryu’nun sezileri cok güçlü oldugundan Kishiro’yu kucagindan güvenli bi tarafa dogru firlatti ve koca kirişin altinda kendi kaldi. Ken olan biteni görmüştü ve hemen yanan binaya geri girdi. Ryu’nun bilinci açikti, “Kishiro’yu... Kishiro’yu burdan... cikar... hemen... bina cökmek üzere... cabuk ol...” Ken can dostunu orada birakmak istemiyordu ama baygin durumda duran da kendi ogluydu. Oglunu kaptigi gibi dişari, güvenli bi yere götürdü, daha sonra binaya girmek için geri döndügünde, bina büyük bir gürültü ile çöktü. Ken öylece kalakaldi, gözünden bir damla yaş süzüldü, boynundaki alnindaki ne kadar damari varsa hepsi birden şişti ve gecenin sessizligini büyük bir haykiriş bozdu: “Ryuuuuuuuuu!!!!” Can dostu Ryu o aptal binanin altinda kalakalmişti. O sirada kalabaligin içerisinden bagirişmalar tartişmalar küfürleşmeler gelmekteydi. İdris Efendi bi hışımla çikti kalabaligin içinden ve Ken’e dogru sinirli sinirli yaklaşti. “Haçen, ahali içeride ateşle oynadığınızi söyleyi, spor salonunda ateşin ne işi vardur, sen bana spor yapıcaz demedin mi ha uşak? Ben saa inandım, senin şu yaptığına bak. Yaktınız, yıktınız salonumu be pokyiyenin oğli. Geberteceğum hepinizi.” Dedikten sonra Ken’in üstüne yürüdü. Ken can dostunu kaybetmenin verdigi sinir ve üzüntüyle tek bir hareketle İdris Efendi’yi yere serdi. Mahalleli, “sen naptigini saniyorsun.” diyerek Ken’in üzerine yürüdü. “eeh sizle mi ugrasicam lan ben” diyerekten Kishiro’yu kaptigi gibi eve dogru kaçmaya başladi. Birkaç adim gittikten sonra arkasina son bir kez bakti. Baktigi şey yanan bir binanin enkazi degildi; baktigi şey... baktığı şey... bunun cevabini kendi içinde bile veremiyordu. Dudaklarini issirdi ve koşmaya devam etti. Eve vardiklarinda Kishiro’yu hemen yatagina yatirdi. Surati dumandan simsiyah olmuştu. Nefesini kontrol etti birkez daha. İslak bezle yüzünü temizledikten sonra odanin işigini söndürüp odadan ayrildi. Tekrar salonun yolunu tuttu, arkadasini aramaliydi, eger öldüyse ki bunu aklina bile getirmek istemiyordu onu bulup ona yakışır bir cenaze düzenlemeliydi. Salona gittiginde yangin söndürülmüştü ve kalabalik da dagilmişti, tektük birkaç kişi vardi. Ken onlarin yanina gitti, onlari selamlayip neler oldugunu sordu. Adamlardan bi tanesi “valla içeride birileri ateş mi ne yakmiş sonra koridora ve çatiya sıçramiş ateş durduramamişlar gitti güzelim spor salonu” dedi. Ken kendini zor tutuyordu, bunu diyen adamin agzina bi tane yapiştirip dişlerini eline dökmek istiyordu ama yine de soguk kanli davranmayi bildi. “içeride birileri kaldi mi? Yaralanan birileri var mi?” diye sordu ve yaniti beklerken göz bebekleri büyümüş, adamlardan cikicak herhangi bir kelimeyi havada kapicakmiş gibi hazirda bekliyordu. Adamlar birbirlerine bakti ve bi tanesi “valla içeriye şöyle bi baktilar kimseyi bulamamişlar, zaten içeride biri kaldiysa kömür olmuştur bulamamişlardir.” dedi. Ken, adamin lafi biter bitmez firlayip enkazin arasina daldi. Ryu’yu biraktigi yere gitti, koca kirişi hala orda duruyordu ve hala sicakti. kaldirmayi calisti. Elleri yandi, ama kararliydi o aptal kirişi kaldiricakti. Ne kadar aci verse de bu yapicakti yapmaliydi. Tüm gücünü kullandi kirişi hareket ettirebilmişti, belki Ryu altindadir ve hala hayattadir ümidiyle kirişi iyice kaldirip öyle firlatti. Kirişi birakir birakmaz ellerine bakti. Elleri o kadar cok yanmişti ki derisi soyulmuştu resmen. Ellerindeki aciyi unutup hemen kirişi kaldirdigi, Ryu’yu biraktigi noktaya bakti ve agzi acik kaldi ve gözleri doldu. Çünkü Ryu orada degildi...
22 Nisan 2009 Çarşamba
Edo'da bir İBİŞ (gün 17)
Kishiro’nun gözleri büyüdü alev topunu görünce, kaçmaya yeltendi ama o kadar hizli geliyordu ki birden tüm görüşünü kapladi ve suratinda bi sicaklik hissetti, bildigin yemişti agzinin ortasina “haduken” i. Sessizligi Ken’in kahkahasi bozmuştu. Ken’i bu kadar güldüren şey ise “Haduken” i yiyen Kishiro’nun yüzünün her tarafinin is olmasi ve saçlarindan duman tütmesiydi. Ken’in bu kadar neşelenmesine biraz bozulmuştu ve sinirlenmişti acikcasi Kishiro. Sonuçta daha hiç bir şey bilmiyordu. Sadece Ryu’yu izlemişti “haduken” atarken. Bakişlari ciddileşti. Derin bir nefes aldi. Dizlerini biraz büküp bacaklarini iyice açti. Ellerini bileklerinden birleştirdi, konsantre oldu, gözlerini kapatip enerjisini toplayip “haduken” diye bagirdi. Hiç bir şey olmamişti tabi ki. Ken sadece olup biteni izliyordu sessizce ama içten içe de kıkır kıkır gülüyordu. Bir kere daha denedi Kishiro, sonra bir kere daha. “Haduken... Hadukkeeeeeen... Haaaaaaduuuuuuuuuuukeeeeeen” her seferinde hüsranla sonuçlandi. Hiç bir şey oldugu yoktu. Sonra derin bir nefes aldi. Tüm enerjisini buna harcicakti. Dizlerini iyice büktü neredeyse yere kadar egildi. Ellerini titretmeye başladi. Kendini sıkıyordu. Sonra bişilerin oldugunu fark etti. İyice titredi, kendini iyice sıktı, sanki oluyordu evet evet birşeyler oluyordu hakkaten. “hiiiiaaaaa” diye bi nağra atti. “evet şimdi görüceksin Ryu efendi” diye düşündü. Artik titremenin son safasindaydi, dişlerini öyle bi sıkıyordu ki neredeyse azı dişlerini çatlatıcakti. Kishiro “veeee işte geliyoooor.” diye bagirdiktan sonra salon tek bi ses ile inledi: “Pıııırrrttt” Ken ve Ryu birbirine baktilar ve ayni anda koptular, gülmekten yerlere yatiyorlardi adeta. İkisi de karinlarini tutuyor, parmaklariyla Kishiro’yu gösterip bir kez daha kopuyorlardi. Kishiro yerin dibine girmişti, pırt neydi ya pırt neydi, rezil olmuştu hem babasi Ken’e hem de ustasi Ryu’ya. O kadar ıkınırsa olacagi buydu. Gülüşmeler bi 10 dakika kadar sürdü. Gözlerindeki yaşlari silen Ken, Kishiro’yu yanina çagirdi. Ara ara yine kendini tutamayip gülüyordu, Kishiro iyice sinir oluyordu da babasina bişi diyemiyordu yoksa yicekti agzina aparkati. Ken, Kishiro’nun kulagina egildi ve bişiler söyledi. Kishiro çok dikkatlice dinliyordu babasini. Ken konuşmasini bitirdikten sonra Kishiro’nun sirtini sivazladi “hadi görüyim seni” dedi. Kishiro yine geçti Ryu’nun karşisina, Ryu yine selamladi ve “bu sefer kokutma ama tamam mi” dedi ve gürültülü bi kahkaha atti. Kishiro hiç bi tepki vermedi. Sadece Ken’in söyledigi şeyleri düşündü, gözlerini kapatti ve söylenenleri harfi harfine yapmaya çalişti. “Haduken” diye bagirdiktan sonra gözünü açtiginda avcunun içinden bir alev topunun çikip Ryu’ya dogru gittigini görünce gözlerine inanamadi. Boyutu biraz kücüktü, yaklaşik leblebi büyüklügündeydi ama bu Ryu ve Ken’i etkilemeyi başarmişti. Ryu bir adim saga giderek kacti bu “Hadukencikten” Kishiro’nun kendine güveni gelmişti ilk denemesinde utanc verici anlar yaşamişti ama babasinin bazi duzeltmeleri sayesinde 2. denemesinde az da olsa basarili olabilmişti. Biraz antremanla battal boy bi alev topu yapabilirdi sanki hani hani. Ryu Kishiro’nun yanina geldi Ken’i de eliyle işaret ederek yanina çagirdi İdris Efendi’den karatahta ve tebeşir istemesini söyledi.İdris Efendi hemen bi karatahta ile kapidan girdi. Ryu tebeşiri eline aldi ve bu teknigin tüm ayrintilarini bir bir tahtaya yazdi. Bi yandan Ryu yaziyordu bi yandan bu teknigi Ken gösteriyordu. Anlatim hızı Kishiro’nun anlama kapasitesine göreydi. Oldukça yavaşti yani. İdris Efendi kapidan göründü, “uşaklar epey geç oldi yavaştan diyorum çıksak mi?” dedi Ken hemen babacan bi tavirla “merak etme İdris Efendi biz kapariz salonu dert degil biraz daha işimiz var” diye savuşturdu adamcagizi. Gece olmuştu artik. Kishiro olayi tam olarak kavradiginda saat gecenin 2 siydi. Ken ve Ryu bezginlik belirtileri gösterirken, Kishiro, ögrendigi bu yeni teknigi deniyordu. İlk 2 denemesinde yine hatalar yapti ve leblebi tanesinde alev toplari yapmayi yine başardi. Sonra Ryu’nun firlattigi takunya kafasina gelince sinirlenip teknigi harfiyen uyguladi. Birden ellerinin içinden futbol topu büyüklügünde bir alev topu çikmişti. Ryu ve Ken “oha başardi” diyip ayaga kalkmişlardi, Kishiro ise bunu yapabildigine inanamiyordu. Bildigin “Haduken”i ögrenmişti yahu. Tam o sirada, gecenin karanligini bozan salonun penceresinden sızan isiklar, birkaç kişinin dikkatini çekmişti. Çalilarin içinden bir çift göz salonun penceresine bakiyordu...
12 Nisan 2009 Pazar
Edo'da bir İBİŞ (gün 16)
Kishiro bi koşu odasina gidip, liseden beri kapagini açmadigi 3 ortali haritamethod defterini ve ucunu bicakla actigi dandik huber daster markali kursun kalemini alip heyecanla Ryu ve Ken’in karşisina dikildi. Agizlarindan cikicak olan her kelimeyi not almayi dusunuyordu Kishiro ve nitekim de öyle yapti. “Hadi o zaman mahallenin spor salonuna gidiyoruz” diyip önden cikti Ryu, onu Ken izledi, Kishiro da en son deftere “Hadi o zamaaan mahalle...” diye birseyler yazarken, Ryu’nun bahceden attigi tasin şakaklarina gelmesiyle ile irkilip, kalemi defteri ayakkabiliga birakip evden cikti. Heyecani yüzünden okunuyordu zaten. Sürekli yaylanarak yürüyüp, Ryu’nun dibinden dibinden gidiyordu, bisiler dicek gibi oldu sonra Ryu sol elini kaldirip tokat aticak gibi yapinca hemen bir adim arkaya sekti, hani hakkaten Ryu tokat atmaya kalksa eger special bi hareket gelmicekse sonrasinda o tokati cok kolay savusturabilirdi. Adrenalinin vucudda dolasmasi guzel birseydi aslinda, zindelik verirdi fln. Spor salonuna geldiklerinde, İdris Efendi karşilamişti onlari. Eski bir pehlivandi İdris Efendi. İnanmasi güçtü çünkü o da bir Türktü. Karadenizin yeşil yaylalarindan cikip gelmişti. Yaninda findik ve çay da getirmişti, spor merkezinin hemen arkasindaki bahçeye tohumlari dikmiş, hatta ilk senesinde ürün bile almişti. “Haçen çay içmenun da bi adabu vardur” diyip durmuştu herkese, daha sonralari çay seronomisine verilen önemin artmasinda İdris Efendi’nin büyük rol oynadigi söylenilir. İdris Efendi, Ryu ve Ken i taniyordu zaten, Kishiro’ya dönüp tip tip bakti. “uşağum, sen kiümlerdensun söyle bağa bagâyım?” Ken hiç sesini cikarmadi Kishiro’nun ne diyecegini cok merak ediyordu. Kishiro, İdris Efendi’nin şivesine takilip kalmişti. Edo kabus gibi gelmeye başlamişti, trakyali bir muhtar, laz bir spor salonu işletmecisi. “Noluyor yahu burda her yerde Türkler var” diye düşünürken, cevap bekleyen İdris Efendi elindeki tespihi hizli hizli döndürüyordu. Hipnoz etkisi de yaratiyordu hani hani. “aloooooooooooooo kime diyrum? Bu uşağun aklı gidik, yaramaz uşak bu, Ken doğru söyle, senin midur ha bu uşak, eğer öyle değulse vuracağım ona, yatıracağum aşağa” dedi İdris Efendi, daha fazla dayanamayan Kishiro basti kahkahayi ve akabinde yedi ensesine tokadi Ryu’dan. Ken de araya girip İdris Efendi’yi sakinleştirmeye çalişti: “ bu benim oglan ya, akli 5 karis havadadir; sen onun kusuruna bakma, salon boşsa biz iceri girelim calismamiz lazim.” İdris Efendi, Kishiro’ya sinirli sinirli bakip içeri girmelirine izin verdi. Kishiro hala biyik altindan gülüyordu. Salona girdiklerinde Kishiro’yu duvar dibine oturtup dikkatli izlemesini tembihlediler. Salonun perdelerini tamamiyla kapatip, disaridan izlenme ihtimalini sifiri indirdiler. Antremana basladiklarinda Kishiro’nun gözleri fal taşi gibi acildi, çenesi neredeyse yere degicek kadar acilmişti ve dili de dişari dogru sarkıyordu. Çünkü o zamana kadar bulunmuş hiçbir fizik kanununa uymuyordu yaptiklari hareketler. Daha önce “Shoryuken” i fln görmüştü ama “haduken”i ya da “tatsumaki senpuu kyaku”yu ki halk arasinda “depdep duken” diye de bilinirdi bu hareket. “Siz insan misiniz ya” diye düşündü önce ve şaşirdi baya bi, sonra “ee şimdi bunlar bana da ögretir bu hareketleri fln, ohh ne guzel tüm mahalleliyi tartaklarim vallahi, o zangief denen yarmayi da doverim bu hareketlerle.” diye de ilave etti. Tüm bunlari düşünürken hareketlerin püf noktalarini kaçiriyor, şebek şebek tavana bakip gülümsüyordu. Hayal kurdugu apacik belliydi, kendilerini izlemeyip hayal kurdugu fark eden Ryu, ayagindaki sandaleti cikartip Kishiro’ya dogru firlatti. Odada bi kavis cizen sandalet Kishiro’nun yanaginda patladi. Sol yanaginda sandalet izi çikan Kishiro “yine naptim yahu” diyen gözlerle Ryu’ya bakti. “sandaletimi bana getir ve karşima geç” talimatini verdi Ryu. Ses tonu gayet sertti. “oha ya şimdi yicez dayagi, bu herif de hiç bişi kaçirmiyor ne oldu ki 2 dk daldik gittik olamaz mi” diye düşünüp üfleye püfleye Ryu’nun karşisina geçti. Ryu Kishiro’ya selam verdikten sonra, birden salon inledi: “Hadukkeennnn” Kishiro’ya dogru koskocaman bir alev topu geliyordu...
7 Nisan 2009 Salı
Edo'da bir İBİŞ (gün 15)
Ryu “mahalledeki cocuklarla biraz iteleştik” tarzinda bir cevap bekledigi için “Zangief” ismi, farkinda olmadan karin boşluguna atilan yumruk gibi gafil avlamisti Ryu’yu. “Zangief“ diye tekrar etti kendi kendine. Bakişlari donuklaşmişti, alni kiriş kiriş oldu, düşünceli bir hal aldi yüzü. Hiç bişi demeden içeri gitti. Ken, Mihriban ve Kishiro da bişey diyemedi acikcasi. 2-3 saniye bakiştiktan sonra Mihriban izin istedi ve evine dogru yola koyuldu. Ken Kishiro’nun yaralariyla ilgilenmeye başladi, “omzun biraz ezilmiş cok sorun yok, bandajla hallederiz” diyip bandaj sardi omzuna Kishiro’nun. “ee evlat anlat bakalim bugunkü olaylari etraflica” diye de babacan bi tavirla konuya girdi. Bahçede duran banka oturup baba ogul laflamaya başladi. “sabah erkenden antremana cikmiştim, işte sütleri aldim, muhtarin evine gittim, kapi acikti noluyor fln diye daldim iceri, ev darmadagin olmuş, muhtari buldum yiginlarin arasinda kaldiricaktim fln, Zangief denen at agizli tavşan kulakli adam cikageldi. Nasi iri anlatamam, beni tartaklamaya calişti işte, yumruklarindan kaçtim fln, sonra yoruldu ben başladim ona vurmaya, abi nolur vurma diyor, nasi yalvariyor koskoca adam, bide muhtarin önünde, yapma abi dövme beni diye ayaklarima kapandi, işte colugum cocugum var kimsenin yüzüne bakamam dövme beni bagişla fln...” diye sıkmaya başlamişken Kishiro, Zangiefi taniyan ve hiç de böyle şeyler yapmicagini bilen Ken eliyle Kishiro’nun ensesine yapiştirdi tokadi “dogru düzgün anlat len zibidi, Zangiefi taniyorum ben” şamari yiyince kendine gelen Kishiro hikayeye dogru düzgün devam etmeye başladi “ ya tamam üff, Zangief geldi böyle artistlik yapti fln, sonra bunu Ryu’ya ilet diye okkali bi yumruk salladi, kaçtim yumrugundan, gelse ölürdüm heralde, sonra sinirlendi bi tane daha salladi yumruk, ondan da kaçtim, sonra masayla vurdu bana düdük, ondan kaçamadim ama bildigin battal boy masaydi, neyse bu bişi degilde giderken şey dedi 3 gün sonra meydanda beklicekmiş Ryu’yu, onun agzini burnunu dövücem fln diye de tehditler savurdu. Napsak ya daha söyleyemedim Ryu’ya”. Ken “hmm” diyerek düşünceli bi hale büründü. “ben söylerim evlat sen düşünme bunlari şimdi, Mihriban da iyi kiza benziyor, geçen gün söylediklerimi cok takma” dedi Ken, son cümleyi duyan Kishiro sevincinden havalara sıçradı, bandaji fln ne varsa firlatip, mahallede bi tur atmaya çikti. 100 metre civari gitmişti ki, asık bi suratla, kolunu tutarak “off kolum” diye geri döndü. “Geç içeri geç ibiş” diyip tekrar bandaji sardi Kishiro’nun omzuna, Ken de Ryu’ya bakmak için içeri geçti, odaya kapatmişti kendisini Ryu, içeriden hiç ses gelmiyordu, telaşlanmişti Ken, “lan yoksa bişi mi yapti bu deli kendine” endişesiyle kapiyi açmaya çalişti, oda kitliydi. İyice telaşlandi fln tam omuz atip kiricakti ki Ryu asık bi suratla kapiyi açti. Ken odaya girmek için izin istedi, izni alinca da girdi odaya ve kapiyi kapattilar. Kishiro çok merak ediyordu dogrusu içeride ne konuşuyorlar diye. Aslinda ne konuştuklarini biliyordu da Ryu’nun vericegi tepkileri merak ediyordu daha cok. Kabul edicek miydi Zangief’in düello teklifini, yoksa ne hali varsa görsün yeter ki bana bulaşmasin diyip gitmicek miydi. Peki o zaman şerefi, onuru ne olucakti? Tüm sayginligini yitiricek miydi? “Bide bana azcik teknik gösterselerdi ne guzel olurdu, süt taşiyip duruyorum ne olcak anlamadim ki, ne zaman agzina yüzüne vurucam rakibin? Tamam şimdi felsefe fln ruhi acidan gelişiyoruz da, yetmiyor yahu, bugun yedik masayi kafamiza işte, biraz teknik bişiler biliyor olsaydim, belki de masadan kaçip agzina vurucaktim Zangief’in. Ah biraz teknik ögretselerdi, ahh. “ diye hayiflanirken Ryu ve Ken çikti odadan. Ryu Kishiro’ya bakti. “bizimle gel antremanimizi izliceksin, detaylica anlaticam hareketleri, 2-3 teknik kaparsin belki, şuan için yapmana gerek yok zaten mantigini anlaticam, beyninde halletmeye bak” dedi. Bugun herşey mi iyi giderdi yahu, Kishiro’nun gözleri büyüdü, başini yukari dogru kaldirdi ve “Allah’ım sana geliyorum” dedi...
4 Nisan 2009 Cumartesi
Edo'da bir İBİŞ (gün 14)
Muhtar “bu Za... Zann.. Zaangi.. Zangief beaav” diyebildi ancak. “hmm Zangief mi?, bu ismi bi yerden hatirliyorum, ajan Rüstem Efendiyi fişekliyen adam degil miydi bu, Ryu gidip agzini burnunu kirmisti hatta bunun, sonra intikam yeminleri fln etmisti, Ryu dövdüyse ben de döverim ne var ki” diyip arkasini döndü Kishiro. O heybetli vucudu, bir atı bile ortadan ikiye ayriabilecek gücteki büklüm büklüm kasli kollari, bir kutuk genisligine sahip saglam bacaklari gorunce Kishiro, kucuk dilini yuttu. Zangief iceri girmek icin hareketlendiginde, Kishiro titremeye basladi belkide Zangief’in ayaklarini yere vurdugunda olusan sarsintiydi buna sebebiyet veren. Zangief, Kishiro’nun karisina gecip pişmiş kelle gibi sırıtıp yumrugunu diger eliyle sıkıp parmaklarini kitirdattiginda, Kishiro bayilcak gibi oldu, tüm vucudu titriyordu. Bu adam tam bir aygirdi. İnsan azmaniydi. Ryu bunu nasil dövmüştü ki? Dövdügüne göre Ryu hakkaten cok iyi bir dovuscu olmaliydi, ona olan saygisi 614512345145234 kat artmisti. Zangief yumrugunu kaldirdi “Bunu Ryu’ya ilet!” dedi ve “NiHAHA” diye o igrenc gülmesini de eklemeyi unutmadi. Koskocaman bir yumruk kendisine dogru gelirken Kishiro hala Ryu’nun ne kadar buyuk bi ustat oldugunu dusunuyordu, napmis da yenmisti bu cam yarmasini, adam bildigin battal boydu. Yumrugun geldigini fark etti, biraz yavas mi geliyordu sanki? Hani hareketin başlangicindan beri baya bi dusunce sıkıştırmıştı araya, “e madem yavaslamisti dunya, e kaciyim o zaman ben” diye dusunup egildi, yumruk basinin hemen ustunden gecti. Zangief şaşkın gözlerle diger yumrugunu salladi, Kishiro yine dusuncelere daldi: “simdiii, adam okkali yumruk salliyor, bi oncekinde egildik tamam eyvallah, ama o yumruk gelseydi var ya patlatirdi gözümü fln, iyi ki egdim kafami vallahi, aa o da ne? Bi tane daha geliyor, dur simdi sundan da egilerek kaciyim da, bi yerime gelir ölürüm fln şimdi hiç ugrasamam.” Gelen yumruktan yine egilerek kaçti, yavaş yavaş titremesi de geciyordu çünkü Ryu’nun bu izbandut herifi nasil dövdügünü anlamaya başlamişti sanki. Adam tamam iri yariydi eyvallah da hantaldi yahu, Ryu’nun kendisine soyledigi cumleyi hatirladi “senin cevikligini sevdim.” demişti. Ryu çevikligi sayesinde dövmüştü o zaman bunu. Birden kendine güveni geldi, “ehehe o zaman ben bu dallamyusu,önce oynatip, yorup sonra da bi guzel pataklarim” diye dusundu, bunlari dusunurken Zangief’in havaya kaldirdi masayi gormemisti. Masanin kendisine dogru geldigini gordugunde ise çevikligi onu kurtarmicakti. Minimum zararla kurtulmak için yana dogru yatti ama sag omzunda patladi masa. Bildigin ceviz agacindan yapilma masaydi, agirdi dogrusu, yere yigildi ve kipirdicak hali kalmamişti. “lan artistlik yaptik, yedik omzumuza masayi, demekki neymis, hic bir zaman kibirli olmicakmissin” diye de dersini aldi Kishiro. Zangief tükürükler saçarak attigi o pis igrenç kahkahasinin ardindan “3 gün sonra Ryu’yu meydanda beklicem. Orda olsun, tabi ki korkak bir tavuk degilse.” Dedi ve o igrenç kahkasini bir kez daha atti. Yavaş yavaş dişari cikarken muhtar da saklandigi yerden yavasca cikti ve Kishiroya dogru emekledi, birlikte üstündeki masayi kaldirdilar. Kishiro kendine geldiginde, derhal eve donmesi gerektigi kanısına vardı. Muhtari da orda tek basina birakicak degildi, onun da gelmesi icin israr ettiysede, “mahalleli bieni böyle gürmesien beavv” diyerek kibarca reddetti muhtar onu. Kishiro dogruldu ve agir adimlarla eve dogru yola koyuldu. Bu durumu nasil aciklicakti Ryu ve Ken’e. Ayrica omzu da cok agriyordu. Kirilmis olabilir miydi? Oynatamiyordu hic. Sütleri de dagitamamisti zaten. Azar isitir miyim korkusu da vardi hafiften, “ama extreme bi durum oldu yahu kizmazlar heralde” diye dusundu. 3 gun sonra nolcakti peki? Ryu meydana gelicek miydi? E gelirdi heralde koskoca Ryu idi bu. Öte yandan Zangief de su aygiriydi. Merak ediyordu ne olacagini. Eve yaklasti, Mihriban’in, Ken’in elini öptügünü gördü. Öglene kadar gecen sure icerisinde tek mutlu haber bu olabilirdi. Kishiro evin kapisina ulaştiginda, Mihriban ve Ken’in ona şaşirmiş bi halde baktiklarini gördü. Ken’in agzindan tek bir cümle çikti. “Ryu bir saniyeligine buraya gelir misin?” Ryu içeriden üzerinde pembe bir mutfak önlügü ve elinde de ördek şeklindeki firin eldiveni ile cikageldi. Dayak yedigi her halinden belli olan Kishiro’yu gördü, “bunu sana kim yapti?” diye sordu. Kishiro, Ryu’yu bu halde görmenin etkisiyle biraz moralini bozmuştu acikcasi. 3 gün sonra dana gibi bi adamla dövüşücekti, mutfak önlügü ve ördek şeklinde firin eldiveni de neyin nesiydi. Oldu olucak etek giyseydi bir de. “Kazanamicak” diye fisildadi kendi kendine. Ryu “cevap bekliyorum genç adam” dedi. Kishiro başini öne egdi ve yavaşça “Zangief...” dedi...
2 Nisan 2009 Perşembe
Edo'da bir İBİŞ (gün 13)
Ertesi sabah bi zinde kalkti Kishiro, ev ahalisi daha uyanmamişti, ayakkabilarini giydi, montunu aldi ve dolaptaki beyaz peynirden biraz tirtiklayip evden disari cikti. Nabeshima Efendinin dükkanina gidip kasalari aldi ve dogru muhtar efendinin evinin yolunu tuttu. Aklinda hep babasi Ken ve Mihriban vardi. Aralarini nasi duzelticekti. Bişiler yapmaliydi, maske takip babasini dövüp, Mihriban’a pansuman mi yaptirsaydi, ama annesi vardi Mihriban’dan önce o yapardi pansumani. Hem babasini hem annesini dövse? Yok yahu o da olmazdi ki. Anne ve babaya el mi kalkardi. Ayipti bi kere. Yazikti, günahti hem. Başka birşeyler bulmaliydi. Bu düşünceler sayesinde yol cabucak bitmişti, muhtarin evi görünmüştü. Hizli adimlarla yaklaşti eve kasalari yere indirdi, bir süt şişesi kapıp, yaylana yaylana kapiya dogru ilerledi. Tam çalicakti ki, kapinin kilidinin kirik oldugunu gördü, işkillenmişti. Bi terslik vardi, muhtarin kişin yakmak üzere kesip, itinayla dizmiş oldugu odun yiginindan bir gürgen kapti hemen. Bir elinde süt şişesi diger elinde gürgen yavaşça girdi içeri, heryer heryerdeydi. Belli ki hirsiz girmişti, ve eşyalarin konumundan ve bazi bazi kan izlerinden içeride bir bogusmacanin yaşandigini anladi, içerideki odalara bakarkene gürgen sopasi hali hazirda yukarida bekletti. İçeride kimse yoktu, derin bi nefes aldi. Herşey iyi güzeldi de muhtar nereye kaybolmuştu. Biraz sagi sola araştiran Kishiro, tavana kırmızı renkte bir yazi yazildigini gordu. Kan olabilir miydi bu? Belkide muhtarin kaniydi. Hangi hasta ruhlu insan bunu yapabilirdi ki, ayrica tavana nasi bunu yazabilirdi ki kan ile, akli almiyordu Kishiro’nun. Başini uygun pozisyona getirip okumaya başladiginda tam anlamiyla dehşete düşmüştü. Gözlerine inanamadi, nefesi hizlandi, kalbi yerinden firlicak gibiydi, birden soguk bir rüzgar esti, ürpermişti, tüyleri diken diken oldu. Tavanda “Bunu yazan Tyson, okuyana kaysın” yaziyordu. “Terbiyesizler, hem adam tartakliyorsunuz, hem de dalga geçiyorsunuz, insan onu bulabilecegim bi ipucu bi not yazar, şuna bak, dünya cok bozuldu azizim, şu hale bak” diye söylendi kendi kendine. Ardindan yerde duran yigina bakti, gülüşmeler duyuyordu sanki, gazete kagitlarinin altinda biri vardi sanki evet evet gazeteler kipirdiyordu, gürgen sopasini hazir etti, cesaretini toplayip gazete kagidini kaldirdiginda yerde yatanin muhtar oldugunu fark etti. Agzi burnu kan icerisindeydi ama yine de kıs kıs gülüyordu, sopasini hala indirmeyen Kishiro, muhtarin suratina boş boş bakmayi biraktiktan sonra “ne gülüyorsun be adam?” diye sordu. Muhtar da “snıff , yazıyı okudıgındaki surat ifadeni güermen lazımdı beaav” dedi. “ruh hastasi bu herif, bildigin tuhaf yahu” diye içinden geçirerek kaldirdi adamcagizi. “geç hadi otur şöyle de anlat bakalim neler oldu burda” diye sordu Kishiro. “4 kişi gieldiler beavv, 2 kişi olsalar alicaktim ayacigimin altina da nieysea. Tokugawa’nın adamlarıymış bu köftehorlar, bienden haraç isterler, bien yannız bie adamım, param yoktur pulum yoktur, bien nasie virem o kadar para? dediem. Miadem viremiyon al sana al sana diye dövdüler hier yanimi bre adie adamlar. Hier yanim mosmor oldu beav, şu halime bier buak.” dedi muhtar. Hakkaten de cok kötü gözüküyordu, hirpalandigi belliydi. Kishiro birden tüm bu yaşadiklarina sebep olan insani, ona duydugu öfkeyi hatirladi. Tüm bu antremanlar fln o Tokugawa denilen adamin agzini burnunu dövmek için degil miydi? Birden boynundaki ve alnindaki damarlar şişti, kızgınlıgını öfkesini gizleyemiyordu artik. Tam o sirada evin kapisi aralandi, tek bir adamin vücudu kapidan giren tüm işigi kesmeye yetmişti. Kishiro kapiya sirti dönük oldugu için fark edememişti ama muhtarin gözleri birden büyüdü, korkudan titremeye başlamişti.Çünkü, çünkü kapidaki adam Zangiefti....
30 Mart 2009 Pazartesi
Edo'da bir İBİŞ (gün 12)
Günler birbirini kovaladi, Kishiro bilinci kapali bi sekilde öylece yatiyordu. Sesler duymaya devam ediyordu, bu ses bir melege ait olmali dedigi sesler ve şöyle diyordu: “Kishiro... Kishiro... hadi aç gözlerini. Kishiro...” bu sese kulak verdi ve gözlerini yavaşça açti, ilk başta hic birsey göremedi, her yer bulanikti daha sonra netleşme tamamlaninca burnunun dibinde duran kişinin Mihriban oldugunu anladi. Gözleri fal taşi gibi açildi tabiki. Cok susamişti, pek gücü olmadigindan parmagiyla suyu işaret etti, Mihriban hemen suyu aldi, başindan destekleyerek yavaşça içirdi suyu Kishiro’ya. “oha lan annemden daha şevkatli bu kiz” diye düşündü hemen ve içi gitti dogrusu. Kurumuş dudaklari islaninca konuşmaya yeltendi hemen: “Sen.. Sen buraya... nasil...?” Mihriban, Kishiro’yu susturarak “ tamam yorulma anlaticam herseyi” dedi ve devam etti “2. gün senin yerine, saclari dökülmüş orta yaşli bir adam getirdi sütü, önce işkillendim kim bu düdük dedim, bi yandan da seni merak ettim tabi, 3. gün oldu gelmedin, 4. gün oldu gelmedin fln en sonunda sordum o düdük adama, yahu ilk gün gelen bi genç vardi ne oldu ona? O benim oglum, kendisi komada diyince, koma nere yahu diye düsündüm icimden, iyi peki selamimi iletirsin diyince bön bön bakti bana, yahu ne dalga geciyorsun, az kalsin geberiyordu cok pis hasta diyince anladim vaziyeti, hemen o dökük saçlidan beni senin yanina getirmesini istedim, günlerce titredin, nöbetler geçirdin, ateşini düzenli olarak kontrol ettim, alnina islak bez koydum, sırtını sıvazlayip pış pışladim fln ve işte şimdi gözlerini açtin. Pek fazla şey kaçirmadin komadayken.” Sonra birden baş parmagini yalayip, Kishiro’nun kalemle çizilmiş biyigini sildi. Tek tarafi silmişti ki; Ken odaya girdi, Kishiro’ya bakti; Mihribana dönüp “sen biraz içeri geç kızım” dedi, ve ogluna dogru yaklasti. Mihriban yavaşça odadan cikti ve kapiyi kapatti. Ken, Kishiro’nun başini ellerinin arasina aldi, gözlerinin altini aşagi çekti ve göz yuvarlarini kontrol etti, başini yana çevirdi kulagina bakti, “öeaaaaaaa” de bakiyim diyip diline, bogazina fln bakti sonra tek tarafli biyigina bakti gulumsedi; iyi gibi görünüyordu yahu. “maşallah maşallah” diyip sirtina vurdu 2-3 kere, “ayrica bu kiz neyin nesi kimin fesi bilmiyoruz, hic de gozum tutmadi, senle ilgilenme ayagina evden bisiler mi arakliyor nedir odum kopuyor vallahi. Dikkatli ol evlat, ayrica ayagini denk al, o kizla bişiler düşünüyorsan alirim seni ayagimin altina bunu da bilmiş ol. Hadi bakiyim” dedi ve cikti odadan. Kishiro’nun başindan aşagi kaynar sular dökülmüştü, yahu aradigi aşkı bulmuştu, babasi ne karişiyordu ki, “illa bisiler ters gidicek dimi” diye ishan etti sonra, komadan cikmisti ne guzel, karsisinda Mihriban vardı, onunla ilgileniyordu ne güzel, hersey super giderken, babasi batirmisti herseyi. Canına tak etmeye başlamişti artik, omuzlarinin üzerinde iki melek belirdi sirayla Kishiro’ya bişiler diyorlardi, şeytan Kishiro şöyle dedi “bu ikili (Ryu ve Ken) iyice şimardi şunlara okkali bi ders vermelisin, hiç beklemedikleri bi anda sille tokat dal, en azindan birini indirirsin yahu,gencecik adamsin onlardan gecmis bu isler, baskana birinin saclari bile dokulmus.” Hemen melek Kishiro lafa karişti “yahu biraz daha sabirli ol, Mihriban şirin kiz sevdirir kendini babana, ne var bunda, tanimadigi için şimdi böyle korumaci davranmasi normal. Hem bu Şeytani dinleme, sille tokat nasi dalabilirsin ki, birincisi 2 kişiler, ikisi de zamaninda cok iyi dövüşcülermiş, 2. si birini indirdin hadi diyelim ötekisi sana napicak? Mihribani tamamen kaybedersin, ayrica kaval kemigini de.” Kishiro iç geçirdi ve tekrar uykuya daldi. O sirada Melek Kishiro, Şeytan Kishiro’ya nanik yapiyordu...
29 Mart 2009 Pazar
Edo'da bir İBİŞ (gün 11)
Agzindan cikani kulagi duydu; utandi; kipkirmizi oldu, yanaklari kulaklarina eşlik etti; utandi; o da kipkirmizi oldu, gözleri olup bitene şaşirdi, Mihriban’ın gözlerinden kaçti. Beyninde sürekli şu cümle yankilandi durdu: “hebele ne ya!! Hebele ne!!! Naptin sen?!? Ah ibişsin olm, bildigin ibişsin. Neyse şimdi hiç bir şey demeden ayagini yere süre süre geri geri git, Mihriban’ın görüş sahasindan da cikinca yallah topuk. Antremani fln da birak, her sabah nasil bakicaksin bu kizin yüzüne. Ah Kishiro ah, koskoca bi ahmaksin sen, şapşal!” Kishiro bu düşüncelerle haşir neşir olurken, Mihriban’dan gelen tepki karşisinda 2. bi şok daha geçiriyordu. Kishiro’nun yaptigi bu şapşallik, Mihriban’in hoşuna gitmişti, gülümsedi, hiçbir şey söylemeden Kishiro’nun elindeki sütü aldi ve alirken hafiften eline dokundu. Sonra kapiyi yavaşça kapadi, Kishiro şöyle 4-5 saniye kalakaldi. Elini yukari dogru kaldirdi göz hizasina, evirdi çevirdi, gözleri açildi birden. Elini yüzüne götürdü yanaklarina sürdü, Mihriban’ın dokundugu yeri öptü ve iç geçirdi. Ardindan gelen enerji ile bi koşu tüm sütleri mahalleliye dagitti. Ne sabah ayazi kaldi ne de kirik tarak kemigi. Hiçbirşeyi görmüyordu gözü, hemen Ryu ve Ken’in yanina geldi, heyecani hareketlerinden belli oluyordu gayet. Sürekli yerinde zipliyor, bir sag kroşe bir sol aparkat çalişiyordu. Kishiro’nun bu hareketlerine anlam veremeyen Ken elinin tersiyle Souryukeni patlatti tam agzina. Kishiro yere düşüp kendine geldiginde tarak kemiginin deliler gibi agridigini fark etti. Büyü bozulmuştu sanki birden havanin ayazi tüylerini diken diken etti, ayagi davul gibi şişmişti, acinacak haldeydi dogrusu. Ryu, herzamanki gibi Kishiro’nun kiyafetinin arkasindan tutup eve dogru sürükledi onu. Battaniyeye sardi Kishiro’yu, agzina da bi termometre koydu. Karşisina geçip “ülen ilk günden hasta ettin kendini, sen ne işe yaramaz adamsin, ne oldu çabuk anlat” dedi. Kishiro, Ryu’nun bu söylemlerini duymamişti bile, gitmişti yine akli, Mihriban’ın dokundugu yere bakti ve içinden “Aah Mihriban ahh” diye sayikladi. Ryu cevap gelmeyince sinirlenmişti, elini kaldirdi tam şamari indiricekken, Kishiro’nun dudaklarinin kipirdadigini gördü, zamaninda dudak okuma egitimi aldigindan dolayi ne söyledigini şıp diye anlamişti, “Mihriban” diyordu bildigin. Kimdi yahu bu Mihriban, Kishiro’nun yüz ifadesine bakilirsa yavuklusuydu. Ryu, geçmişi hatirladi Ryuchi’nin annesini düşündü, kim bilir nerdeydi şimdi, gözleri doldu elini yumruk yapti ve yumrugunu issirdi, hiç bir şey demeden odadan cikti gitti. Kishiro da sicacik battaniyeye sarilip uykuya daldi. Cok karisik rüyalar gördü, sürekli etraf bulanikti, bazi sesler duyuyordu hayal meyal: “titriyor; islak bez getir cabuk... ehehe kalemle biyik çizdim, nasi olmuş?, Oha kaç gün oldu herif uyanmadi hala...” evet dogru, Kishiro komaya girmişti...
28 Mart 2009 Cumartesi
Edo'da bir İBİŞ (gün 10)
Tüm gün antreman ile geçti, akşam üstü eve dönüldügünde, Kishiro’nun adim atacak hali yoktu. Direk odasina çekildi ve yataga bile ulaşamadan uyuya kaldi, yerden sogugu yiyince tutuldu kolu bacagi tabi. Sabah, bahçelerinden bir horoz sesi yükseldi, “hüöe o ne beöeaa, ya sus sabah sabah” diye söylene söylene kalkti, sonra tutulan yerlerindeki tüm kemikleri kitlattip elini yüzünü yikamaya gitti. Bugun ona verilen antreman programinin ilk günüydü ve antreman ilk günden asilmazdi. Aslinda bu dusunceyle degil, antremana gitmedigi anlasildiginda yiyecegi dayagi dusundugunden kalkmaya karar vermisti. Disari adimini atti ve ürperdi, sicacik yatagindan kalkip, sabah ayazinda disari cikmak pek akil kari degil diye dusundu, , Nabeshima Efendi’nin bakkalina gitti, sütleri kasalarla beraber aldi ve muhtarin evine dogru koşar adim yola koyuldu. Surekli, boylesine aptalca bir antreman programinin kendisini nasil “olum makinasi” haline getirecegini dusunup durdu. Neydi yani? Kavgada süt sisesi mi kullanicakti. Aslinda fena fikir degildi, kasadan bi süt şişesi cikardi, şişenin agiz kismindan kavradi, sopa gibi tutup ileri geri dogru sallarken, şişe elinden firladi ve yer cekiminin etkisiyle yere dogru hareketlendi, elinden firlamasi gayet normaldi, sabah ayazinin siseler üzerinde bugulanma etkisi vardi. Sisenin dusecegi yeri kestirip oraya ayagini uzatti, maksadi şuydu: sert zemine düşüp şişenin kirilmasindansa, yumuşak zemine ki burda yumuşak zemin Kishiro’nun ayagiydi, düşmesi ve şişenin saglam kalmasiydi ama tarak kemiginin de kirilmasi demek oluyordu bu. Nitekim öyle de oldu, şişenin düştügü yerden “çatırt” diye bir ses geldi. Acidan alt dudagini issiran Kishiro elindeki kasalari zar zor birakabildi. Ayagini tutup tek ayak üstünde zipladi durdu, bir yandan da şişelere, Nabeshima Efendiye, antremana, Ryu’ya, Ken’e, Tokugawa’ya herkese,herşeye sövüyordu. Biraz kendine geldiginde şişeye bakti, kirilmamişti, öylece duruyordu ayaginin dibinde. Şişeyi aldi, kasaya koydu, topallaya topallaya muhtarin evine dogru gitti. Eve dogru birinin yaklaştigini gören muhtar, “eeh nihayet bea” diye kapiyi açti. “a be gızancık, nierdesin sien bie yav, gaç olmuş saat, şuracıkta bekleşir dururum, süt içmem gierek beniım, ayacıklarim ağrır sonra, vier hadi vier. Yarin sabah ierken bieklerim, yoksa Ryu ve Ken’e dierim hıa” dedi ve aldi şişeyi Kishiro’nun elinden. Agzi acik bi şekilde donakalan Kishiro’nun aklindan şunlar geçmekteydi, “Oha herif trakyali! Ne alaka olm, herif kalkmis japonyaya gelmis, bu da yetmemis bide muhtar olmus.” Kapinin suratina dogru kapanmasiyla cikan ses degildi Kishiro’yu kendine getiren, kapanirkenki cikan havanin suratina suratina sert bi sekilde gelmesiydi. Egildi kasalari aldi ve gerisin geriye topallamaya basladi. Tepeyi zar zor aştı. Birkaç eve sütünü verdikten sonra, bir sokaga girdi, burasi bi yerden tanidik geliyordu ona. Tabi ya burasi Mihriban’ın evinin sokagiydi, babasi tüfek ile kovaladiginda boydan boya koşmuştu bu sokagi. Mihriban’ın oturdugu eve yaklaştikca tüm uzuvlari titremeye basladi, zaten tarak kemiginin kirilmasinin verdigi aciyla zar zor yürüyordu, adrenalinin vucuda etkisi hic de yardimci olmuyordu. Evin önüne geldi. Kasalari yere birakti. Derin bir nefes alip, cesaretini toplayip, kapiyi tiklatti ve sonra hemen parmaklarini çapraz yapip “umarim kapiyi acan babasi olmaz, umarim kapiyi acan babasi olmaz, umarim kapiyi acan babasi olmaz” dedi ve kapi aralandi. Karsisinda Mihriban’ı görünce, kalbi o kadar hizli atiyordu ki sesini rahatlikla duyabiliyordu. Mihriban sessizligi bozdu:
-Merhaba, buyrun?
Kishiro’nun beyni komut veriyordu ama konuşmak için kullanilan tüm kaslar adeta bu emirlere karşi cikiyorlardi. Agzindan şunlar döküldü:
-Bbe... Bee... Ben... Hebeleeee...
-Merhaba, buyrun?
Kishiro’nun beyni komut veriyordu ama konuşmak için kullanilan tüm kaslar adeta bu emirlere karşi cikiyorlardi. Agzindan şunlar döküldü:
-Bbe... Bee... Ben... Hebeleeee...
17 Mart 2009 Salı
Edo'da bir İBİŞ (gun 9)
“Demek Tokugawa... Meydanlarda bas bas bagiriyormuş “höüe beni seç beni seç diye” , sıkariz ümüğünü sen hiç dert etme.” Dedi Ken ve sakesininden bir yudum daha aldi. Ryu içinden “ lan alkolu aldikca aldi, üfürmeye başladi düdük, ben bunun gençligini de bilirim, içerdi biralari yok şimdi havada parande aticam, yok 3 lü salto fln derken kafa üstü çakilirdi salak, onun yüzünden millete de rezil olurduk, sıkarmiş ümügünü, lan adam 12313245624 tane korumayla geziyor, bu saçla, bu göbekle nereye sıkıyorsun? Hadi diyelim kilolari verdi, saç ne olcak abi, dövcek adami tipe gel, poz veren bi adam, al sana ciguli. Bak düsündükce tepem atiyor, bide zangief düzenbazi var tabi önce onu halletmek lazim asil.” diye geçirdi içinden. Bu düşüncelerini zerre belli etmedi kadehini kaldirdi “hadi hayirlisi” diyerek Ken’in kadehine tokuşturdu. Kishiro, yatmak icin odasina geçtiginde kafasinda zibilyon tane düsünce vardi. Yatagina uzandi, kollarini başinin arkasinda birleştirdi tavana bakarken aklindan şu düşünceler geçiyordu: “oha babama gel, hiç de bahsetmemişti bu olaylardan, o degil ben babami bildim bileli, göbekli, saçlari dökülmüş bir adamdi. Vay be megersem adam zamaninda, milleti evire çevire dövüyormuş. Bi yandan babamdan da mi istesem beni egit diye, belki birseyler hatirliyordur, hani zamaninda Ryu ile beraber kalmis, oha supermis hakkaten. Vay be babam benim” sonra uykuya daldi. Sabah ezani okunmamisti ki Ryu Kishiro’nun odasina girdi. Ryu, Kishiro’yu, sirt üstü yatmis kollari bacaklari ve agzini sonuna kadar acmis bi halde ve burnundaki baloncuk her nefes alista buyuyup kuculurken görünce basti kahkahayi, ama bu sekilde uyandirmak da istemiyordu onu, daha zalim düşünceleri vardi. Elindeki bir avuç un, ketçap ve bir bardak şalgam ile güzel bir combo çekip sabah sporuna hazir edicekti Kishiroyu. Combo ardindan okkali bi küfür sallayan Kishiro, karşisinda Ryu’yu görünce yedi tabi tokadi, hazirlandi, tam evden cikicaklarken, Ken koridora cikti, “bensiz sabah sporuna mi gidiyorsunuz bre hayirsizlar” diyip peslerine takildi, mahallede 2-3 tur attiktan sonra, nefes nefese kalan Kishiro oldu sasirtici bi sekilde. Dalaginin şişkinligini almak için ellerini dizine koyup iki büklüm duran Kishiro’nun o halini gören Ryu ve Ken fısır fısır konuşup,kıs kıs gülmeye başladilar. Ryu Kishiro’nun omzuna elini koydu ve “yukari mahallenin bakkaliyla konuştum, Nabeshima efendi, her sabah saat 6 da, 40 süt şişesini tüm mahalleye dagiticaksin hem de en kısa zamanda, unutma bunu her sabah yapicaksin.” Kishiro başini batida kalan tepenin üstündeki tek başina duran eve dogru çevirdi. “peki ya o ev? O ev de bu mahalleden sayilmaz dimi?” diye sordu Kishiro ciliz bi sesle. “saçmalama,o evde bu mahallenin muhtari oturuyor, hatta ilk sütü ona götürüceksin!” diye hiç beklemedigi bi yanit aldi babasi Ken’den. Bir de babasi olucakti, cani herif, ilk sütü muhtara götürücek demek, 40 şişeyi o aptal eve kadar taşiyip, muhtara o aptal sütünü verdikten sonra geriye kalan o aptal 39 şişe ile mahalleye geri dönücek olmasi demekti. Tam bir saçmalikti bu. “Yahu bakkalda kalsin 39 şişe, muhtarin sütünü veriyim sonra bakkala döner diger şişeleri alir mahalleliye dagitirim, olma mi?” diye sordu deli cesareti ile Kishiro. Ryu’dan okkali bi sille indi ense köküne ve ardindan “hayir efendim olmaz! 40 şişeyi de eşşekler gibi taşicaksin muhtarin evine ve birini bile kirmadan herkese ulastiricaksin sutleri, bir aile bile sutunu alamaz ise agzini burnunu doverim senin bilmis ol!!!” dedi. “Çattik ya” bakişi atti Kishiro Ryu’ya, “haydi koşmaya devam” komutuyla da üfleye püfleye koşmaya başladi tekrardan. İşkence daha yeni başliyordu...
16 Mart 2009 Pazartesi
Edo'da bir İBİŞ (gun 8)
-Ryu???
-Ken??? Oha ne hale gelmişsin, bu saç bu göbek ne olm, ohoooy nerde o eski Ken. Tipe gel, hey allahim.
-ehehe yahu o çeviklik eskiden di be Ryu, dövüşü fln biraktim ben, sonra evlendik coluk cocuga kariştik işte hal böyle olunca da göt göbek büyüdü.
Karsilikli gulustuler, Kishiro ise anca agzini ayirip olaylari anlamaya calisti. Tabi hemen basarili olamadi bu konuda. “siz tanişiyor musunuz???” diye abudik bir soru cikti agzindan ve gulusmeler bi anda kesildi, Kishiro’nun babasi Ken ve Ryu ayni anda Kishiro’ya dönüp sadece baktilar ve bu bakislar Kishiro’nun ödünün kopmasina ve ortakliktan kaybolmasina yetti de artti bile. Ken, Ryu ve oglunu içeri buyur etti. “Hanim, haniöeeeeeemmmmm, misafirlerimiz var donat bakalim şu sofrayi; höeee sake de getir bu akşam eski bir dostumla içicez” diyip elini Ryu’nun omzuna koydu. O akşam kahkahalar yükseldi Ken’in evinden. Tozlanmiş unutulmaya yüz tutmuş anılarin üzerinden geçtiler teker teker. Vakti zamaninda Ryu’nun babasi “kak git mendil sat da eve üc beş bişi girsin ben de burda keyif çatayim oh mis” diye oglunu resmen kullaniyordu, babasinin yakin arkadasi Master Gouken bu durumu fark edip “senin ogluna araba carpti” yalaniyla Ryu’yu yanina aldi, farkli bir mahalleye tasindilar, Ryu’nun basi beladan kurtulmamisti, tasindiklari o mahallede Ken adındaki veletten sürekli dayak yemekteydi Ryu. Hergün elbiselerinin bi taraflari yirtiliyor, toz toprak ve kurumuş kan lekesi elbiselerinden eksik olmuyordu. Master Gouken bu durumu da fark etti ve Ken’in babasina da “senin ogluna araba carpti” yalanini atip, Ken’i de yanina aldi. Farkli bir mahalleye tasindilar, Ryu ve Ken biraraya geldiginde ateş ve barut etkisi oluyordu. Sürekli bagiriş çagiriş, kavga gürültü. Master Gouken tahammülü az bir adamdi, cocuklarin kavga ettiklerinden dolayi sabrinin taştigi bir gün ikisini de kulaklarindan tutup karşisina oturttu. “ne lan bu” diye bagirdi hiç beklemedikleri bi anda Master Gouken. Sonra bagirarak devam etti “ne bu abi, sürekli kavga ediyorsunuz, paylaşamadiginiz şey ne anlamadim ki, höea illa kavga edicekseniz adam gibi edin. Ögretiyim üç beş numara takilin kendi aranizda, ne dersiniz?” Ryu ve Ken birbirine bakti ve kabul ettiler. İşin tuhaf yani gittikce birbirlerine alişmaya, ögrendikleri yeni numaralarla mahalledeki kizlara artistlik yapmak icin kendilerinden 2-3 yaş büyük cocuklari dövmeye basladilar. Master Gouken bu durumu da fark etti cocuklarin babalarina “sizin cocuga araba carpti” diyip sıvışıcakken Muğur Sümsar isimli gazeteci tarafindan suçüstü yakalandi, ve suçu da “sizin oglana araba carpti” diyip ailelerden kopardigi cocuklari zorla çaliştirmasiydi, en nihayetinde hapsi boyladi. Ken ve Ryu başiboş kalmişti, “street fighter” adi altinda düzenlenen turnuvaya katilip “bari harçligimizi cikaralim yahu” diyerekten böylece hayata atilmis oldular. Sonra finale ikisi kaldi, 15 round sonunda da yenişemeyince 1. lik ödülü ikisi arasinda paylaşildi. Ken’in farkli planlari vardi, Ryu’nun farkli. Ayrildilar, hayat onlari apayri yerlere yolladi ama komiktir ki yeniden bir araya geldiler. Kishiro tüm bu hikayeyi her zamanki gibi agzi acik bir sekilde dinledi. Ryu gülmeyi birakip öksürüp bogazini temizledi ve lafa girişti: “Kencim bi sorunumuz var.” Ken beyaz peynirden bi tutam agzina atti ardindan sakesinden bi yudum aldi, agzini şapirdatirken: “Nedir canim hallederiz?” dedi, Ryu biraz duraksadi ve agzindan sadece bir isim cikti: “Tokugawa...”
-Ken??? Oha ne hale gelmişsin, bu saç bu göbek ne olm, ohoooy nerde o eski Ken. Tipe gel, hey allahim.
-ehehe yahu o çeviklik eskiden di be Ryu, dövüşü fln biraktim ben, sonra evlendik coluk cocuga kariştik işte hal böyle olunca da göt göbek büyüdü.
Karsilikli gulustuler, Kishiro ise anca agzini ayirip olaylari anlamaya calisti. Tabi hemen basarili olamadi bu konuda. “siz tanişiyor musunuz???” diye abudik bir soru cikti agzindan ve gulusmeler bi anda kesildi, Kishiro’nun babasi Ken ve Ryu ayni anda Kishiro’ya dönüp sadece baktilar ve bu bakislar Kishiro’nun ödünün kopmasina ve ortakliktan kaybolmasina yetti de artti bile. Ken, Ryu ve oglunu içeri buyur etti. “Hanim, haniöeeeeeemmmmm, misafirlerimiz var donat bakalim şu sofrayi; höeee sake de getir bu akşam eski bir dostumla içicez” diyip elini Ryu’nun omzuna koydu. O akşam kahkahalar yükseldi Ken’in evinden. Tozlanmiş unutulmaya yüz tutmuş anılarin üzerinden geçtiler teker teker. Vakti zamaninda Ryu’nun babasi “kak git mendil sat da eve üc beş bişi girsin ben de burda keyif çatayim oh mis” diye oglunu resmen kullaniyordu, babasinin yakin arkadasi Master Gouken bu durumu fark edip “senin ogluna araba carpti” yalaniyla Ryu’yu yanina aldi, farkli bir mahalleye tasindilar, Ryu’nun basi beladan kurtulmamisti, tasindiklari o mahallede Ken adındaki veletten sürekli dayak yemekteydi Ryu. Hergün elbiselerinin bi taraflari yirtiliyor, toz toprak ve kurumuş kan lekesi elbiselerinden eksik olmuyordu. Master Gouken bu durumu da fark etti ve Ken’in babasina da “senin ogluna araba carpti” yalanini atip, Ken’i de yanina aldi. Farkli bir mahalleye tasindilar, Ryu ve Ken biraraya geldiginde ateş ve barut etkisi oluyordu. Sürekli bagiriş çagiriş, kavga gürültü. Master Gouken tahammülü az bir adamdi, cocuklarin kavga ettiklerinden dolayi sabrinin taştigi bir gün ikisini de kulaklarindan tutup karşisina oturttu. “ne lan bu” diye bagirdi hiç beklemedikleri bi anda Master Gouken. Sonra bagirarak devam etti “ne bu abi, sürekli kavga ediyorsunuz, paylaşamadiginiz şey ne anlamadim ki, höea illa kavga edicekseniz adam gibi edin. Ögretiyim üç beş numara takilin kendi aranizda, ne dersiniz?” Ryu ve Ken birbirine bakti ve kabul ettiler. İşin tuhaf yani gittikce birbirlerine alişmaya, ögrendikleri yeni numaralarla mahalledeki kizlara artistlik yapmak icin kendilerinden 2-3 yaş büyük cocuklari dövmeye basladilar. Master Gouken bu durumu da fark etti cocuklarin babalarina “sizin cocuga araba carpti” diyip sıvışıcakken Muğur Sümsar isimli gazeteci tarafindan suçüstü yakalandi, ve suçu da “sizin oglana araba carpti” diyip ailelerden kopardigi cocuklari zorla çaliştirmasiydi, en nihayetinde hapsi boyladi. Ken ve Ryu başiboş kalmişti, “street fighter” adi altinda düzenlenen turnuvaya katilip “bari harçligimizi cikaralim yahu” diyerekten böylece hayata atilmis oldular. Sonra finale ikisi kaldi, 15 round sonunda da yenişemeyince 1. lik ödülü ikisi arasinda paylaşildi. Ken’in farkli planlari vardi, Ryu’nun farkli. Ayrildilar, hayat onlari apayri yerlere yolladi ama komiktir ki yeniden bir araya geldiler. Kishiro tüm bu hikayeyi her zamanki gibi agzi acik bir sekilde dinledi. Ryu gülmeyi birakip öksürüp bogazini temizledi ve lafa girişti: “Kencim bi sorunumuz var.” Ken beyaz peynirden bi tutam agzina atti ardindan sakesinden bi yudum aldi, agzini şapirdatirken: “Nedir canim hallederiz?” dedi, Ryu biraz duraksadi ve agzindan sadece bir isim cikti: “Tokugawa...”
15 Mart 2009 Pazar
Edo'da bir İBİŞ (gun 7)
Kishiro uykusuzlugun verdigi şapşallikla Ryu’nun ilk söylemine kayitsiz kaldi, taa ki yanagina okkali bi şamar yiyene kadar. Hemen toparlandi eşyalari dişari cikardilar ardindan mahalleli ile birlikte alt kattaki dükkanda cikan yangini sondurme çalismalarina katildilar. Sagdan soldan bulduklari kovalarla su tasiyip özellikle ateşin gözüne gözüne su atiyorlardi. Alevler üst katlara da sicramisti, bunu fark eden Ryu Kishiroya döndü ve “ sana cok net bi soru sorucam, sucuklu yumurta pişirdigin tüpü dişari cikardin mi?” Kishironun başindan kaynar sular boşalmişti. Kishiro sol eli başinin arkasinda agzini yayvan yayvan açarak ve böylece şirinlik yaptigini sanarak “öüeh, hangi tüp? Hüeee şu bizim bildigimiz tüp, hani mavi renkli, kücük bişi, bizim mahallede ona mutfak tüpü diyorlar, ama inanir misin bi alt mahallede piknik tüpü diyorlar ona Ehehe bak allahin işine yaw, eheeh eheheh, tüp ne güzel ya, tüp işte ehehe tüp ne ki eheheh” dedi. Ryu’nun rengi gittikçe kizarmaya, kulaklarindan ve burnundan dumanlar cikmaya başladi. Elindeki metal kovayi Kishiro’nun kafasina geçirip yerden buldugu taş ile kovaya defalarca vurmaya başladi. Bu işkence üst kattaki tüpün nihayet patlamasi ile son buldu, etrafa saçilan tahta parçalarindan kaçarlarken Ryu evine, dükkanina, taksitle aldigi ve kapidan sigmadigi için evde birakmak zorunda kaldigi pilates topuna, geçmişine, hayallerine son bir kez bakti. Başini çevirdigi anda büyük bir gürültüyle bina yerle bir oldu. Kishiro işkence sonrasi kendine biraz zor geldi ama kendine geldiginde de olan bitenler karşisinda cok üzüldü. Ryu’nun gözlerine bakti, sonra çene kemiginin oynadigini gördü, agzi hareket etmiyordu ama bu da dişlerini sıktıgının göstergesiydi. Özür dileyesi geldi tam lafa başlicakti ki Ryu konuşmaya başladi: “Zangief, Tokugawa... Tanri şahidim olsun ki agzini yüzünü dövücem!!! And içiyorum löean!” Kishiro böyle bir kükreme karşisinda oldugu yerde islik çalarak ayagini yere sürterek ve gökyüzüne bakarak kamufle olmaya çalişti. Ryu devam etti. “ ve sen ibişlerin önde gideni slogan atani bayrak sallayani.” Kishiro cevik bir hamle ile kaçmaya çalişti ama Ryu ondan daha çevikti ve kiyafetinin ense kismindan yakaladi Kishiroyu. Kishiro biraz çirpindi kaçmaya çalişti ama nafileydi, Ryu devam etti: “ve sen... sen bana bu konuda yardim ediceksin.” Kishiro kısık bir sesle “heh bi bu eksikti, aldik başimiza belayi,” sonra sesi yükseldi “müdürüm ben tokugawayi alsam Zangiefle fln hiç ugraşmasam olma mi?” dedi. Ryu boş olan eliyle Kishiro’nun ensesine bi şaplak atti, “sizin ev nerdeydi diye” sordu. “gel abi ben götüriyim seni, bak birak valla götürücem ben, yaw tamam ama böyle yürüyemem abi, tamam kaçmicam söz, ama böyle bulamam ki evi, peki böyle aricaz artik, yeterki sen kizma canim abim benim du şurda bişi var heh aldim tamam devam edelim canim abim.” Şeklinde gayet yalaka bir tavir takinan Kishiro yolu gösterdi ve yürümeye başladilar. Evin önüne geldiler. Kishiro “İnşallah babam evde degildir” dedi ve kapiyi çaldi. Kapiyi annesi açti. “babam evde mi” diye fisildadi Kishiro, “Burdayim burdayim” diye kükredi babasi içeriden, “burdayim haetta canina okumaya geliyorum, nerdesüen löean id” diye kapiya dogru geldiginde Kishironun yalniz olmadigini fark etti, yanindakilere şöyle bir göz atti ve adeta dona kaldi. Ryu ile Kishironun babasi 5-6 saniye kadar bakişti. Sonra sessizligi bozan Kishironun babasi oldu.
-Ryu???
-Ken???
-Ryu???
-Ken???
14 Mart 2009 Cumartesi
Edo'da bir İBİŞ (gun 6)
Kishiro kulaklarina inanamadi. Kader yine aglarini örmüş ve aglara takilanlar Kishiro, Tokugawa ve Ryu olmuştu. Çirpinmak hiçbir işe yaramicakti, Ryu’nun halinden bu gayet net birşekilde anlaşiliyordu. İntikam soguk yenen bir yemekti ve ne Kishiro ne de Ryu bundan vaz geçicekti. Kishiro tüm bunlari düşünürken, Ryu “alüü sana diyorum daha ne duru.... aaa Oglum gözlerini açmiş, canim oglum, yoook yoook geçti yoook kiyamam sana hanimiş de bugudiş, agucuk da bugucuk içi dolu turşucuk..” diye saçmalarken, Kishiro gayet anlayişla karşiladi bunu. Ne de olsa o bir babaydi. Ve kendisi baba olmadigi için Ryu’nun şuanki hareketlerini yargilayamazdi. Sadece şaşkin gözlerle izledi onlari, hiç yorum yapmadi, sadece tebessüm etti. Ryu ogluyla yeteri kadar ilgilendikten sonra Kishiro’ya kahvalti hazirlamasini söyledi, kahvaltida herşeyi bir bir anlaticakti. Kishiro, sucuklu yumurta yapti, beyaz peynir kaşar peyniri, demleme çay, tam padişahlara yaraşir bi kahvaltiydi aslinda. Ryu sofrayi görünce oldukca keyiflendi, ekmegin kenari ile yumurtanin sarisina bandi, patlatti sarisini dagitti tüm tavaya, o kadar hoşuna gitmişti ki bu, keskin bi kahkaha atti. “Neyse bi yandan da konuşalim” diyip konuya girdi ufaktan: “dün gece tartakladigimiz Rüstem Efendi var ya hani şişe dibi gözlük takan molla kilikli ihtiyar, zamaninda husumet yaşadigimiz Tokugawa adina çalişan bi marangoz vardi, Zangief onun adamiymis bu eleman. Zangief benden bahsetmis ona, dun gece de tesadufen benim eve gelince, Rüstem Efendi aldigi gazla Zangief’in intikamini almaya çalişmiş akli sira, basta yedik de sonradan uyandik agzini burununu dovduk adamin. Sabah da Zangief’in dükkanina gittim biraz arbede yaşandi, itiştik fln. Yapiştirdim agzinin ortasina bi tane, intikam yeminleri fln etti, bi halt yapacagi yoktur. Herşeye hazirlikli olmakta fayda var, tüm bunlari sana anlattim çünkü sendeki çevikligi gördüm, bunu kullanmaliyiz, seni yontup adam gibi bir dövüşcü yapmaya karar verdim.” Koshiro bu uzun cümleden sonra biraz dagilmişti. Tüm cümleleri bir kez daha aklindan geçirdi, ve önemli isimlerin kelimelerin tekrarladi içinden: “ Tokugawa, intikam, Zangief, yontmak, çeviklik, dövüşçü, ben, karar” Birden havalara siçradi, neredeyse çaydanligi Ryu’nun üstüne deviriyordu, eger böyle bir şey yapmiş olsaydi başina gelicekleri düşünüp tiris tiris sandalyesine geri oturdu ama içi içine sigmiyordu. Koskoca Ryu hocasi olucakti ve Tokugawa denilen adamdan da intikamini alicakti. Olaylar daha iyi gelişemezdi diye düşündügü anda dişaridan gelen sesle irkildiler. “Yangıııınnnnnn vaaaaaaaar, koşuunnnnn yaaaangiiiiiiiiinnnnn vaaaaarrrrr...” hemen pencereden baktilar, bi anda her tarafi duman kaplamişti dogru dürüst gözükmüyordu bile sokak. Neresi yaniyordu onu bile algilayamamişlardi, sonra Ryu durumu anladi, oglunun yattigi odaya gitti, yüzüne sapşal sapşal bakan Kishiro’ya döndü, “Önemli eşyalarini topla çabuk, yanıyoruz...” dedi.
13 Mart 2009 Cuma
Edo'da bir İBİŞ (gun 5)
Rüstem Efendi, Ryu’nun gözlerine bakarak “ Evlat, ne yazik ki haberler pek iyi degil.” dedi. Ryu ve Kishiro nefeslerini tuttu. Rüstem Efendi devam etti sonra “Oglunun bas parmagi kangren olmuş, bu nedenle kolunu kesmek zorundayiz, ben babamdan böyle gördüm” diyip gömleginin kolunu siyirdi. “oha lan protezmiş” cümlesi cikti Kishironun agzindan. Ryu ise sinirli sinirli bakti Rüstem Efendiye “yemezler löean” diye girişti yaşli başli adama. Rüstem Efendiyi yakalarindan tuttu ve bi anda işiklar gitti 3-4 saniyeligine, etraf yeniden aydinlandiginda Rüstem Efendi yerde yatiyor, Ryu da başinda poz veriyordu. Oglunun odasina girdi baş parmaklarini kontrol etti, Rüstem Efendinin dedigi gibi baş parmagi kan toplamiş, kipkirmizi olmuştu. Yakindan bakinca paket lastigi baglandigini gördü Ryu, bi cirpida koparip atti lastigi, parmak yavaş yavaş eski rengine dönerken, Ryu’nun başi ayni renge dönmeye başladi, cok sinirlenmişti ve tüm hincini sadece Rüstem Efendiden cikarmayacagi Kishiroya attigi bakiştan cok net bir şekilde anlaşiliyordu. Rüstem Efendi bi önceki darpin sarsintisini üstünden atamamişti ki ensesinden tuttugu gibi dişari sürükledi yaşli başli adami, evin diş kapisina geldiklerinde yere firlatti Rüstem Efendiyi. Önce darp sonra soru şekildeki kombinasyon 5-10 dakika kadar sürdü, bu süre zarfinda Kishiro da Ryuichi ile ilgileniyordu olan bitenlerden habersiz. “kak git löean bi daha da buralara gelmöeee” diye bagirişin ardindan burnundan soluyarak üst kata Kishironun yaninda cikti Ryu. Kishiro karşisinda burnundan soluyan gözleri kizarmiş iri yari bi adam görünce dizlerinin üzerine çöktü direk. Ryu elini kaldirdi, vurucakti sonra ogluna bakti, Kishironun da ogluna bi zarar gelmesini istemicegini dusundu, vurmaktan vaz gecicekti sonra ogluna bir daha bakti, parmagina bakti, sonra Kishiroya bakti tekrar, vursa miydi? O kadar da kaldirmişti elini? Ama eger atarsa bu sille Kishironun kafasindan cok ruhuna mi gelicekti. Cok ikilem yaşadigini fark etti ve Kishironun başindan tuttu sadece, saçini okşadi ve kulagina “kalk evlat, adam Tokugawa’nin ajaniymis, senin bi sucun yok, anlamaliydim onun gorundugu gibi biri olmadigini” diye fisildadi. Kishiro gelecek tokadi beklerken dişleri sıkmaktan çenesi agrimişti, sonra kulagina fisildanan sözleri duyunca gözleri doldu, “Ryu sen benim hocamsin sen harikasin ya dur öpücem lan vallahi öpücem” diye geçirdi aklindan, tabi buna cesaret edemezdi gayet romantik bir ani mundar etmenin anlami yoktu, başini kaldirdi göz yaşlarini sildi ve Ryuichi ya bakti. O gece başinin ucundan ayrilmadi Kishiro, Ryuichi’nin. Ryu arada bi koridordan bakiyor ve Kishiroyu yanina almakla ne kadar iyi bir sey yaptigini dusunuyordu. Sabah oldugunda Kishironun başi önüne düşmüş sandalyede uyukluyordu. Ryuichi “ga.... gammm... gaaammmee.... gaaammmmeeeboo... gammmmeeeeboooooyyyyy.” diye sayiklamaya başlayinca Kishiro başini kaldirdi ve gözlerine inanamadi. Bir gecede iyileşmişti Ryuichi, hemen Ryu’nun odasina koştu mutlu haberi vermek için ama Ryu’yu odasinda bulamadi. Evin diger odalarina da bakti, yoktu hiç bi yerde, Ryuichi yanina döndü yine, yastigini kabartti, ateşine bakti, alnindaki islak bezi degiştirdi. Tam o sirada Ryu geldi. Üstü başi yirtilmişti ve nefes nefeseydi. Kishiro ayaga kalkti, bakişlarini Ryu’nun gözlerine dikti ve yine agzindan cikacak olan her kelimeyi yakalamaya odaklanmişti. Ryu derin bi nefes aldiktan sonra “Kishiro, hazirlan seni egiticem, artik bir düşmanimiz var. Tokugawa...” dedi.
12 Mart 2009 Perşembe
Edo'da bir İBİŞ (gun 4)
Ryu direk konuya girdi. “ Bak yigenim, sana karsi durust olacagim, fena cocuga benzemiyorsun, kac zamandir, böyle senin gibi bir yardimcim olsun istiyordum, iste yerleri temizlicek, cay getirip götürcek fln.” Kishironun bekledigi sozler degildi bunlar. O daha cok “ gel seni yanima aliyim, adam tartaklamayi ogretiyim” dicegini saniyordu Ryu’nun. Ama bu da birseydi, belki Ryu calisirken onu dikizler 2 teknik de ben kaparim umuduyla kabul etti teklifi “Evet” diye bagirdi birden. Ryu şaşkinlik içerisinde “ neye evet diyorsun ibiş!?! daha bir şey teklif etmedim ki sana” dedi ve basti tokadi. Sarsilan beyni “öhüm pardon müdürüm devam edin siz” cümlesini komut verebildi ancak. Ryu gülümsedi ve “ tamam tamam hadi hemen basla yerler pislik icinde” der demez, Kishiro alâlacele Ryu’nun elini sıkıp evden istenenleri götürüp geldi. Bu islem 2 dakikayi gecmemisti. Ryu etkilenmis olup “oha herife bak ne hizli, bu herif ne servise cikar be, heyt afferim olm iyi cirak kaptin kendine ehehe” diye dusunup keyiflenirken, bunu belli etmiyordu. “Nerde kaldin be adam? Saat kaç oldu? Cabuk, kapinin arkasinda kova ve paspas var kap onlari iyice bi temizle buralari hadi bakiim göriyim seni” diyip üst kata cikti Ryu. Kishiro bu gaz ile en ufak bir ürünün misal sakizin dahi tozunu aldi. Ryuichi da nasibini aldi tabi bu temizlikten. Kac zamandir kulaklarinin arkasini yikamiyordu hem keselendi hem de paklandi ve “artik insan icine cikabilirim birakiyorum lan gameboyu mameboyu” diye düsünüp atti kendini disari. Ama daha tecrube etmedigi birsey vardi, banyo sonrasi hemen disari cikilmazdi, cikilirsa saclarin kurutulup, sımsıkı giyilmesi gerekirdi, Ryuichi bunu bilmediginden aksam eve sürünerek geldi. Kishiro Ryuichi’yi bu halde görünce hemen patronu Ryu’ya haber verdi. Ateşler içinde yatan Ryuichi’ya ilk müdahaleyi babasi Ryu yapti, ateşler içinde yatiyordu bi tanecik oglu. Arasira nöbet geçiriyordu, bir yandan da ona kese atan Kishiroya “ibükh bu senin hatan ogluma birsey olsun agzini burnunu döverim lan senin, shinyukene hazir ol” bakisi atiyordu. Kishiro birsey yapmaliydi, kendini cok kötü hissediyordu cünkü, içten içe üzülüyordu. Eski evlerinin orda komsusu vardi kirikci-cikikci belki anlardi diye dusunup bi kosu onu almaya gitti. Rüstem Efendi de anadoludan göçerek Edo’ya kadar gelmişti, Mihribanlarin da uzaktan akrabasiydi aslinda. Rüstem Efendi kirikci-cikikcilar arasinda bir klasik olan şişe dibi gözlükleriyle cika geldi. Ryu önce “yuha herifin tipe gel” diye cok kisik bi sesle söylendi, adamin birden kendine baktigini gorunce “oha herif duydu mu lan yoksa, tip yok, gözler nanik ama kulaklar saglammis” diye dusunup, kizardi. Rüstem Efendiyi buyur etti Ryuichi’nin yattigi odaya götürdü. Rüstem Efendi hareketsiz bir şekilde yatan cocugun üzerine dogru egildi eliyle nabzini ölçtü, zaten başka bir şekilde ölçmesi de beklenemezdi, en azindan o devirde. “Hmmmm bizi biraz yalniz birakin bakiyimm, hmmmm” dedi Rüstem Efendi. Ryu “noluyor löean?!?!?!” diye mavi ekran verse de, bu istege karşi gelemedi, ne de olsa yatakta yatan kendi ogluydu, onun icin herşeyi fedaydi. Gergin bir bekleyiş başladi. Antin kuntin sesler geliyordu içeriden, deli gibi merak ediyordu ama içeri bakmaya da korkuyordu acikcasi Ryu. Kishironun sakinleştirme çabalari da genellikle işe yaramiyordu, her çaba Kishiroya, sille tokat ve tekme olarak geri dönüyordu. 4-5 denemeden sonra vaz caymişti zaten Kishiro, sessiz bir şekilde bekliyordu, tipki Ryu gibi. Sonra birden Rüstem Efendinin gölgesi kapinin eşiginden sizan işigi engelledi ve odadan cikacagini anlaşildi. Ryu ve Kishiro merak içinde kapinin acilmasini beklediler. Kapi acildi, Rüstem Efendi kaşlari çatik, düşünceli bir yüz ifadesiyle önce başini sonra vücudunun geri kalanini cikartti kapidan dişari. Gözleri biraz yerlerde gezdi, daha sonra donuk bakişlarini Ryu’nun gözlerine dikti. “Evlat, ne yazik ki haberler pek iyi degil.” dedi...
11 Mart 2009 Çarşamba
Edo'da bir İBİŞ (gun 3)
Yatagina uzandi, kollarini basinin arkasinda birlestirdi; her gece yaptigi gibi tavana bakti ve düsüncelere daldi. O gün neler yaptigini düşündü, yaptigi iyilikleri, ibişlikleri. Her gece yaptigi gibi... Mihribani düşündü sonra. O güzel yüzünü getirdi gözünün önüne, seviyordu onu, hem de cok ama babasiyla bugun olanlardan sonra ne yapmasi gerektigini kestiremiyordu suan. Takugawa ile olan hesabini düsünüyordu. Her turlu ihtimali düsündü, yakin dovuste gelismesi gerektigini biliyordu, bunun icin lisedeki hocasiyla konusmasi gerektigini de biliyordu. Hatta genclere kenjutsu ogrettigi bir egitim merkezi de vardi, oraya gidip “beni egit” diyebilirdi. Tum bu dusunceler aklinda dolasirken, goz kapaklari agirlasti ve uykuya daldi. Sabah babasinin kapisini yumruklamasi ile uyandi, akabinde “Söean daha uyanmadian miöe zibidiee!” lafi geldi. Oflayip puflayip kalkti yatagindan zaten yorgan fln da ortmemisti tutulmustu boynu bacagi. “kak git de ekmek süt gaszte al, bu yasimda ben mi gideyim löean!” diye de ekledi babasi. “tamam babacim” dedikten sonra tekrar oflaya puflaya cekti dolabini kapinin onunden, alt mahalleye Ryu abinin tekel bayisine gitti, konsept olarak tekel bayisi tadinda ama icerik olarak mega marketlerden farksiz bir dukkana sahipti Ryu abi. Genelde 5 yasindaki oglu Ryuichi bakiyordu dukkana, zaten evleri dukkanin hemen ustundeydi, bi durum bi vaziyet oldugu vakit “buböeaaaaaa” diye alarm verip babasini cagiriyordu Ryuichi, babasi da gelip agizini burnunu dövüyordu sorun yaratanin. Mahalleli pek bi tirsardi Ryu’dan. Kishiro dukkana geldiginde babasinin isteklerini bir bir siraladi fekat Ryuichi gameboyuyla takildigindan dolayi soylenenleri duymadi ya da duymamazliktan geldi. Aslinda agir basli bir cocuktu ama iste cocuk neticede, sagi solu belli olmuyor. Kishiro bir kez daha tekrarladi almak istediklerini, yine Ryuichiden ses cikmadi. “löean velet seninle mi ugrasicam sabah sabah zaten her yerim tutuldu” diye bagirip ihtiyaçlarini kendisi almak üzere bankonun arkasina geçince, Ryuichi “buböeaaaaaaa” diye haykirdi. Bi anda Kishironun arkasinda beliren Ryu “Shoryuken” diye bagirip okkali bir 3 hit vurdu. Ne oldugunu bile anlamayan Kishiro dişlerinin sallandigini hissetti. Ryu tekrar saldiri pozisyonunu aldi Kishiro biraz tirstigindan hemen konuşmaya başladi:
-abie dur nolur, bi yanliş anlaşilma oldu abi, senin kücük oglan ilgilenmeyince...
-Hiyaaaaaaa
-...ben de öeahh abi dur vurma bi izah ediyim izin ver, babam dun bana cok kizmisti. Sabah da ekmek gazte sut fln al dedi, onu kizdirmiyim diye aliyim dedimdi, seni kizdirdik bu sefer de. Özür dilerim abi.
O sirada Ryu aşagi egilip öne bi adim yine aşagi egilip öne bi adim atiyordu. Tam yumrugunu uzaticakti ki Kishironun özür diledigini duyunca icindeki super istek birden kayboldu, sinirleri yatismisti anlicagin. Şöyle bir bakti Kishiroya, fena da cocuga benzemiyordu hani. Ryu’nun kendisini inceledigini gordu ve birden aklina “ lisedeki hocami bosversem de Ryu abiden mi istesem beni egit diye” dusuncesi geldi. Tam agzindan “Ryu Abi...” lafi cikti ayni zamanda Ryu da “ böeaak yigenim...” dedi. Birden ikisi de sustu. 3-4 saniye bakistilar. Kishiro “ Abi sen devam et” diye pasladi hemen lafi Ryu’ya. Ryu önce gülümsedi bu nazik davranisi icin ardindan da tekrar lafa giristi. Kishiro agzini ayirmiş aptal bir gülümseme ifadesiyle Ryu’nun agzindan cikacak olan her kelimeyi havada kapicakcasina hali hazirda bekliyordu. Ryu direk konuya girdi “Bak yigenim sana karsi durust olucam...
-abie dur nolur, bi yanliş anlaşilma oldu abi, senin kücük oglan ilgilenmeyince...
-Hiyaaaaaaa
-...ben de öeahh abi dur vurma bi izah ediyim izin ver, babam dun bana cok kizmisti. Sabah da ekmek gazte sut fln al dedi, onu kizdirmiyim diye aliyim dedimdi, seni kizdirdik bu sefer de. Özür dilerim abi.
O sirada Ryu aşagi egilip öne bi adim yine aşagi egilip öne bi adim atiyordu. Tam yumrugunu uzaticakti ki Kishironun özür diledigini duyunca icindeki super istek birden kayboldu, sinirleri yatismisti anlicagin. Şöyle bir bakti Kishiroya, fena da cocuga benzemiyordu hani. Ryu’nun kendisini inceledigini gordu ve birden aklina “ lisedeki hocami bosversem de Ryu abiden mi istesem beni egit diye” dusuncesi geldi. Tam agzindan “Ryu Abi...” lafi cikti ayni zamanda Ryu da “ böeaak yigenim...” dedi. Birden ikisi de sustu. 3-4 saniye bakistilar. Kishiro “ Abi sen devam et” diye pasladi hemen lafi Ryu’ya. Ryu önce gülümsedi bu nazik davranisi icin ardindan da tekrar lafa giristi. Kishiro agzini ayirmiş aptal bir gülümseme ifadesiyle Ryu’nun agzindan cikacak olan her kelimeyi havada kapicakcasina hali hazirda bekliyordu. Ryu direk konuya girdi “Bak yigenim sana karsi durust olucam...
10 Mart 2009 Salı
Edo'da bir İBİŞ (gun 2)
Soluk soluga kalmisti Kishiro, bi evin duvarina yaslandi, başini yukari kaldirdi, kar taneleri
yüzünü yaliyordu adeta. 3-4 saniye kadar öylece durdu. Babasindan cekindigi icin corabinda sakladigi sigara paketinden bi tane sigara cikardi, Tokugawa’nın verdigi kibritle sigarasini yakti ve sigaradan derin bi nefes cekti. Dumani disari verdiginde aklinda birsey yoktu fakat elinde tuttugu kibrit kutusuna bakinca birden bu sabah gururunu zedeleyen olay geldi aklina. “Şebege bak! Akli sira bana artistlik yapti. Görürsün sen!!” diyerek gözlerini kisti, sigaradan bir nefes daha aldi, orta parmak ve bas parmagin yardimiyla sigarasini karlarin arasina firlatti ve evin yolunu tuttu. Tokugawa’nin devlet baskani olmasini engellemeliydi, ama nasildi? Suikast? Peki onca korumayi atlatip nasil Takugawaya ulasicakti? Şuanki yakin dövüs bilgileriyle bunu yapamazdi. Biseyler yapmaliydi, eve vardiginda misafirler coktan gitmislerdi, Kishiro’nun babasi işten gelmiş salonun göbeginde kaşlari çatik bir vaziyette oturuyordu. Sakesi, kavunu, beyaz peyniri önündeydi, sirtini divana dayamis bir eli dikey duran dizinde tespih cekiyor diger eliyle de sulu kavuna catalini daldiriyordu. Kishironun odasina sinsice girdigini gorunce “Göel löean buryieeaaaa” diye kükredi adeta. Tiris tiris salonun kapisini araladi Kishiro, el pence divan durusu ve basini asagida tutup salonda duran hali desenlerine bakisi onu kurtarmicakti, yicekti yani zirnigi kacisi yoktu asla. Sabahki gururunu inciten olayin üstüne baba zirnigina tahammülü kalmamisti. “nöerdesien löean bu saate kadöar?” diye sordu dizinin üstündeki elini kaldirip tokat gibi yaparak. Kishiro bu kükreme karsisinda önce bi titredi ardindan sag ayagini sol ayaginin ucuna sürterek, cok kısık bir sesle “şey babacim, arkadaslarla disaridaydik, top oynuyorduk” cümlesini cikarabildi agzindan. “löeaş gibi sigara kokuyorsun, töea buraya kadar geliyor kokusu, yoksa söen sigara mi içiyorsuen löean id!?” diye ayaklandi birden, haylaz oglunun kaval kemigine bir tekme savurdu akabinde, Kishiro lisede yarim biraktigi yakin dovus derslerinden aklinda kalan bazi temel hareketler sayesinde kaval kemigine gelen bu tekmeyi savuşturabildi. Sakenin etkisinden olucak baba bu savuşturmayi ummadigi için etrafinda bi tur atinca, omurilik sogani 2. turu kendi atti ve tüm dengenin kaybolmasina sebep oldu. Kishiro bu firsattan istifade ederek odasina gitti dolabini kapisinin önüne cekti. Babasi her ne kadar kapiyi yumruklasa da “bu aksam sana yemek fln yok, ac zibar” sözünden başka bir şey yapamadi. Kishironun da cok umrunda degildi acikcasi yemek, onun daha önemli planlari vardi. Takugawa’nin başa geçmesini engellicekti...
yüzünü yaliyordu adeta. 3-4 saniye kadar öylece durdu. Babasindan cekindigi icin corabinda sakladigi sigara paketinden bi tane sigara cikardi, Tokugawa’nın verdigi kibritle sigarasini yakti ve sigaradan derin bi nefes cekti. Dumani disari verdiginde aklinda birsey yoktu fakat elinde tuttugu kibrit kutusuna bakinca birden bu sabah gururunu zedeleyen olay geldi aklina. “Şebege bak! Akli sira bana artistlik yapti. Görürsün sen!!” diyerek gözlerini kisti, sigaradan bir nefes daha aldi, orta parmak ve bas parmagin yardimiyla sigarasini karlarin arasina firlatti ve evin yolunu tuttu. Tokugawa’nin devlet baskani olmasini engellemeliydi, ama nasildi? Suikast? Peki onca korumayi atlatip nasil Takugawaya ulasicakti? Şuanki yakin dövüs bilgileriyle bunu yapamazdi. Biseyler yapmaliydi, eve vardiginda misafirler coktan gitmislerdi, Kishiro’nun babasi işten gelmiş salonun göbeginde kaşlari çatik bir vaziyette oturuyordu. Sakesi, kavunu, beyaz peyniri önündeydi, sirtini divana dayamis bir eli dikey duran dizinde tespih cekiyor diger eliyle de sulu kavuna catalini daldiriyordu. Kishironun odasina sinsice girdigini gorunce “Göel löean buryieeaaaa” diye kükredi adeta. Tiris tiris salonun kapisini araladi Kishiro, el pence divan durusu ve basini asagida tutup salonda duran hali desenlerine bakisi onu kurtarmicakti, yicekti yani zirnigi kacisi yoktu asla. Sabahki gururunu inciten olayin üstüne baba zirnigina tahammülü kalmamisti. “nöerdesien löean bu saate kadöar?” diye sordu dizinin üstündeki elini kaldirip tokat gibi yaparak. Kishiro bu kükreme karsisinda önce bi titredi ardindan sag ayagini sol ayaginin ucuna sürterek, cok kısık bir sesle “şey babacim, arkadaslarla disaridaydik, top oynuyorduk” cümlesini cikarabildi agzindan. “löeaş gibi sigara kokuyorsun, töea buraya kadar geliyor kokusu, yoksa söen sigara mi içiyorsuen löean id!?” diye ayaklandi birden, haylaz oglunun kaval kemigine bir tekme savurdu akabinde, Kishiro lisede yarim biraktigi yakin dovus derslerinden aklinda kalan bazi temel hareketler sayesinde kaval kemigine gelen bu tekmeyi savuşturabildi. Sakenin etkisinden olucak baba bu savuşturmayi ummadigi için etrafinda bi tur atinca, omurilik sogani 2. turu kendi atti ve tüm dengenin kaybolmasina sebep oldu. Kishiro bu firsattan istifade ederek odasina gitti dolabini kapisinin önüne cekti. Babasi her ne kadar kapiyi yumruklasa da “bu aksam sana yemek fln yok, ac zibar” sözünden başka bir şey yapamadi. Kishironun da cok umrunda degildi acikcasi yemek, onun daha önemli planlari vardi. Takugawa’nin başa geçmesini engellicekti...
9 Mart 2009 Pazartesi
Edo'da bir İBİŞ (gun 1)
16. yüzyilin sonlariydi. Hava sartlari oldukca zorluyordu insanlari. Tokugawa, Edo’da o
meydan senin bu meydan benim millete vaatlerini anlatiyordu. Çok geçmicekti 1603 yilinda kendi devletini kurucakti. Meydanda “Abi işsizim ailemi geçindiremiyorum, bana masabaşı bi iş ayarla” diye iş isteyen Kishiro isimli gencin sirtina bir cuval kömür vererek “kak git lan burdan” diye savuşturmasının, ileride kendisine oldukca pahaliya mal olucagini nerden bilebilirdi. Kishiro, sirtindaki zonguldak kömürünün verdigi agirlikla eline tutuşturduklari kav kibrit kutusunu öyle bir sıktı ki ortalama 40 çöp yazisi okunmayacak hale geldi. Takugawaya adeta uyuz olmustu. Geri dönüp “Sen görürsün” bakisi attiktan sonra evinin yolunu tuttu. Edo’da kiş oldukca cetin geçmekteydi, bazen yollar kapanirdi. İnadina vali okullari tatil etmezdi, sabah servisi bekleyen cocuklar, yoldan gecen yetişkin insanlarin “cocugum bosuna sokakta bekleme, bugun okullar tatil edildi” cümlesini duymak icin soguktan üşümüş o pembe yanaklarin verdigi şirin yüzle saga sola koşuştururlardi. Nitekim servis işiklarin ordan gözükünce başlar aşagi egilirdi, beslenme çantasi boyunda, resim çantasi da elinde tipiş tipiş basamaklari çikilirdi servisin. Kishiro’nun cocuklugu böyle gecmisti hep. Hep de o lanet servis gelmisti. “Oha ya Kyoto’da okullar 3 gün tatil edilmis burda niye öyle degil” diye hayiflanirdi kucukken de. Gicirdayan sokak kapisini gectikten sonra, ev kapisinin onunde tonla ayakkabi gordu, “ uff yine kim geldi misafirlige ya” diyip caldi kapiyi, cocuk sesleri yukselmeye basladi birden, “eyvah halamin cocuklari da burda, kucuk olan kesin odami karistirmistir, nunchakuyi alip vurmustur her yere simdi” diye gecirdi aklindan. Tahmin ettigi gibi halalari teyzeleri hepsi evdeydi o vakit, kömürlügün anahtarini istedi sirtindaki cuvali kömürlüge yerleştirdikten sonra içeri girdi, pastalar börekler günü kurtaran tek güzel şeylerdi, odasina geçti kapiyi kapatti, gelen tabaktaki börekleri yerken yatagina uzandi Kishiro, tavana bakiyordu, sabit bir noktaya, aklina Tokugawa’nin bugun kendisine yaptigi pisligi düsünüyordu. İntikamini almaliydi ama nasil? Nunchakusunu buldu yataginin altindan küçük kuzeni daha bulamamişti anlaşilan, sevinçle günlük çalişmasina basladi, ilk başlarda hareket yapiyim derken beline koluna sirtina fln çarptirip mosmor ediyordu her yerini, soranlar olursa da kapiya çarptim, dolabin kapagina carptim gibi yalanlar siraliyordu. Artik mahalledeki hoşlandigi kiza artistlik yapabilecek düzeyde iyi kullanabiliyordu nunchakuyu. O güzel kizin adi Mihriban’dı. Mihriban Yozgatliydi, büyük büyük büyük dedesi zamaninda japonyaya gelmek için Yozgati terketmişti. Zaten ancak Mihribanin ailesi gelebilmişlerdi. Antremani bitirince “anne ben biraz hava alicam” diyip disari cikti, her aksam üstü yaptigi gibi Mihribanin evinin onune geldi, cok begeniyordu evlerini, kireç boyali diş yüzeyine çamur toplari atinca hem cok egleniyordu hem de güzel görünüyordu. Mihribanin babasi bundan bi hayli rahatsizdi ama. Temizlemesi icin Mihribana bagiriyor temizlemeye zorluyordu. Bu sayede Kishiro da Mihribani görebiliyordu. O akşam yine sigarasini yakti, dudagina yerleştirdi ama o kadar ucundan koydu ki dudagina, konuşunca sigara bi aşagi bi yukari oynuyordu. Karla kapli oldugu için çamur donmuştu, biraz mincikliyip kivama getirdikten sonra elinde yuvarlayarak top şekilini verdi, tam atmaya hazirlaniyordu evin kapisi açildi, Mihribanin babasi Kishiro ile gözgöze geldi, Kishiro’nun böbrek üstü bezleri durmadan adrenalin salgiliyordu vücuduna, gözleri kocaman acildi, göz bebekleri adeta o irisin muhtesem buz mavisini yok edercesine büyüdü, agzi aralandi, sigara üst dudagindan kurtuldu, 2-3 saniye kadar alt dudagina yapişik duran sigara, en sonunda taklalar atarak yere düştü. Mihribanin Babasi Osman Amca’nin “Hayriye nerde benim tüfegim” diye içeri dalmasindan faydalanan Kishiro, aşagiki mahallehe arkasina bakmadan kaçmaya basladi....
meydan senin bu meydan benim millete vaatlerini anlatiyordu. Çok geçmicekti 1603 yilinda kendi devletini kurucakti. Meydanda “Abi işsizim ailemi geçindiremiyorum, bana masabaşı bi iş ayarla” diye iş isteyen Kishiro isimli gencin sirtina bir cuval kömür vererek “kak git lan burdan” diye savuşturmasının, ileride kendisine oldukca pahaliya mal olucagini nerden bilebilirdi. Kishiro, sirtindaki zonguldak kömürünün verdigi agirlikla eline tutuşturduklari kav kibrit kutusunu öyle bir sıktı ki ortalama 40 çöp yazisi okunmayacak hale geldi. Takugawaya adeta uyuz olmustu. Geri dönüp “Sen görürsün” bakisi attiktan sonra evinin yolunu tuttu. Edo’da kiş oldukca cetin geçmekteydi, bazen yollar kapanirdi. İnadina vali okullari tatil etmezdi, sabah servisi bekleyen cocuklar, yoldan gecen yetişkin insanlarin “cocugum bosuna sokakta bekleme, bugun okullar tatil edildi” cümlesini duymak icin soguktan üşümüş o pembe yanaklarin verdigi şirin yüzle saga sola koşuştururlardi. Nitekim servis işiklarin ordan gözükünce başlar aşagi egilirdi, beslenme çantasi boyunda, resim çantasi da elinde tipiş tipiş basamaklari çikilirdi servisin. Kishiro’nun cocuklugu böyle gecmisti hep. Hep de o lanet servis gelmisti. “Oha ya Kyoto’da okullar 3 gün tatil edilmis burda niye öyle degil” diye hayiflanirdi kucukken de. Gicirdayan sokak kapisini gectikten sonra, ev kapisinin onunde tonla ayakkabi gordu, “ uff yine kim geldi misafirlige ya” diyip caldi kapiyi, cocuk sesleri yukselmeye basladi birden, “eyvah halamin cocuklari da burda, kucuk olan kesin odami karistirmistir, nunchakuyi alip vurmustur her yere simdi” diye gecirdi aklindan. Tahmin ettigi gibi halalari teyzeleri hepsi evdeydi o vakit, kömürlügün anahtarini istedi sirtindaki cuvali kömürlüge yerleştirdikten sonra içeri girdi, pastalar börekler günü kurtaran tek güzel şeylerdi, odasina geçti kapiyi kapatti, gelen tabaktaki börekleri yerken yatagina uzandi Kishiro, tavana bakiyordu, sabit bir noktaya, aklina Tokugawa’nin bugun kendisine yaptigi pisligi düsünüyordu. İntikamini almaliydi ama nasil? Nunchakusunu buldu yataginin altindan küçük kuzeni daha bulamamişti anlaşilan, sevinçle günlük çalişmasina basladi, ilk başlarda hareket yapiyim derken beline koluna sirtina fln çarptirip mosmor ediyordu her yerini, soranlar olursa da kapiya çarptim, dolabin kapagina carptim gibi yalanlar siraliyordu. Artik mahalledeki hoşlandigi kiza artistlik yapabilecek düzeyde iyi kullanabiliyordu nunchakuyu. O güzel kizin adi Mihriban’dı. Mihriban Yozgatliydi, büyük büyük büyük dedesi zamaninda japonyaya gelmek için Yozgati terketmişti. Zaten ancak Mihribanin ailesi gelebilmişlerdi. Antremani bitirince “anne ben biraz hava alicam” diyip disari cikti, her aksam üstü yaptigi gibi Mihribanin evinin onune geldi, cok begeniyordu evlerini, kireç boyali diş yüzeyine çamur toplari atinca hem cok egleniyordu hem de güzel görünüyordu. Mihribanin babasi bundan bi hayli rahatsizdi ama. Temizlemesi icin Mihribana bagiriyor temizlemeye zorluyordu. Bu sayede Kishiro da Mihribani görebiliyordu. O akşam yine sigarasini yakti, dudagina yerleştirdi ama o kadar ucundan koydu ki dudagina, konuşunca sigara bi aşagi bi yukari oynuyordu. Karla kapli oldugu için çamur donmuştu, biraz mincikliyip kivama getirdikten sonra elinde yuvarlayarak top şekilini verdi, tam atmaya hazirlaniyordu evin kapisi açildi, Mihribanin babasi Kishiro ile gözgöze geldi, Kishiro’nun böbrek üstü bezleri durmadan adrenalin salgiliyordu vücuduna, gözleri kocaman acildi, göz bebekleri adeta o irisin muhtesem buz mavisini yok edercesine büyüdü, agzi aralandi, sigara üst dudagindan kurtuldu, 2-3 saniye kadar alt dudagina yapişik duran sigara, en sonunda taklalar atarak yere düştü. Mihribanin Babasi Osman Amca’nin “Hayriye nerde benim tüfegim” diye içeri dalmasindan faydalanan Kishiro, aşagiki mahallehe arkasina bakmadan kaçmaya basladi....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)