16. yüzyilin sonlariydi. Hava sartlari oldukca zorluyordu insanlari. Tokugawa, Edo’da o
meydan senin bu meydan benim millete vaatlerini anlatiyordu. Çok geçmicekti 1603 yilinda kendi devletini kurucakti. Meydanda “Abi işsizim ailemi geçindiremiyorum, bana masabaşı bi iş ayarla” diye iş isteyen Kishiro isimli gencin sirtina bir cuval kömür vererek “kak git lan burdan” diye savuşturmasının, ileride kendisine oldukca pahaliya mal olucagini nerden bilebilirdi. Kishiro, sirtindaki zonguldak kömürünün verdigi agirlikla eline tutuşturduklari kav kibrit kutusunu öyle bir sıktı ki ortalama 40 çöp yazisi okunmayacak hale geldi. Takugawaya adeta uyuz olmustu. Geri dönüp “Sen görürsün” bakisi attiktan sonra evinin yolunu tuttu. Edo’da kiş oldukca cetin geçmekteydi, bazen yollar kapanirdi. İnadina vali okullari tatil etmezdi, sabah servisi bekleyen cocuklar, yoldan gecen yetişkin insanlarin “cocugum bosuna sokakta bekleme, bugun okullar tatil edildi” cümlesini duymak icin soguktan üşümüş o pembe yanaklarin verdigi şirin yüzle saga sola koşuştururlardi. Nitekim servis işiklarin ordan gözükünce başlar aşagi egilirdi, beslenme çantasi boyunda, resim çantasi da elinde tipiş tipiş basamaklari çikilirdi servisin. Kishiro’nun cocuklugu böyle gecmisti hep. Hep de o lanet servis gelmisti. “Oha ya Kyoto’da okullar 3 gün tatil edilmis burda niye öyle degil” diye hayiflanirdi kucukken de. Gicirdayan sokak kapisini gectikten sonra, ev kapisinin onunde tonla ayakkabi gordu, “ uff yine kim geldi misafirlige ya” diyip caldi kapiyi, cocuk sesleri yukselmeye basladi birden, “eyvah halamin cocuklari da burda, kucuk olan kesin odami karistirmistir, nunchakuyi alip vurmustur her yere simdi” diye gecirdi aklindan. Tahmin ettigi gibi halalari teyzeleri hepsi evdeydi o vakit, kömürlügün anahtarini istedi sirtindaki cuvali kömürlüge yerleştirdikten sonra içeri girdi, pastalar börekler günü kurtaran tek güzel şeylerdi, odasina geçti kapiyi kapatti, gelen tabaktaki börekleri yerken yatagina uzandi Kishiro, tavana bakiyordu, sabit bir noktaya, aklina Tokugawa’nin bugun kendisine yaptigi pisligi düsünüyordu. İntikamini almaliydi ama nasil? Nunchakusunu buldu yataginin altindan küçük kuzeni daha bulamamişti anlaşilan, sevinçle günlük çalişmasina basladi, ilk başlarda hareket yapiyim derken beline koluna sirtina fln çarptirip mosmor ediyordu her yerini, soranlar olursa da kapiya çarptim, dolabin kapagina carptim gibi yalanlar siraliyordu. Artik mahalledeki hoşlandigi kiza artistlik yapabilecek düzeyde iyi kullanabiliyordu nunchakuyu. O güzel kizin adi Mihriban’dı. Mihriban Yozgatliydi, büyük büyük büyük dedesi zamaninda japonyaya gelmek için Yozgati terketmişti. Zaten ancak Mihribanin ailesi gelebilmişlerdi. Antremani bitirince “anne ben biraz hava alicam” diyip disari cikti, her aksam üstü yaptigi gibi Mihribanin evinin onune geldi, cok begeniyordu evlerini, kireç boyali diş yüzeyine çamur toplari atinca hem cok egleniyordu hem de güzel görünüyordu. Mihribanin babasi bundan bi hayli rahatsizdi ama. Temizlemesi icin Mihribana bagiriyor temizlemeye zorluyordu. Bu sayede Kishiro da Mihribani görebiliyordu. O akşam yine sigarasini yakti, dudagina yerleştirdi ama o kadar ucundan koydu ki dudagina, konuşunca sigara bi aşagi bi yukari oynuyordu. Karla kapli oldugu için çamur donmuştu, biraz mincikliyip kivama getirdikten sonra elinde yuvarlayarak top şekilini verdi, tam atmaya hazirlaniyordu evin kapisi açildi, Mihribanin babasi Kishiro ile gözgöze geldi, Kishiro’nun böbrek üstü bezleri durmadan adrenalin salgiliyordu vücuduna, gözleri kocaman acildi, göz bebekleri adeta o irisin muhtesem buz mavisini yok edercesine büyüdü, agzi aralandi, sigara üst dudagindan kurtuldu, 2-3 saniye kadar alt dudagina yapişik duran sigara, en sonunda taklalar atarak yere düştü. Mihribanin Babasi Osman Amca’nin “Hayriye nerde benim tüfegim” diye içeri dalmasindan faydalanan Kishiro, aşagiki mahallehe arkasina bakmadan kaçmaya basladi....
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder