17 Mart 2009 Salı

Edo'da bir İBİŞ (gun 9)

“Demek Tokugawa... Meydanlarda bas bas bagiriyormuş “höüe beni seç beni seç diye” , sıkariz ümüğünü sen hiç dert etme.” Dedi Ken ve sakesininden bir yudum daha aldi. Ryu içinden “ lan alkolu aldikca aldi, üfürmeye başladi düdük, ben bunun gençligini de bilirim, içerdi biralari yok şimdi havada parande aticam, yok 3 lü salto fln derken kafa üstü çakilirdi salak, onun yüzünden millete de rezil olurduk, sıkarmiş ümügünü, lan adam 12313245624 tane korumayla geziyor, bu saçla, bu göbekle nereye sıkıyorsun? Hadi diyelim kilolari verdi, saç ne olcak abi, dövcek adami tipe gel, poz veren bi adam, al sana ciguli. Bak düsündükce tepem atiyor, bide zangief düzenbazi var tabi önce onu halletmek lazim asil.” diye geçirdi içinden. Bu düşüncelerini zerre belli etmedi kadehini kaldirdi “hadi hayirlisi” diyerek Ken’in kadehine tokuşturdu. Kishiro, yatmak icin odasina geçtiginde kafasinda zibilyon tane düsünce vardi. Yatagina uzandi, kollarini başinin arkasinda birleştirdi tavana bakarken aklindan şu düşünceler geçiyordu: “oha babama gel, hiç de bahsetmemişti bu olaylardan, o degil ben babami bildim bileli, göbekli, saçlari dökülmüş bir adamdi. Vay be megersem adam zamaninda, milleti evire çevire dövüyormuş. Bi yandan babamdan da mi istesem beni egit diye, belki birseyler hatirliyordur, hani zamaninda Ryu ile beraber kalmis, oha supermis hakkaten. Vay be babam benim” sonra uykuya daldi. Sabah ezani okunmamisti ki Ryu Kishiro’nun odasina girdi. Ryu, Kishiro’yu, sirt üstü yatmis kollari bacaklari ve agzini sonuna kadar acmis bi halde ve burnundaki baloncuk her nefes alista buyuyup kuculurken görünce basti kahkahayi, ama bu sekilde uyandirmak da istemiyordu onu, daha zalim düşünceleri vardi. Elindeki bir avuç un, ketçap ve bir bardak şalgam ile güzel bir combo çekip sabah sporuna hazir edicekti Kishiroyu. Combo ardindan okkali bi küfür sallayan Kishiro, karşisinda Ryu’yu görünce yedi tabi tokadi, hazirlandi, tam evden cikicaklarken, Ken koridora cikti, “bensiz sabah sporuna mi gidiyorsunuz bre hayirsizlar” diyip peslerine takildi, mahallede 2-3 tur attiktan sonra, nefes nefese kalan Kishiro oldu sasirtici bi sekilde. Dalaginin şişkinligini almak için ellerini dizine koyup iki büklüm duran Kishiro’nun o halini gören Ryu ve Ken fısır fısır konuşup,kıs kıs gülmeye başladilar. Ryu Kishiro’nun omzuna elini koydu ve “yukari mahallenin bakkaliyla konuştum, Nabeshima efendi, her sabah saat 6 da, 40 süt şişesini tüm mahalleye dagiticaksin hem de en kısa zamanda, unutma bunu her sabah yapicaksin.” Kishiro başini batida kalan tepenin üstündeki tek başina duran eve dogru çevirdi. “peki ya o ev? O ev de bu mahalleden sayilmaz dimi?” diye sordu Kishiro ciliz bi sesle. “saçmalama,o evde bu mahallenin muhtari oturuyor, hatta ilk sütü ona götürüceksin!” diye hiç beklemedigi bi yanit aldi babasi Ken’den. Bir de babasi olucakti, cani herif, ilk sütü muhtara götürücek demek, 40 şişeyi o aptal eve kadar taşiyip, muhtara o aptal sütünü verdikten sonra geriye kalan o aptal 39 şişe ile mahalleye geri dönücek olmasi demekti. Tam bir saçmalikti bu. “Yahu bakkalda kalsin 39 şişe, muhtarin sütünü veriyim sonra bakkala döner diger şişeleri alir mahalleliye dagitirim, olma mi?” diye sordu deli cesareti ile Kishiro. Ryu’dan okkali bi sille indi ense köküne ve ardindan “hayir efendim olmaz! 40 şişeyi de eşşekler gibi taşicaksin muhtarin evine ve birini bile kirmadan herkese ulastiricaksin sutleri, bir aile bile sutunu alamaz ise agzini burnunu doverim senin bilmis ol!!!” dedi. “Çattik ya” bakişi atti Kishiro Ryu’ya, “haydi koşmaya devam” komutuyla da üfleye püfleye koşmaya başladi tekrardan. İşkence daha yeni başliyordu...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder