Kishiro agir adimlarla eve giderken aklinda tonla düşünce vardi. Bu düşünceleri Ryu, yaşli teyze ve Zangief oluşturuyordu. Ryu nerelerdeydi? Zangief ile kapişmasina sadece 2 gün kalmişti. O yaşli teyze de kimin nesiydi, o çeviklik, o teknik, onun yaşindaki birinde ne ariyordu. Kimdi o yaşli teyze bunu ögrenmeliydi kesinlikle. Eve ulaşti. Ken kapida onu bekliyordu. Merakli bakişlar, yerini sinirli bakişlara birakti. Çünkü Kishiro eli boş geliyordu. Ken adeta kükredi: “nerde lan benim fistikli salamim, gazetem, sicak ekmegim? Düdük kaç saat oldu geberdik açliktan burda.” Kishiro hiç orali olmadi. Sinir küpü babasinin yanindan usulca geçti, salonun ortasinda duran yuvarlak üstünde baklava deseni bulunan kilime oturdu ve elindeki kagida dikkatlice bakmaya başladi. Ken daha da sinirlenmişti. Çevik bir hareketle ayagindaki terligi eline aldi. Bulundugu yerden Kishiro gözükmüyordu ama Ken için bu sorun degildi. Nerde oldugunu tahmin edebilirdi ve etti de. Sola dogru hafif bir falsolu atiş, Kishiro’nun kafasinda rahatlikla patlayabilirdi. Ken terligi firlatti ve içeriden “aaaah” sesini duymayi bekliyordu. Fakat öyle bir ses gelmemişti. “Lan acaba bizim oglan salona gitmedi mi yaşlaniyor muyum ne” diye işkillendi Ken, salona dogru gittiginde Kishiro’yu tam düşündügü yerde otururken gördü. Firlattigi terligi Kishiro’nun elinde görünce cok şaşirmişti, “şaka maka bu cocuga bişiler ögretiyormuşuz ha” diye düşünüp gülümsedi ardindan Kishiro’ya neler olup bittigini sordu. Kishiro soguk kanlilikla olaylarin hepsini anlatti ve ardindan elinde tuttugu, terden dolayi bazi yazilarin bulaniklaştigi kagidi uzatti babasina. Babasi notu okudu ve gözleri açildi, “İgu... İguAna” diyebildi sadece. Kishiro, babasinin o kadini tanidigini fark edince, eve gelirken ki sorulari hiç nefes almadan babasina sordu. Ken derin bi nefes alip yanitlamaya başladi: “Bak Kishiro, ordaki kadin, İguAna. Çok eski bir yakin dövüş ustasidir. Biz Ryu amcanla çocukken aşagi mahalledeki dövüş okulunun sahibiydi. Bizim hoca Master Gouken onu hiç ama hiç sevmezdi. Aralarinda bi husumet vardi ama hiçbir zaman bundan bahsetmezdi bize. Çok çevik oldugunu biliyorduk ama. Zaten fark etmişsindir sen de. İlginç bi teknigi vardir onun. Kücücük vucudunda acaip bir enerji taşiyor. Neyse daha sonralarda dövüş okulunu kapatip yerine gözleme ve türkü evi açtigini duymuştum. Sanirim hala orayi işletiyor. İguAna Gözleme ve Türkü Evi. Ve evlat, İguAna seni bu şafak vakti meydanda görmek istiyor.” Kishiro’nun kalbi birden deli gibi çarpmaya başlamişti. “Acaba bana teknik mi göstericekti” diyerekten ebleh ebleh siritip tavana bakmaya başladi. Ardindan aklina Ryu geldi. “baba peki Ryu nolucak? Bide Zangief ile olan düello var, onu napicaz? Bu adi herif meydanda bas bas bagirdi Ryu nerde benden korktu mu fln diye, tavrimi koydum ama öbür gün el ilani bile dagitir bu dümbelek Ryu benden tirsti fln gibilerinden” dedi Kishiro. Ken “bilmiyorum evlat, hakkaten bilmiyorum” diyebildi sadece. İkisi de şuna inaniyordu, bu şafak vaktinde bu sorulardan birkaçinin cevabina ulaşicaklardi.
Ryu yavaşça gözlerini araladi. En son olanlari hatirlamaya çalişti fakat pek bir şey hatirlamiyordu, kafasina tencere geçirilip kepçe ile defalarca vurulmuşçasina agriyordu başi. Dayanilcak gibi degildi, bi eliyle başini tutmak istedi fakat elleri bagliydi. Birden irkildi, ellerinin bagli olmasi alişildik bi durum degildi. Kalkmaya çalişti fakat ayaklari da bagliydi, pek fazla hareket edemiyordu. Etrafina bakmaya çalişti, karanlikta pek bir şey görülmüyordu. Derin bi nefes alip en son neler olup bittigini düşündü. Bi anda hatirlamaya başladi. Şık görünümlü bir adamin, karşisinda durup bişiler söyledigini hatirliyordu. Ne demişti pek hatirlayamiyordu. Sonra birden aklina ismi geldi. “Tokugawaydi ismi, vay dümbük beni kaçirip bagladilar o zaman buraya görürsünüz lan siz” diye öfkeye büründü Ryu. Biraz gürültü patirti yapinca içeriden birilerinin dikkatini çekmeyi başarmişti. Göz bandi takan kel bir adam odaya girdi ve “ne bagirip çagiriyorsun lan, kapa çeneni, şurda 2 dk şekerleme yapalim dedik” dedi. Ryu kudurmuş gibiydi adeta “seni döverim, hepinizi döverim ülen, beni niye bagladiniz buraya, söyle o Tokugawa’ya bitti o, sen de bittin ayrica, sahi sen kimdin?” diye yardirdi. Göz bandli kel adam gülümsedi ve “beni taniyamadin ha, püüü sana yaziklar olsun, bu göz bandini senin yüzünden takiyorum. Bi düşün bakalim hatirlicak misin?”dedi. Ryu birden duraksadi, beyni arşiv dolabindaki alt çekmeceleri açip, gençken yaptiklari turnuvanin dosyalarini buldu cikardi, üstündeki tozu üfledi ve o yüzü hatirladi. Yari finalde karşilaşmişti Ryu onunla. Göz bandli kel adamin ismi Sagat’idi. Yari finalde Ryu topuguyla gözünün ortasina öyle bir vurmuştu ki Sagatin gözünü ve maçi kaybetmesine sebep olmuştu. Maç sonrasi Ryu her ne kadar özür dilese de, “sen görürsün lan bi gün elime düşüceksin” tehditlerine maruz kalmişti Sagat tarafindan. Ve nolmuştu hakkaten eline düşmüştü. Şuan Ryu o kadar çaresiz vaziyetteydi ki, Sagat istedigini yapabilirdi ona. Ryu bu düşünceler içerisinde boğusurken, Sagat, Ryu’nun onu hatirladigini fark etti. “demek hatirladin” dedi ve gülümseyip içeri gitti var mi bi gelen giden diye.Kimsecikler yoktu. Ryu’nun oldugu odaya tekrar geldi. Elinde bicak vardi. Yavaşça Ryu’ya dogru yaklaşti, kıs kıs gülüyordu, Ryu’nun başucuna oturdu. Elindeki bicakla oynayip duruyordu “o turnuvadan sonra yani gözümü kaybettikten sonra hayat hiç de kolay olmadi benim için. Tek gözümü cikardigindan beri diyelim aslinda şuna.” Bunu dedikten sonra başindaki ve boynundaki damarlar şişmişti, sinirlendigi her halinden belli oluyordu. Duraksadi, gülümsedi, Ryu’nun gözünün içine bakti ve “Şimdi ödeşme zamanı.” dedi...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder