30 Mart 2009 Pazartesi
Edo'da bir İBİŞ (gün 12)
Günler birbirini kovaladi, Kishiro bilinci kapali bi sekilde öylece yatiyordu. Sesler duymaya devam ediyordu, bu ses bir melege ait olmali dedigi sesler ve şöyle diyordu: “Kishiro... Kishiro... hadi aç gözlerini. Kishiro...” bu sese kulak verdi ve gözlerini yavaşça açti, ilk başta hic birsey göremedi, her yer bulanikti daha sonra netleşme tamamlaninca burnunun dibinde duran kişinin Mihriban oldugunu anladi. Gözleri fal taşi gibi açildi tabiki. Cok susamişti, pek gücü olmadigindan parmagiyla suyu işaret etti, Mihriban hemen suyu aldi, başindan destekleyerek yavaşça içirdi suyu Kishiro’ya. “oha lan annemden daha şevkatli bu kiz” diye düşündü hemen ve içi gitti dogrusu. Kurumuş dudaklari islaninca konuşmaya yeltendi hemen: “Sen.. Sen buraya... nasil...?” Mihriban, Kishiro’yu susturarak “ tamam yorulma anlaticam herseyi” dedi ve devam etti “2. gün senin yerine, saclari dökülmüş orta yaşli bir adam getirdi sütü, önce işkillendim kim bu düdük dedim, bi yandan da seni merak ettim tabi, 3. gün oldu gelmedin, 4. gün oldu gelmedin fln en sonunda sordum o düdük adama, yahu ilk gün gelen bi genç vardi ne oldu ona? O benim oglum, kendisi komada diyince, koma nere yahu diye düsündüm icimden, iyi peki selamimi iletirsin diyince bön bön bakti bana, yahu ne dalga geciyorsun, az kalsin geberiyordu cok pis hasta diyince anladim vaziyeti, hemen o dökük saçlidan beni senin yanina getirmesini istedim, günlerce titredin, nöbetler geçirdin, ateşini düzenli olarak kontrol ettim, alnina islak bez koydum, sırtını sıvazlayip pış pışladim fln ve işte şimdi gözlerini açtin. Pek fazla şey kaçirmadin komadayken.” Sonra birden baş parmagini yalayip, Kishiro’nun kalemle çizilmiş biyigini sildi. Tek tarafi silmişti ki; Ken odaya girdi, Kishiro’ya bakti; Mihribana dönüp “sen biraz içeri geç kızım” dedi, ve ogluna dogru yaklasti. Mihriban yavaşça odadan cikti ve kapiyi kapatti. Ken, Kishiro’nun başini ellerinin arasina aldi, gözlerinin altini aşagi çekti ve göz yuvarlarini kontrol etti, başini yana çevirdi kulagina bakti, “öeaaaaaaa” de bakiyim diyip diline, bogazina fln bakti sonra tek tarafli biyigina bakti gulumsedi; iyi gibi görünüyordu yahu. “maşallah maşallah” diyip sirtina vurdu 2-3 kere, “ayrica bu kiz neyin nesi kimin fesi bilmiyoruz, hic de gozum tutmadi, senle ilgilenme ayagina evden bisiler mi arakliyor nedir odum kopuyor vallahi. Dikkatli ol evlat, ayrica ayagini denk al, o kizla bişiler düşünüyorsan alirim seni ayagimin altina bunu da bilmiş ol. Hadi bakiyim” dedi ve cikti odadan. Kishiro’nun başindan aşagi kaynar sular dökülmüştü, yahu aradigi aşkı bulmuştu, babasi ne karişiyordu ki, “illa bisiler ters gidicek dimi” diye ishan etti sonra, komadan cikmisti ne guzel, karsisinda Mihriban vardı, onunla ilgileniyordu ne güzel, hersey super giderken, babasi batirmisti herseyi. Canına tak etmeye başlamişti artik, omuzlarinin üzerinde iki melek belirdi sirayla Kishiro’ya bişiler diyorlardi, şeytan Kishiro şöyle dedi “bu ikili (Ryu ve Ken) iyice şimardi şunlara okkali bi ders vermelisin, hiç beklemedikleri bi anda sille tokat dal, en azindan birini indirirsin yahu,gencecik adamsin onlardan gecmis bu isler, baskana birinin saclari bile dokulmus.” Hemen melek Kishiro lafa karişti “yahu biraz daha sabirli ol, Mihriban şirin kiz sevdirir kendini babana, ne var bunda, tanimadigi için şimdi böyle korumaci davranmasi normal. Hem bu Şeytani dinleme, sille tokat nasi dalabilirsin ki, birincisi 2 kişiler, ikisi de zamaninda cok iyi dövüşcülermiş, 2. si birini indirdin hadi diyelim ötekisi sana napicak? Mihribani tamamen kaybedersin, ayrica kaval kemigini de.” Kishiro iç geçirdi ve tekrar uykuya daldi. O sirada Melek Kishiro, Şeytan Kishiro’ya nanik yapiyordu...
29 Mart 2009 Pazar
Edo'da bir İBİŞ (gün 11)
Agzindan cikani kulagi duydu; utandi; kipkirmizi oldu, yanaklari kulaklarina eşlik etti; utandi; o da kipkirmizi oldu, gözleri olup bitene şaşirdi, Mihriban’ın gözlerinden kaçti. Beyninde sürekli şu cümle yankilandi durdu: “hebele ne ya!! Hebele ne!!! Naptin sen?!? Ah ibişsin olm, bildigin ibişsin. Neyse şimdi hiç bir şey demeden ayagini yere süre süre geri geri git, Mihriban’ın görüş sahasindan da cikinca yallah topuk. Antremani fln da birak, her sabah nasil bakicaksin bu kizin yüzüne. Ah Kishiro ah, koskoca bi ahmaksin sen, şapşal!” Kishiro bu düşüncelerle haşir neşir olurken, Mihriban’dan gelen tepki karşisinda 2. bi şok daha geçiriyordu. Kishiro’nun yaptigi bu şapşallik, Mihriban’in hoşuna gitmişti, gülümsedi, hiçbir şey söylemeden Kishiro’nun elindeki sütü aldi ve alirken hafiften eline dokundu. Sonra kapiyi yavaşça kapadi, Kishiro şöyle 4-5 saniye kalakaldi. Elini yukari dogru kaldirdi göz hizasina, evirdi çevirdi, gözleri açildi birden. Elini yüzüne götürdü yanaklarina sürdü, Mihriban’ın dokundugu yeri öptü ve iç geçirdi. Ardindan gelen enerji ile bi koşu tüm sütleri mahalleliye dagitti. Ne sabah ayazi kaldi ne de kirik tarak kemigi. Hiçbirşeyi görmüyordu gözü, hemen Ryu ve Ken’in yanina geldi, heyecani hareketlerinden belli oluyordu gayet. Sürekli yerinde zipliyor, bir sag kroşe bir sol aparkat çalişiyordu. Kishiro’nun bu hareketlerine anlam veremeyen Ken elinin tersiyle Souryukeni patlatti tam agzina. Kishiro yere düşüp kendine geldiginde tarak kemiginin deliler gibi agridigini fark etti. Büyü bozulmuştu sanki birden havanin ayazi tüylerini diken diken etti, ayagi davul gibi şişmişti, acinacak haldeydi dogrusu. Ryu, herzamanki gibi Kishiro’nun kiyafetinin arkasindan tutup eve dogru sürükledi onu. Battaniyeye sardi Kishiro’yu, agzina da bi termometre koydu. Karşisina geçip “ülen ilk günden hasta ettin kendini, sen ne işe yaramaz adamsin, ne oldu çabuk anlat” dedi. Kishiro, Ryu’nun bu söylemlerini duymamişti bile, gitmişti yine akli, Mihriban’ın dokundugu yere bakti ve içinden “Aah Mihriban ahh” diye sayikladi. Ryu cevap gelmeyince sinirlenmişti, elini kaldirdi tam şamari indiricekken, Kishiro’nun dudaklarinin kipirdadigini gördü, zamaninda dudak okuma egitimi aldigindan dolayi ne söyledigini şıp diye anlamişti, “Mihriban” diyordu bildigin. Kimdi yahu bu Mihriban, Kishiro’nun yüz ifadesine bakilirsa yavuklusuydu. Ryu, geçmişi hatirladi Ryuchi’nin annesini düşündü, kim bilir nerdeydi şimdi, gözleri doldu elini yumruk yapti ve yumrugunu issirdi, hiç bir şey demeden odadan cikti gitti. Kishiro da sicacik battaniyeye sarilip uykuya daldi. Cok karisik rüyalar gördü, sürekli etraf bulanikti, bazi sesler duyuyordu hayal meyal: “titriyor; islak bez getir cabuk... ehehe kalemle biyik çizdim, nasi olmuş?, Oha kaç gün oldu herif uyanmadi hala...” evet dogru, Kishiro komaya girmişti...
28 Mart 2009 Cumartesi
Edo'da bir İBİŞ (gün 10)
Tüm gün antreman ile geçti, akşam üstü eve dönüldügünde, Kishiro’nun adim atacak hali yoktu. Direk odasina çekildi ve yataga bile ulaşamadan uyuya kaldi, yerden sogugu yiyince tutuldu kolu bacagi tabi. Sabah, bahçelerinden bir horoz sesi yükseldi, “hüöe o ne beöeaa, ya sus sabah sabah” diye söylene söylene kalkti, sonra tutulan yerlerindeki tüm kemikleri kitlattip elini yüzünü yikamaya gitti. Bugun ona verilen antreman programinin ilk günüydü ve antreman ilk günden asilmazdi. Aslinda bu dusunceyle degil, antremana gitmedigi anlasildiginda yiyecegi dayagi dusundugunden kalkmaya karar vermisti. Disari adimini atti ve ürperdi, sicacik yatagindan kalkip, sabah ayazinda disari cikmak pek akil kari degil diye dusundu, , Nabeshima Efendi’nin bakkalina gitti, sütleri kasalarla beraber aldi ve muhtarin evine dogru koşar adim yola koyuldu. Surekli, boylesine aptalca bir antreman programinin kendisini nasil “olum makinasi” haline getirecegini dusunup durdu. Neydi yani? Kavgada süt sisesi mi kullanicakti. Aslinda fena fikir degildi, kasadan bi süt şişesi cikardi, şişenin agiz kismindan kavradi, sopa gibi tutup ileri geri dogru sallarken, şişe elinden firladi ve yer cekiminin etkisiyle yere dogru hareketlendi, elinden firlamasi gayet normaldi, sabah ayazinin siseler üzerinde bugulanma etkisi vardi. Sisenin dusecegi yeri kestirip oraya ayagini uzatti, maksadi şuydu: sert zemine düşüp şişenin kirilmasindansa, yumuşak zemine ki burda yumuşak zemin Kishiro’nun ayagiydi, düşmesi ve şişenin saglam kalmasiydi ama tarak kemiginin de kirilmasi demek oluyordu bu. Nitekim öyle de oldu, şişenin düştügü yerden “çatırt” diye bir ses geldi. Acidan alt dudagini issiran Kishiro elindeki kasalari zar zor birakabildi. Ayagini tutup tek ayak üstünde zipladi durdu, bir yandan da şişelere, Nabeshima Efendiye, antremana, Ryu’ya, Ken’e, Tokugawa’ya herkese,herşeye sövüyordu. Biraz kendine geldiginde şişeye bakti, kirilmamişti, öylece duruyordu ayaginin dibinde. Şişeyi aldi, kasaya koydu, topallaya topallaya muhtarin evine dogru gitti. Eve dogru birinin yaklaştigini gören muhtar, “eeh nihayet bea” diye kapiyi açti. “a be gızancık, nierdesin sien bie yav, gaç olmuş saat, şuracıkta bekleşir dururum, süt içmem gierek beniım, ayacıklarim ağrır sonra, vier hadi vier. Yarin sabah ierken bieklerim, yoksa Ryu ve Ken’e dierim hıa” dedi ve aldi şişeyi Kishiro’nun elinden. Agzi acik bi şekilde donakalan Kishiro’nun aklindan şunlar geçmekteydi, “Oha herif trakyali! Ne alaka olm, herif kalkmis japonyaya gelmis, bu da yetmemis bide muhtar olmus.” Kapinin suratina dogru kapanmasiyla cikan ses degildi Kishiro’yu kendine getiren, kapanirkenki cikan havanin suratina suratina sert bi sekilde gelmesiydi. Egildi kasalari aldi ve gerisin geriye topallamaya basladi. Tepeyi zar zor aştı. Birkaç eve sütünü verdikten sonra, bir sokaga girdi, burasi bi yerden tanidik geliyordu ona. Tabi ya burasi Mihriban’ın evinin sokagiydi, babasi tüfek ile kovaladiginda boydan boya koşmuştu bu sokagi. Mihriban’ın oturdugu eve yaklaştikca tüm uzuvlari titremeye basladi, zaten tarak kemiginin kirilmasinin verdigi aciyla zar zor yürüyordu, adrenalinin vucuda etkisi hic de yardimci olmuyordu. Evin önüne geldi. Kasalari yere birakti. Derin bir nefes alip, cesaretini toplayip, kapiyi tiklatti ve sonra hemen parmaklarini çapraz yapip “umarim kapiyi acan babasi olmaz, umarim kapiyi acan babasi olmaz, umarim kapiyi acan babasi olmaz” dedi ve kapi aralandi. Karsisinda Mihriban’ı görünce, kalbi o kadar hizli atiyordu ki sesini rahatlikla duyabiliyordu. Mihriban sessizligi bozdu:
-Merhaba, buyrun?
Kishiro’nun beyni komut veriyordu ama konuşmak için kullanilan tüm kaslar adeta bu emirlere karşi cikiyorlardi. Agzindan şunlar döküldü:
-Bbe... Bee... Ben... Hebeleeee...
-Merhaba, buyrun?
Kishiro’nun beyni komut veriyordu ama konuşmak için kullanilan tüm kaslar adeta bu emirlere karşi cikiyorlardi. Agzindan şunlar döküldü:
-Bbe... Bee... Ben... Hebeleeee...
17 Mart 2009 Salı
Edo'da bir İBİŞ (gun 9)
“Demek Tokugawa... Meydanlarda bas bas bagiriyormuş “höüe beni seç beni seç diye” , sıkariz ümüğünü sen hiç dert etme.” Dedi Ken ve sakesininden bir yudum daha aldi. Ryu içinden “ lan alkolu aldikca aldi, üfürmeye başladi düdük, ben bunun gençligini de bilirim, içerdi biralari yok şimdi havada parande aticam, yok 3 lü salto fln derken kafa üstü çakilirdi salak, onun yüzünden millete de rezil olurduk, sıkarmiş ümügünü, lan adam 12313245624 tane korumayla geziyor, bu saçla, bu göbekle nereye sıkıyorsun? Hadi diyelim kilolari verdi, saç ne olcak abi, dövcek adami tipe gel, poz veren bi adam, al sana ciguli. Bak düsündükce tepem atiyor, bide zangief düzenbazi var tabi önce onu halletmek lazim asil.” diye geçirdi içinden. Bu düşüncelerini zerre belli etmedi kadehini kaldirdi “hadi hayirlisi” diyerek Ken’in kadehine tokuşturdu. Kishiro, yatmak icin odasina geçtiginde kafasinda zibilyon tane düsünce vardi. Yatagina uzandi, kollarini başinin arkasinda birleştirdi tavana bakarken aklindan şu düşünceler geçiyordu: “oha babama gel, hiç de bahsetmemişti bu olaylardan, o degil ben babami bildim bileli, göbekli, saçlari dökülmüş bir adamdi. Vay be megersem adam zamaninda, milleti evire çevire dövüyormuş. Bi yandan babamdan da mi istesem beni egit diye, belki birseyler hatirliyordur, hani zamaninda Ryu ile beraber kalmis, oha supermis hakkaten. Vay be babam benim” sonra uykuya daldi. Sabah ezani okunmamisti ki Ryu Kishiro’nun odasina girdi. Ryu, Kishiro’yu, sirt üstü yatmis kollari bacaklari ve agzini sonuna kadar acmis bi halde ve burnundaki baloncuk her nefes alista buyuyup kuculurken görünce basti kahkahayi, ama bu sekilde uyandirmak da istemiyordu onu, daha zalim düşünceleri vardi. Elindeki bir avuç un, ketçap ve bir bardak şalgam ile güzel bir combo çekip sabah sporuna hazir edicekti Kishiroyu. Combo ardindan okkali bi küfür sallayan Kishiro, karşisinda Ryu’yu görünce yedi tabi tokadi, hazirlandi, tam evden cikicaklarken, Ken koridora cikti, “bensiz sabah sporuna mi gidiyorsunuz bre hayirsizlar” diyip peslerine takildi, mahallede 2-3 tur attiktan sonra, nefes nefese kalan Kishiro oldu sasirtici bi sekilde. Dalaginin şişkinligini almak için ellerini dizine koyup iki büklüm duran Kishiro’nun o halini gören Ryu ve Ken fısır fısır konuşup,kıs kıs gülmeye başladilar. Ryu Kishiro’nun omzuna elini koydu ve “yukari mahallenin bakkaliyla konuştum, Nabeshima efendi, her sabah saat 6 da, 40 süt şişesini tüm mahalleye dagiticaksin hem de en kısa zamanda, unutma bunu her sabah yapicaksin.” Kishiro başini batida kalan tepenin üstündeki tek başina duran eve dogru çevirdi. “peki ya o ev? O ev de bu mahalleden sayilmaz dimi?” diye sordu Kishiro ciliz bi sesle. “saçmalama,o evde bu mahallenin muhtari oturuyor, hatta ilk sütü ona götürüceksin!” diye hiç beklemedigi bi yanit aldi babasi Ken’den. Bir de babasi olucakti, cani herif, ilk sütü muhtara götürücek demek, 40 şişeyi o aptal eve kadar taşiyip, muhtara o aptal sütünü verdikten sonra geriye kalan o aptal 39 şişe ile mahalleye geri dönücek olmasi demekti. Tam bir saçmalikti bu. “Yahu bakkalda kalsin 39 şişe, muhtarin sütünü veriyim sonra bakkala döner diger şişeleri alir mahalleliye dagitirim, olma mi?” diye sordu deli cesareti ile Kishiro. Ryu’dan okkali bi sille indi ense köküne ve ardindan “hayir efendim olmaz! 40 şişeyi de eşşekler gibi taşicaksin muhtarin evine ve birini bile kirmadan herkese ulastiricaksin sutleri, bir aile bile sutunu alamaz ise agzini burnunu doverim senin bilmis ol!!!” dedi. “Çattik ya” bakişi atti Kishiro Ryu’ya, “haydi koşmaya devam” komutuyla da üfleye püfleye koşmaya başladi tekrardan. İşkence daha yeni başliyordu...
16 Mart 2009 Pazartesi
Edo'da bir İBİŞ (gun 8)
-Ryu???
-Ken??? Oha ne hale gelmişsin, bu saç bu göbek ne olm, ohoooy nerde o eski Ken. Tipe gel, hey allahim.
-ehehe yahu o çeviklik eskiden di be Ryu, dövüşü fln biraktim ben, sonra evlendik coluk cocuga kariştik işte hal böyle olunca da göt göbek büyüdü.
Karsilikli gulustuler, Kishiro ise anca agzini ayirip olaylari anlamaya calisti. Tabi hemen basarili olamadi bu konuda. “siz tanişiyor musunuz???” diye abudik bir soru cikti agzindan ve gulusmeler bi anda kesildi, Kishiro’nun babasi Ken ve Ryu ayni anda Kishiro’ya dönüp sadece baktilar ve bu bakislar Kishiro’nun ödünün kopmasina ve ortakliktan kaybolmasina yetti de artti bile. Ken, Ryu ve oglunu içeri buyur etti. “Hanim, haniöeeeeeemmmmm, misafirlerimiz var donat bakalim şu sofrayi; höeee sake de getir bu akşam eski bir dostumla içicez” diyip elini Ryu’nun omzuna koydu. O akşam kahkahalar yükseldi Ken’in evinden. Tozlanmiş unutulmaya yüz tutmuş anılarin üzerinden geçtiler teker teker. Vakti zamaninda Ryu’nun babasi “kak git mendil sat da eve üc beş bişi girsin ben de burda keyif çatayim oh mis” diye oglunu resmen kullaniyordu, babasinin yakin arkadasi Master Gouken bu durumu fark edip “senin ogluna araba carpti” yalaniyla Ryu’yu yanina aldi, farkli bir mahalleye tasindilar, Ryu’nun basi beladan kurtulmamisti, tasindiklari o mahallede Ken adındaki veletten sürekli dayak yemekteydi Ryu. Hergün elbiselerinin bi taraflari yirtiliyor, toz toprak ve kurumuş kan lekesi elbiselerinden eksik olmuyordu. Master Gouken bu durumu da fark etti ve Ken’in babasina da “senin ogluna araba carpti” yalanini atip, Ken’i de yanina aldi. Farkli bir mahalleye tasindilar, Ryu ve Ken biraraya geldiginde ateş ve barut etkisi oluyordu. Sürekli bagiriş çagiriş, kavga gürültü. Master Gouken tahammülü az bir adamdi, cocuklarin kavga ettiklerinden dolayi sabrinin taştigi bir gün ikisini de kulaklarindan tutup karşisina oturttu. “ne lan bu” diye bagirdi hiç beklemedikleri bi anda Master Gouken. Sonra bagirarak devam etti “ne bu abi, sürekli kavga ediyorsunuz, paylaşamadiginiz şey ne anlamadim ki, höea illa kavga edicekseniz adam gibi edin. Ögretiyim üç beş numara takilin kendi aranizda, ne dersiniz?” Ryu ve Ken birbirine bakti ve kabul ettiler. İşin tuhaf yani gittikce birbirlerine alişmaya, ögrendikleri yeni numaralarla mahalledeki kizlara artistlik yapmak icin kendilerinden 2-3 yaş büyük cocuklari dövmeye basladilar. Master Gouken bu durumu da fark etti cocuklarin babalarina “sizin cocuga araba carpti” diyip sıvışıcakken Muğur Sümsar isimli gazeteci tarafindan suçüstü yakalandi, ve suçu da “sizin oglana araba carpti” diyip ailelerden kopardigi cocuklari zorla çaliştirmasiydi, en nihayetinde hapsi boyladi. Ken ve Ryu başiboş kalmişti, “street fighter” adi altinda düzenlenen turnuvaya katilip “bari harçligimizi cikaralim yahu” diyerekten böylece hayata atilmis oldular. Sonra finale ikisi kaldi, 15 round sonunda da yenişemeyince 1. lik ödülü ikisi arasinda paylaşildi. Ken’in farkli planlari vardi, Ryu’nun farkli. Ayrildilar, hayat onlari apayri yerlere yolladi ama komiktir ki yeniden bir araya geldiler. Kishiro tüm bu hikayeyi her zamanki gibi agzi acik bir sekilde dinledi. Ryu gülmeyi birakip öksürüp bogazini temizledi ve lafa girişti: “Kencim bi sorunumuz var.” Ken beyaz peynirden bi tutam agzina atti ardindan sakesinden bi yudum aldi, agzini şapirdatirken: “Nedir canim hallederiz?” dedi, Ryu biraz duraksadi ve agzindan sadece bir isim cikti: “Tokugawa...”
-Ken??? Oha ne hale gelmişsin, bu saç bu göbek ne olm, ohoooy nerde o eski Ken. Tipe gel, hey allahim.
-ehehe yahu o çeviklik eskiden di be Ryu, dövüşü fln biraktim ben, sonra evlendik coluk cocuga kariştik işte hal böyle olunca da göt göbek büyüdü.
Karsilikli gulustuler, Kishiro ise anca agzini ayirip olaylari anlamaya calisti. Tabi hemen basarili olamadi bu konuda. “siz tanişiyor musunuz???” diye abudik bir soru cikti agzindan ve gulusmeler bi anda kesildi, Kishiro’nun babasi Ken ve Ryu ayni anda Kishiro’ya dönüp sadece baktilar ve bu bakislar Kishiro’nun ödünün kopmasina ve ortakliktan kaybolmasina yetti de artti bile. Ken, Ryu ve oglunu içeri buyur etti. “Hanim, haniöeeeeeemmmmm, misafirlerimiz var donat bakalim şu sofrayi; höeee sake de getir bu akşam eski bir dostumla içicez” diyip elini Ryu’nun omzuna koydu. O akşam kahkahalar yükseldi Ken’in evinden. Tozlanmiş unutulmaya yüz tutmuş anılarin üzerinden geçtiler teker teker. Vakti zamaninda Ryu’nun babasi “kak git mendil sat da eve üc beş bişi girsin ben de burda keyif çatayim oh mis” diye oglunu resmen kullaniyordu, babasinin yakin arkadasi Master Gouken bu durumu fark edip “senin ogluna araba carpti” yalaniyla Ryu’yu yanina aldi, farkli bir mahalleye tasindilar, Ryu’nun basi beladan kurtulmamisti, tasindiklari o mahallede Ken adındaki veletten sürekli dayak yemekteydi Ryu. Hergün elbiselerinin bi taraflari yirtiliyor, toz toprak ve kurumuş kan lekesi elbiselerinden eksik olmuyordu. Master Gouken bu durumu da fark etti ve Ken’in babasina da “senin ogluna araba carpti” yalanini atip, Ken’i de yanina aldi. Farkli bir mahalleye tasindilar, Ryu ve Ken biraraya geldiginde ateş ve barut etkisi oluyordu. Sürekli bagiriş çagiriş, kavga gürültü. Master Gouken tahammülü az bir adamdi, cocuklarin kavga ettiklerinden dolayi sabrinin taştigi bir gün ikisini de kulaklarindan tutup karşisina oturttu. “ne lan bu” diye bagirdi hiç beklemedikleri bi anda Master Gouken. Sonra bagirarak devam etti “ne bu abi, sürekli kavga ediyorsunuz, paylaşamadiginiz şey ne anlamadim ki, höea illa kavga edicekseniz adam gibi edin. Ögretiyim üç beş numara takilin kendi aranizda, ne dersiniz?” Ryu ve Ken birbirine bakti ve kabul ettiler. İşin tuhaf yani gittikce birbirlerine alişmaya, ögrendikleri yeni numaralarla mahalledeki kizlara artistlik yapmak icin kendilerinden 2-3 yaş büyük cocuklari dövmeye basladilar. Master Gouken bu durumu da fark etti cocuklarin babalarina “sizin cocuga araba carpti” diyip sıvışıcakken Muğur Sümsar isimli gazeteci tarafindan suçüstü yakalandi, ve suçu da “sizin oglana araba carpti” diyip ailelerden kopardigi cocuklari zorla çaliştirmasiydi, en nihayetinde hapsi boyladi. Ken ve Ryu başiboş kalmişti, “street fighter” adi altinda düzenlenen turnuvaya katilip “bari harçligimizi cikaralim yahu” diyerekten böylece hayata atilmis oldular. Sonra finale ikisi kaldi, 15 round sonunda da yenişemeyince 1. lik ödülü ikisi arasinda paylaşildi. Ken’in farkli planlari vardi, Ryu’nun farkli. Ayrildilar, hayat onlari apayri yerlere yolladi ama komiktir ki yeniden bir araya geldiler. Kishiro tüm bu hikayeyi her zamanki gibi agzi acik bir sekilde dinledi. Ryu gülmeyi birakip öksürüp bogazini temizledi ve lafa girişti: “Kencim bi sorunumuz var.” Ken beyaz peynirden bi tutam agzina atti ardindan sakesinden bi yudum aldi, agzini şapirdatirken: “Nedir canim hallederiz?” dedi, Ryu biraz duraksadi ve agzindan sadece bir isim cikti: “Tokugawa...”
15 Mart 2009 Pazar
Edo'da bir İBİŞ (gun 7)
Kishiro uykusuzlugun verdigi şapşallikla Ryu’nun ilk söylemine kayitsiz kaldi, taa ki yanagina okkali bi şamar yiyene kadar. Hemen toparlandi eşyalari dişari cikardilar ardindan mahalleli ile birlikte alt kattaki dükkanda cikan yangini sondurme çalismalarina katildilar. Sagdan soldan bulduklari kovalarla su tasiyip özellikle ateşin gözüne gözüne su atiyorlardi. Alevler üst katlara da sicramisti, bunu fark eden Ryu Kishiroya döndü ve “ sana cok net bi soru sorucam, sucuklu yumurta pişirdigin tüpü dişari cikardin mi?” Kishironun başindan kaynar sular boşalmişti. Kishiro sol eli başinin arkasinda agzini yayvan yayvan açarak ve böylece şirinlik yaptigini sanarak “öüeh, hangi tüp? Hüeee şu bizim bildigimiz tüp, hani mavi renkli, kücük bişi, bizim mahallede ona mutfak tüpü diyorlar, ama inanir misin bi alt mahallede piknik tüpü diyorlar ona Ehehe bak allahin işine yaw, eheeh eheheh, tüp ne güzel ya, tüp işte ehehe tüp ne ki eheheh” dedi. Ryu’nun rengi gittikçe kizarmaya, kulaklarindan ve burnundan dumanlar cikmaya başladi. Elindeki metal kovayi Kishiro’nun kafasina geçirip yerden buldugu taş ile kovaya defalarca vurmaya başladi. Bu işkence üst kattaki tüpün nihayet patlamasi ile son buldu, etrafa saçilan tahta parçalarindan kaçarlarken Ryu evine, dükkanina, taksitle aldigi ve kapidan sigmadigi için evde birakmak zorunda kaldigi pilates topuna, geçmişine, hayallerine son bir kez bakti. Başini çevirdigi anda büyük bir gürültüyle bina yerle bir oldu. Kishiro işkence sonrasi kendine biraz zor geldi ama kendine geldiginde de olan bitenler karşisinda cok üzüldü. Ryu’nun gözlerine bakti, sonra çene kemiginin oynadigini gördü, agzi hareket etmiyordu ama bu da dişlerini sıktıgının göstergesiydi. Özür dileyesi geldi tam lafa başlicakti ki Ryu konuşmaya başladi: “Zangief, Tokugawa... Tanri şahidim olsun ki agzini yüzünü dövücem!!! And içiyorum löean!” Kishiro böyle bir kükreme karşisinda oldugu yerde islik çalarak ayagini yere sürterek ve gökyüzüne bakarak kamufle olmaya çalişti. Ryu devam etti. “ ve sen ibişlerin önde gideni slogan atani bayrak sallayani.” Kishiro cevik bir hamle ile kaçmaya çalişti ama Ryu ondan daha çevikti ve kiyafetinin ense kismindan yakaladi Kishiroyu. Kishiro biraz çirpindi kaçmaya çalişti ama nafileydi, Ryu devam etti: “ve sen... sen bana bu konuda yardim ediceksin.” Kishiro kısık bir sesle “heh bi bu eksikti, aldik başimiza belayi,” sonra sesi yükseldi “müdürüm ben tokugawayi alsam Zangiefle fln hiç ugraşmasam olma mi?” dedi. Ryu boş olan eliyle Kishiro’nun ensesine bi şaplak atti, “sizin ev nerdeydi diye” sordu. “gel abi ben götüriyim seni, bak birak valla götürücem ben, yaw tamam ama böyle yürüyemem abi, tamam kaçmicam söz, ama böyle bulamam ki evi, peki böyle aricaz artik, yeterki sen kizma canim abim benim du şurda bişi var heh aldim tamam devam edelim canim abim.” Şeklinde gayet yalaka bir tavir takinan Kishiro yolu gösterdi ve yürümeye başladilar. Evin önüne geldiler. Kishiro “İnşallah babam evde degildir” dedi ve kapiyi çaldi. Kapiyi annesi açti. “babam evde mi” diye fisildadi Kishiro, “Burdayim burdayim” diye kükredi babasi içeriden, “burdayim haetta canina okumaya geliyorum, nerdesüen löean id” diye kapiya dogru geldiginde Kishironun yalniz olmadigini fark etti, yanindakilere şöyle bir göz atti ve adeta dona kaldi. Ryu ile Kishironun babasi 5-6 saniye kadar bakişti. Sonra sessizligi bozan Kishironun babasi oldu.
-Ryu???
-Ken???
-Ryu???
-Ken???
14 Mart 2009 Cumartesi
Edo'da bir İBİŞ (gun 6)
Kishiro kulaklarina inanamadi. Kader yine aglarini örmüş ve aglara takilanlar Kishiro, Tokugawa ve Ryu olmuştu. Çirpinmak hiçbir işe yaramicakti, Ryu’nun halinden bu gayet net birşekilde anlaşiliyordu. İntikam soguk yenen bir yemekti ve ne Kishiro ne de Ryu bundan vaz geçicekti. Kishiro tüm bunlari düşünürken, Ryu “alüü sana diyorum daha ne duru.... aaa Oglum gözlerini açmiş, canim oglum, yoook yoook geçti yoook kiyamam sana hanimiş de bugudiş, agucuk da bugucuk içi dolu turşucuk..” diye saçmalarken, Kishiro gayet anlayişla karşiladi bunu. Ne de olsa o bir babaydi. Ve kendisi baba olmadigi için Ryu’nun şuanki hareketlerini yargilayamazdi. Sadece şaşkin gözlerle izledi onlari, hiç yorum yapmadi, sadece tebessüm etti. Ryu ogluyla yeteri kadar ilgilendikten sonra Kishiro’ya kahvalti hazirlamasini söyledi, kahvaltida herşeyi bir bir anlaticakti. Kishiro, sucuklu yumurta yapti, beyaz peynir kaşar peyniri, demleme çay, tam padişahlara yaraşir bi kahvaltiydi aslinda. Ryu sofrayi görünce oldukca keyiflendi, ekmegin kenari ile yumurtanin sarisina bandi, patlatti sarisini dagitti tüm tavaya, o kadar hoşuna gitmişti ki bu, keskin bi kahkaha atti. “Neyse bi yandan da konuşalim” diyip konuya girdi ufaktan: “dün gece tartakladigimiz Rüstem Efendi var ya hani şişe dibi gözlük takan molla kilikli ihtiyar, zamaninda husumet yaşadigimiz Tokugawa adina çalişan bi marangoz vardi, Zangief onun adamiymis bu eleman. Zangief benden bahsetmis ona, dun gece de tesadufen benim eve gelince, Rüstem Efendi aldigi gazla Zangief’in intikamini almaya çalişmiş akli sira, basta yedik de sonradan uyandik agzini burununu dovduk adamin. Sabah da Zangief’in dükkanina gittim biraz arbede yaşandi, itiştik fln. Yapiştirdim agzinin ortasina bi tane, intikam yeminleri fln etti, bi halt yapacagi yoktur. Herşeye hazirlikli olmakta fayda var, tüm bunlari sana anlattim çünkü sendeki çevikligi gördüm, bunu kullanmaliyiz, seni yontup adam gibi bir dövüşcü yapmaya karar verdim.” Koshiro bu uzun cümleden sonra biraz dagilmişti. Tüm cümleleri bir kez daha aklindan geçirdi, ve önemli isimlerin kelimelerin tekrarladi içinden: “ Tokugawa, intikam, Zangief, yontmak, çeviklik, dövüşçü, ben, karar” Birden havalara siçradi, neredeyse çaydanligi Ryu’nun üstüne deviriyordu, eger böyle bir şey yapmiş olsaydi başina gelicekleri düşünüp tiris tiris sandalyesine geri oturdu ama içi içine sigmiyordu. Koskoca Ryu hocasi olucakti ve Tokugawa denilen adamdan da intikamini alicakti. Olaylar daha iyi gelişemezdi diye düşündügü anda dişaridan gelen sesle irkildiler. “Yangıııınnnnnn vaaaaaaaar, koşuunnnnn yaaaangiiiiiiiiinnnnn vaaaaarrrrr...” hemen pencereden baktilar, bi anda her tarafi duman kaplamişti dogru dürüst gözükmüyordu bile sokak. Neresi yaniyordu onu bile algilayamamişlardi, sonra Ryu durumu anladi, oglunun yattigi odaya gitti, yüzüne sapşal sapşal bakan Kishiro’ya döndü, “Önemli eşyalarini topla çabuk, yanıyoruz...” dedi.
13 Mart 2009 Cuma
Edo'da bir İBİŞ (gun 5)
Rüstem Efendi, Ryu’nun gözlerine bakarak “ Evlat, ne yazik ki haberler pek iyi degil.” dedi. Ryu ve Kishiro nefeslerini tuttu. Rüstem Efendi devam etti sonra “Oglunun bas parmagi kangren olmuş, bu nedenle kolunu kesmek zorundayiz, ben babamdan böyle gördüm” diyip gömleginin kolunu siyirdi. “oha lan protezmiş” cümlesi cikti Kishironun agzindan. Ryu ise sinirli sinirli bakti Rüstem Efendiye “yemezler löean” diye girişti yaşli başli adama. Rüstem Efendiyi yakalarindan tuttu ve bi anda işiklar gitti 3-4 saniyeligine, etraf yeniden aydinlandiginda Rüstem Efendi yerde yatiyor, Ryu da başinda poz veriyordu. Oglunun odasina girdi baş parmaklarini kontrol etti, Rüstem Efendinin dedigi gibi baş parmagi kan toplamiş, kipkirmizi olmuştu. Yakindan bakinca paket lastigi baglandigini gördü Ryu, bi cirpida koparip atti lastigi, parmak yavaş yavaş eski rengine dönerken, Ryu’nun başi ayni renge dönmeye başladi, cok sinirlenmişti ve tüm hincini sadece Rüstem Efendiden cikarmayacagi Kishiroya attigi bakiştan cok net bir şekilde anlaşiliyordu. Rüstem Efendi bi önceki darpin sarsintisini üstünden atamamişti ki ensesinden tuttugu gibi dişari sürükledi yaşli başli adami, evin diş kapisina geldiklerinde yere firlatti Rüstem Efendiyi. Önce darp sonra soru şekildeki kombinasyon 5-10 dakika kadar sürdü, bu süre zarfinda Kishiro da Ryuichi ile ilgileniyordu olan bitenlerden habersiz. “kak git löean bi daha da buralara gelmöeee” diye bagirişin ardindan burnundan soluyarak üst kata Kishironun yaninda cikti Ryu. Kishiro karşisinda burnundan soluyan gözleri kizarmiş iri yari bi adam görünce dizlerinin üzerine çöktü direk. Ryu elini kaldirdi, vurucakti sonra ogluna bakti, Kishironun da ogluna bi zarar gelmesini istemicegini dusundu, vurmaktan vaz gecicekti sonra ogluna bir daha bakti, parmagina bakti, sonra Kishiroya bakti tekrar, vursa miydi? O kadar da kaldirmişti elini? Ama eger atarsa bu sille Kishironun kafasindan cok ruhuna mi gelicekti. Cok ikilem yaşadigini fark etti ve Kishironun başindan tuttu sadece, saçini okşadi ve kulagina “kalk evlat, adam Tokugawa’nin ajaniymis, senin bi sucun yok, anlamaliydim onun gorundugu gibi biri olmadigini” diye fisildadi. Kishiro gelecek tokadi beklerken dişleri sıkmaktan çenesi agrimişti, sonra kulagina fisildanan sözleri duyunca gözleri doldu, “Ryu sen benim hocamsin sen harikasin ya dur öpücem lan vallahi öpücem” diye geçirdi aklindan, tabi buna cesaret edemezdi gayet romantik bir ani mundar etmenin anlami yoktu, başini kaldirdi göz yaşlarini sildi ve Ryuichi ya bakti. O gece başinin ucundan ayrilmadi Kishiro, Ryuichi’nin. Ryu arada bi koridordan bakiyor ve Kishiroyu yanina almakla ne kadar iyi bir sey yaptigini dusunuyordu. Sabah oldugunda Kishironun başi önüne düşmüş sandalyede uyukluyordu. Ryuichi “ga.... gammm... gaaammmee.... gaaammmmeeeboo... gammmmeeeeboooooyyyyy.” diye sayiklamaya başlayinca Kishiro başini kaldirdi ve gözlerine inanamadi. Bir gecede iyileşmişti Ryuichi, hemen Ryu’nun odasina koştu mutlu haberi vermek için ama Ryu’yu odasinda bulamadi. Evin diger odalarina da bakti, yoktu hiç bi yerde, Ryuichi yanina döndü yine, yastigini kabartti, ateşine bakti, alnindaki islak bezi degiştirdi. Tam o sirada Ryu geldi. Üstü başi yirtilmişti ve nefes nefeseydi. Kishiro ayaga kalkti, bakişlarini Ryu’nun gözlerine dikti ve yine agzindan cikacak olan her kelimeyi yakalamaya odaklanmişti. Ryu derin bi nefes aldiktan sonra “Kishiro, hazirlan seni egiticem, artik bir düşmanimiz var. Tokugawa...” dedi.
12 Mart 2009 Perşembe
Edo'da bir İBİŞ (gun 4)
Ryu direk konuya girdi. “ Bak yigenim, sana karsi durust olacagim, fena cocuga benzemiyorsun, kac zamandir, böyle senin gibi bir yardimcim olsun istiyordum, iste yerleri temizlicek, cay getirip götürcek fln.” Kishironun bekledigi sozler degildi bunlar. O daha cok “ gel seni yanima aliyim, adam tartaklamayi ogretiyim” dicegini saniyordu Ryu’nun. Ama bu da birseydi, belki Ryu calisirken onu dikizler 2 teknik de ben kaparim umuduyla kabul etti teklifi “Evet” diye bagirdi birden. Ryu şaşkinlik içerisinde “ neye evet diyorsun ibiş!?! daha bir şey teklif etmedim ki sana” dedi ve basti tokadi. Sarsilan beyni “öhüm pardon müdürüm devam edin siz” cümlesini komut verebildi ancak. Ryu gülümsedi ve “ tamam tamam hadi hemen basla yerler pislik icinde” der demez, Kishiro alâlacele Ryu’nun elini sıkıp evden istenenleri götürüp geldi. Bu islem 2 dakikayi gecmemisti. Ryu etkilenmis olup “oha herife bak ne hizli, bu herif ne servise cikar be, heyt afferim olm iyi cirak kaptin kendine ehehe” diye dusunup keyiflenirken, bunu belli etmiyordu. “Nerde kaldin be adam? Saat kaç oldu? Cabuk, kapinin arkasinda kova ve paspas var kap onlari iyice bi temizle buralari hadi bakiim göriyim seni” diyip üst kata cikti Ryu. Kishiro bu gaz ile en ufak bir ürünün misal sakizin dahi tozunu aldi. Ryuichi da nasibini aldi tabi bu temizlikten. Kac zamandir kulaklarinin arkasini yikamiyordu hem keselendi hem de paklandi ve “artik insan icine cikabilirim birakiyorum lan gameboyu mameboyu” diye düsünüp atti kendini disari. Ama daha tecrube etmedigi birsey vardi, banyo sonrasi hemen disari cikilmazdi, cikilirsa saclarin kurutulup, sımsıkı giyilmesi gerekirdi, Ryuichi bunu bilmediginden aksam eve sürünerek geldi. Kishiro Ryuichi’yi bu halde görünce hemen patronu Ryu’ya haber verdi. Ateşler içinde yatan Ryuichi’ya ilk müdahaleyi babasi Ryu yapti, ateşler içinde yatiyordu bi tanecik oglu. Arasira nöbet geçiriyordu, bir yandan da ona kese atan Kishiroya “ibükh bu senin hatan ogluma birsey olsun agzini burnunu döverim lan senin, shinyukene hazir ol” bakisi atiyordu. Kishiro birsey yapmaliydi, kendini cok kötü hissediyordu cünkü, içten içe üzülüyordu. Eski evlerinin orda komsusu vardi kirikci-cikikci belki anlardi diye dusunup bi kosu onu almaya gitti. Rüstem Efendi de anadoludan göçerek Edo’ya kadar gelmişti, Mihribanlarin da uzaktan akrabasiydi aslinda. Rüstem Efendi kirikci-cikikcilar arasinda bir klasik olan şişe dibi gözlükleriyle cika geldi. Ryu önce “yuha herifin tipe gel” diye cok kisik bi sesle söylendi, adamin birden kendine baktigini gorunce “oha herif duydu mu lan yoksa, tip yok, gözler nanik ama kulaklar saglammis” diye dusunup, kizardi. Rüstem Efendiyi buyur etti Ryuichi’nin yattigi odaya götürdü. Rüstem Efendi hareketsiz bir şekilde yatan cocugun üzerine dogru egildi eliyle nabzini ölçtü, zaten başka bir şekilde ölçmesi de beklenemezdi, en azindan o devirde. “Hmmmm bizi biraz yalniz birakin bakiyimm, hmmmm” dedi Rüstem Efendi. Ryu “noluyor löean?!?!?!” diye mavi ekran verse de, bu istege karşi gelemedi, ne de olsa yatakta yatan kendi ogluydu, onun icin herşeyi fedaydi. Gergin bir bekleyiş başladi. Antin kuntin sesler geliyordu içeriden, deli gibi merak ediyordu ama içeri bakmaya da korkuyordu acikcasi Ryu. Kishironun sakinleştirme çabalari da genellikle işe yaramiyordu, her çaba Kishiroya, sille tokat ve tekme olarak geri dönüyordu. 4-5 denemeden sonra vaz caymişti zaten Kishiro, sessiz bir şekilde bekliyordu, tipki Ryu gibi. Sonra birden Rüstem Efendinin gölgesi kapinin eşiginden sizan işigi engelledi ve odadan cikacagini anlaşildi. Ryu ve Kishiro merak içinde kapinin acilmasini beklediler. Kapi acildi, Rüstem Efendi kaşlari çatik, düşünceli bir yüz ifadesiyle önce başini sonra vücudunun geri kalanini cikartti kapidan dişari. Gözleri biraz yerlerde gezdi, daha sonra donuk bakişlarini Ryu’nun gözlerine dikti. “Evlat, ne yazik ki haberler pek iyi degil.” dedi...
11 Mart 2009 Çarşamba
Edo'da bir İBİŞ (gun 3)
Yatagina uzandi, kollarini basinin arkasinda birlestirdi; her gece yaptigi gibi tavana bakti ve düsüncelere daldi. O gün neler yaptigini düşündü, yaptigi iyilikleri, ibişlikleri. Her gece yaptigi gibi... Mihribani düşündü sonra. O güzel yüzünü getirdi gözünün önüne, seviyordu onu, hem de cok ama babasiyla bugun olanlardan sonra ne yapmasi gerektigini kestiremiyordu suan. Takugawa ile olan hesabini düsünüyordu. Her turlu ihtimali düsündü, yakin dovuste gelismesi gerektigini biliyordu, bunun icin lisedeki hocasiyla konusmasi gerektigini de biliyordu. Hatta genclere kenjutsu ogrettigi bir egitim merkezi de vardi, oraya gidip “beni egit” diyebilirdi. Tum bu dusunceler aklinda dolasirken, goz kapaklari agirlasti ve uykuya daldi. Sabah babasinin kapisini yumruklamasi ile uyandi, akabinde “Söean daha uyanmadian miöe zibidiee!” lafi geldi. Oflayip puflayip kalkti yatagindan zaten yorgan fln da ortmemisti tutulmustu boynu bacagi. “kak git de ekmek süt gaszte al, bu yasimda ben mi gideyim löean!” diye de ekledi babasi. “tamam babacim” dedikten sonra tekrar oflaya puflaya cekti dolabini kapinin onunden, alt mahalleye Ryu abinin tekel bayisine gitti, konsept olarak tekel bayisi tadinda ama icerik olarak mega marketlerden farksiz bir dukkana sahipti Ryu abi. Genelde 5 yasindaki oglu Ryuichi bakiyordu dukkana, zaten evleri dukkanin hemen ustundeydi, bi durum bi vaziyet oldugu vakit “buböeaaaaaa” diye alarm verip babasini cagiriyordu Ryuichi, babasi da gelip agizini burnunu dövüyordu sorun yaratanin. Mahalleli pek bi tirsardi Ryu’dan. Kishiro dukkana geldiginde babasinin isteklerini bir bir siraladi fekat Ryuichi gameboyuyla takildigindan dolayi soylenenleri duymadi ya da duymamazliktan geldi. Aslinda agir basli bir cocuktu ama iste cocuk neticede, sagi solu belli olmuyor. Kishiro bir kez daha tekrarladi almak istediklerini, yine Ryuichiden ses cikmadi. “löean velet seninle mi ugrasicam sabah sabah zaten her yerim tutuldu” diye bagirip ihtiyaçlarini kendisi almak üzere bankonun arkasina geçince, Ryuichi “buböeaaaaaaa” diye haykirdi. Bi anda Kishironun arkasinda beliren Ryu “Shoryuken” diye bagirip okkali bir 3 hit vurdu. Ne oldugunu bile anlamayan Kishiro dişlerinin sallandigini hissetti. Ryu tekrar saldiri pozisyonunu aldi Kishiro biraz tirstigindan hemen konuşmaya başladi:
-abie dur nolur, bi yanliş anlaşilma oldu abi, senin kücük oglan ilgilenmeyince...
-Hiyaaaaaaa
-...ben de öeahh abi dur vurma bi izah ediyim izin ver, babam dun bana cok kizmisti. Sabah da ekmek gazte sut fln al dedi, onu kizdirmiyim diye aliyim dedimdi, seni kizdirdik bu sefer de. Özür dilerim abi.
O sirada Ryu aşagi egilip öne bi adim yine aşagi egilip öne bi adim atiyordu. Tam yumrugunu uzaticakti ki Kishironun özür diledigini duyunca icindeki super istek birden kayboldu, sinirleri yatismisti anlicagin. Şöyle bir bakti Kishiroya, fena da cocuga benzemiyordu hani. Ryu’nun kendisini inceledigini gordu ve birden aklina “ lisedeki hocami bosversem de Ryu abiden mi istesem beni egit diye” dusuncesi geldi. Tam agzindan “Ryu Abi...” lafi cikti ayni zamanda Ryu da “ böeaak yigenim...” dedi. Birden ikisi de sustu. 3-4 saniye bakistilar. Kishiro “ Abi sen devam et” diye pasladi hemen lafi Ryu’ya. Ryu önce gülümsedi bu nazik davranisi icin ardindan da tekrar lafa giristi. Kishiro agzini ayirmiş aptal bir gülümseme ifadesiyle Ryu’nun agzindan cikacak olan her kelimeyi havada kapicakcasina hali hazirda bekliyordu. Ryu direk konuya girdi “Bak yigenim sana karsi durust olucam...
-abie dur nolur, bi yanliş anlaşilma oldu abi, senin kücük oglan ilgilenmeyince...
-Hiyaaaaaaa
-...ben de öeahh abi dur vurma bi izah ediyim izin ver, babam dun bana cok kizmisti. Sabah da ekmek gazte sut fln al dedi, onu kizdirmiyim diye aliyim dedimdi, seni kizdirdik bu sefer de. Özür dilerim abi.
O sirada Ryu aşagi egilip öne bi adim yine aşagi egilip öne bi adim atiyordu. Tam yumrugunu uzaticakti ki Kishironun özür diledigini duyunca icindeki super istek birden kayboldu, sinirleri yatismisti anlicagin. Şöyle bir bakti Kishiroya, fena da cocuga benzemiyordu hani. Ryu’nun kendisini inceledigini gordu ve birden aklina “ lisedeki hocami bosversem de Ryu abiden mi istesem beni egit diye” dusuncesi geldi. Tam agzindan “Ryu Abi...” lafi cikti ayni zamanda Ryu da “ böeaak yigenim...” dedi. Birden ikisi de sustu. 3-4 saniye bakistilar. Kishiro “ Abi sen devam et” diye pasladi hemen lafi Ryu’ya. Ryu önce gülümsedi bu nazik davranisi icin ardindan da tekrar lafa giristi. Kishiro agzini ayirmiş aptal bir gülümseme ifadesiyle Ryu’nun agzindan cikacak olan her kelimeyi havada kapicakcasina hali hazirda bekliyordu. Ryu direk konuya girdi “Bak yigenim sana karsi durust olucam...
10 Mart 2009 Salı
Edo'da bir İBİŞ (gun 2)
Soluk soluga kalmisti Kishiro, bi evin duvarina yaslandi, başini yukari kaldirdi, kar taneleri
yüzünü yaliyordu adeta. 3-4 saniye kadar öylece durdu. Babasindan cekindigi icin corabinda sakladigi sigara paketinden bi tane sigara cikardi, Tokugawa’nın verdigi kibritle sigarasini yakti ve sigaradan derin bi nefes cekti. Dumani disari verdiginde aklinda birsey yoktu fakat elinde tuttugu kibrit kutusuna bakinca birden bu sabah gururunu zedeleyen olay geldi aklina. “Şebege bak! Akli sira bana artistlik yapti. Görürsün sen!!” diyerek gözlerini kisti, sigaradan bir nefes daha aldi, orta parmak ve bas parmagin yardimiyla sigarasini karlarin arasina firlatti ve evin yolunu tuttu. Tokugawa’nin devlet baskani olmasini engellemeliydi, ama nasildi? Suikast? Peki onca korumayi atlatip nasil Takugawaya ulasicakti? Şuanki yakin dövüs bilgileriyle bunu yapamazdi. Biseyler yapmaliydi, eve vardiginda misafirler coktan gitmislerdi, Kishiro’nun babasi işten gelmiş salonun göbeginde kaşlari çatik bir vaziyette oturuyordu. Sakesi, kavunu, beyaz peyniri önündeydi, sirtini divana dayamis bir eli dikey duran dizinde tespih cekiyor diger eliyle de sulu kavuna catalini daldiriyordu. Kishironun odasina sinsice girdigini gorunce “Göel löean buryieeaaaa” diye kükredi adeta. Tiris tiris salonun kapisini araladi Kishiro, el pence divan durusu ve basini asagida tutup salonda duran hali desenlerine bakisi onu kurtarmicakti, yicekti yani zirnigi kacisi yoktu asla. Sabahki gururunu inciten olayin üstüne baba zirnigina tahammülü kalmamisti. “nöerdesien löean bu saate kadöar?” diye sordu dizinin üstündeki elini kaldirip tokat gibi yaparak. Kishiro bu kükreme karsisinda önce bi titredi ardindan sag ayagini sol ayaginin ucuna sürterek, cok kısık bir sesle “şey babacim, arkadaslarla disaridaydik, top oynuyorduk” cümlesini cikarabildi agzindan. “löeaş gibi sigara kokuyorsun, töea buraya kadar geliyor kokusu, yoksa söen sigara mi içiyorsuen löean id!?” diye ayaklandi birden, haylaz oglunun kaval kemigine bir tekme savurdu akabinde, Kishiro lisede yarim biraktigi yakin dovus derslerinden aklinda kalan bazi temel hareketler sayesinde kaval kemigine gelen bu tekmeyi savuşturabildi. Sakenin etkisinden olucak baba bu savuşturmayi ummadigi için etrafinda bi tur atinca, omurilik sogani 2. turu kendi atti ve tüm dengenin kaybolmasina sebep oldu. Kishiro bu firsattan istifade ederek odasina gitti dolabini kapisinin önüne cekti. Babasi her ne kadar kapiyi yumruklasa da “bu aksam sana yemek fln yok, ac zibar” sözünden başka bir şey yapamadi. Kishironun da cok umrunda degildi acikcasi yemek, onun daha önemli planlari vardi. Takugawa’nin başa geçmesini engellicekti...
yüzünü yaliyordu adeta. 3-4 saniye kadar öylece durdu. Babasindan cekindigi icin corabinda sakladigi sigara paketinden bi tane sigara cikardi, Tokugawa’nın verdigi kibritle sigarasini yakti ve sigaradan derin bi nefes cekti. Dumani disari verdiginde aklinda birsey yoktu fakat elinde tuttugu kibrit kutusuna bakinca birden bu sabah gururunu zedeleyen olay geldi aklina. “Şebege bak! Akli sira bana artistlik yapti. Görürsün sen!!” diyerek gözlerini kisti, sigaradan bir nefes daha aldi, orta parmak ve bas parmagin yardimiyla sigarasini karlarin arasina firlatti ve evin yolunu tuttu. Tokugawa’nin devlet baskani olmasini engellemeliydi, ama nasildi? Suikast? Peki onca korumayi atlatip nasil Takugawaya ulasicakti? Şuanki yakin dövüs bilgileriyle bunu yapamazdi. Biseyler yapmaliydi, eve vardiginda misafirler coktan gitmislerdi, Kishiro’nun babasi işten gelmiş salonun göbeginde kaşlari çatik bir vaziyette oturuyordu. Sakesi, kavunu, beyaz peyniri önündeydi, sirtini divana dayamis bir eli dikey duran dizinde tespih cekiyor diger eliyle de sulu kavuna catalini daldiriyordu. Kishironun odasina sinsice girdigini gorunce “Göel löean buryieeaaaa” diye kükredi adeta. Tiris tiris salonun kapisini araladi Kishiro, el pence divan durusu ve basini asagida tutup salonda duran hali desenlerine bakisi onu kurtarmicakti, yicekti yani zirnigi kacisi yoktu asla. Sabahki gururunu inciten olayin üstüne baba zirnigina tahammülü kalmamisti. “nöerdesien löean bu saate kadöar?” diye sordu dizinin üstündeki elini kaldirip tokat gibi yaparak. Kishiro bu kükreme karsisinda önce bi titredi ardindan sag ayagini sol ayaginin ucuna sürterek, cok kısık bir sesle “şey babacim, arkadaslarla disaridaydik, top oynuyorduk” cümlesini cikarabildi agzindan. “löeaş gibi sigara kokuyorsun, töea buraya kadar geliyor kokusu, yoksa söen sigara mi içiyorsuen löean id!?” diye ayaklandi birden, haylaz oglunun kaval kemigine bir tekme savurdu akabinde, Kishiro lisede yarim biraktigi yakin dovus derslerinden aklinda kalan bazi temel hareketler sayesinde kaval kemigine gelen bu tekmeyi savuşturabildi. Sakenin etkisinden olucak baba bu savuşturmayi ummadigi için etrafinda bi tur atinca, omurilik sogani 2. turu kendi atti ve tüm dengenin kaybolmasina sebep oldu. Kishiro bu firsattan istifade ederek odasina gitti dolabini kapisinin önüne cekti. Babasi her ne kadar kapiyi yumruklasa da “bu aksam sana yemek fln yok, ac zibar” sözünden başka bir şey yapamadi. Kishironun da cok umrunda degildi acikcasi yemek, onun daha önemli planlari vardi. Takugawa’nin başa geçmesini engellicekti...
9 Mart 2009 Pazartesi
Edo'da bir İBİŞ (gun 1)
16. yüzyilin sonlariydi. Hava sartlari oldukca zorluyordu insanlari. Tokugawa, Edo’da o
meydan senin bu meydan benim millete vaatlerini anlatiyordu. Çok geçmicekti 1603 yilinda kendi devletini kurucakti. Meydanda “Abi işsizim ailemi geçindiremiyorum, bana masabaşı bi iş ayarla” diye iş isteyen Kishiro isimli gencin sirtina bir cuval kömür vererek “kak git lan burdan” diye savuşturmasının, ileride kendisine oldukca pahaliya mal olucagini nerden bilebilirdi. Kishiro, sirtindaki zonguldak kömürünün verdigi agirlikla eline tutuşturduklari kav kibrit kutusunu öyle bir sıktı ki ortalama 40 çöp yazisi okunmayacak hale geldi. Takugawaya adeta uyuz olmustu. Geri dönüp “Sen görürsün” bakisi attiktan sonra evinin yolunu tuttu. Edo’da kiş oldukca cetin geçmekteydi, bazen yollar kapanirdi. İnadina vali okullari tatil etmezdi, sabah servisi bekleyen cocuklar, yoldan gecen yetişkin insanlarin “cocugum bosuna sokakta bekleme, bugun okullar tatil edildi” cümlesini duymak icin soguktan üşümüş o pembe yanaklarin verdigi şirin yüzle saga sola koşuştururlardi. Nitekim servis işiklarin ordan gözükünce başlar aşagi egilirdi, beslenme çantasi boyunda, resim çantasi da elinde tipiş tipiş basamaklari çikilirdi servisin. Kishiro’nun cocuklugu böyle gecmisti hep. Hep de o lanet servis gelmisti. “Oha ya Kyoto’da okullar 3 gün tatil edilmis burda niye öyle degil” diye hayiflanirdi kucukken de. Gicirdayan sokak kapisini gectikten sonra, ev kapisinin onunde tonla ayakkabi gordu, “ uff yine kim geldi misafirlige ya” diyip caldi kapiyi, cocuk sesleri yukselmeye basladi birden, “eyvah halamin cocuklari da burda, kucuk olan kesin odami karistirmistir, nunchakuyi alip vurmustur her yere simdi” diye gecirdi aklindan. Tahmin ettigi gibi halalari teyzeleri hepsi evdeydi o vakit, kömürlügün anahtarini istedi sirtindaki cuvali kömürlüge yerleştirdikten sonra içeri girdi, pastalar börekler günü kurtaran tek güzel şeylerdi, odasina geçti kapiyi kapatti, gelen tabaktaki börekleri yerken yatagina uzandi Kishiro, tavana bakiyordu, sabit bir noktaya, aklina Tokugawa’nin bugun kendisine yaptigi pisligi düsünüyordu. İntikamini almaliydi ama nasil? Nunchakusunu buldu yataginin altindan küçük kuzeni daha bulamamişti anlaşilan, sevinçle günlük çalişmasina basladi, ilk başlarda hareket yapiyim derken beline koluna sirtina fln çarptirip mosmor ediyordu her yerini, soranlar olursa da kapiya çarptim, dolabin kapagina carptim gibi yalanlar siraliyordu. Artik mahalledeki hoşlandigi kiza artistlik yapabilecek düzeyde iyi kullanabiliyordu nunchakuyu. O güzel kizin adi Mihriban’dı. Mihriban Yozgatliydi, büyük büyük büyük dedesi zamaninda japonyaya gelmek için Yozgati terketmişti. Zaten ancak Mihribanin ailesi gelebilmişlerdi. Antremani bitirince “anne ben biraz hava alicam” diyip disari cikti, her aksam üstü yaptigi gibi Mihribanin evinin onune geldi, cok begeniyordu evlerini, kireç boyali diş yüzeyine çamur toplari atinca hem cok egleniyordu hem de güzel görünüyordu. Mihribanin babasi bundan bi hayli rahatsizdi ama. Temizlemesi icin Mihribana bagiriyor temizlemeye zorluyordu. Bu sayede Kishiro da Mihribani görebiliyordu. O akşam yine sigarasini yakti, dudagina yerleştirdi ama o kadar ucundan koydu ki dudagina, konuşunca sigara bi aşagi bi yukari oynuyordu. Karla kapli oldugu için çamur donmuştu, biraz mincikliyip kivama getirdikten sonra elinde yuvarlayarak top şekilini verdi, tam atmaya hazirlaniyordu evin kapisi açildi, Mihribanin babasi Kishiro ile gözgöze geldi, Kishiro’nun böbrek üstü bezleri durmadan adrenalin salgiliyordu vücuduna, gözleri kocaman acildi, göz bebekleri adeta o irisin muhtesem buz mavisini yok edercesine büyüdü, agzi aralandi, sigara üst dudagindan kurtuldu, 2-3 saniye kadar alt dudagina yapişik duran sigara, en sonunda taklalar atarak yere düştü. Mihribanin Babasi Osman Amca’nin “Hayriye nerde benim tüfegim” diye içeri dalmasindan faydalanan Kishiro, aşagiki mahallehe arkasina bakmadan kaçmaya basladi....
meydan senin bu meydan benim millete vaatlerini anlatiyordu. Çok geçmicekti 1603 yilinda kendi devletini kurucakti. Meydanda “Abi işsizim ailemi geçindiremiyorum, bana masabaşı bi iş ayarla” diye iş isteyen Kishiro isimli gencin sirtina bir cuval kömür vererek “kak git lan burdan” diye savuşturmasının, ileride kendisine oldukca pahaliya mal olucagini nerden bilebilirdi. Kishiro, sirtindaki zonguldak kömürünün verdigi agirlikla eline tutuşturduklari kav kibrit kutusunu öyle bir sıktı ki ortalama 40 çöp yazisi okunmayacak hale geldi. Takugawaya adeta uyuz olmustu. Geri dönüp “Sen görürsün” bakisi attiktan sonra evinin yolunu tuttu. Edo’da kiş oldukca cetin geçmekteydi, bazen yollar kapanirdi. İnadina vali okullari tatil etmezdi, sabah servisi bekleyen cocuklar, yoldan gecen yetişkin insanlarin “cocugum bosuna sokakta bekleme, bugun okullar tatil edildi” cümlesini duymak icin soguktan üşümüş o pembe yanaklarin verdigi şirin yüzle saga sola koşuştururlardi. Nitekim servis işiklarin ordan gözükünce başlar aşagi egilirdi, beslenme çantasi boyunda, resim çantasi da elinde tipiş tipiş basamaklari çikilirdi servisin. Kishiro’nun cocuklugu böyle gecmisti hep. Hep de o lanet servis gelmisti. “Oha ya Kyoto’da okullar 3 gün tatil edilmis burda niye öyle degil” diye hayiflanirdi kucukken de. Gicirdayan sokak kapisini gectikten sonra, ev kapisinin onunde tonla ayakkabi gordu, “ uff yine kim geldi misafirlige ya” diyip caldi kapiyi, cocuk sesleri yukselmeye basladi birden, “eyvah halamin cocuklari da burda, kucuk olan kesin odami karistirmistir, nunchakuyi alip vurmustur her yere simdi” diye gecirdi aklindan. Tahmin ettigi gibi halalari teyzeleri hepsi evdeydi o vakit, kömürlügün anahtarini istedi sirtindaki cuvali kömürlüge yerleştirdikten sonra içeri girdi, pastalar börekler günü kurtaran tek güzel şeylerdi, odasina geçti kapiyi kapatti, gelen tabaktaki börekleri yerken yatagina uzandi Kishiro, tavana bakiyordu, sabit bir noktaya, aklina Tokugawa’nin bugun kendisine yaptigi pisligi düsünüyordu. İntikamini almaliydi ama nasil? Nunchakusunu buldu yataginin altindan küçük kuzeni daha bulamamişti anlaşilan, sevinçle günlük çalişmasina basladi, ilk başlarda hareket yapiyim derken beline koluna sirtina fln çarptirip mosmor ediyordu her yerini, soranlar olursa da kapiya çarptim, dolabin kapagina carptim gibi yalanlar siraliyordu. Artik mahalledeki hoşlandigi kiza artistlik yapabilecek düzeyde iyi kullanabiliyordu nunchakuyu. O güzel kizin adi Mihriban’dı. Mihriban Yozgatliydi, büyük büyük büyük dedesi zamaninda japonyaya gelmek için Yozgati terketmişti. Zaten ancak Mihribanin ailesi gelebilmişlerdi. Antremani bitirince “anne ben biraz hava alicam” diyip disari cikti, her aksam üstü yaptigi gibi Mihribanin evinin onune geldi, cok begeniyordu evlerini, kireç boyali diş yüzeyine çamur toplari atinca hem cok egleniyordu hem de güzel görünüyordu. Mihribanin babasi bundan bi hayli rahatsizdi ama. Temizlemesi icin Mihribana bagiriyor temizlemeye zorluyordu. Bu sayede Kishiro da Mihribani görebiliyordu. O akşam yine sigarasini yakti, dudagina yerleştirdi ama o kadar ucundan koydu ki dudagina, konuşunca sigara bi aşagi bi yukari oynuyordu. Karla kapli oldugu için çamur donmuştu, biraz mincikliyip kivama getirdikten sonra elinde yuvarlayarak top şekilini verdi, tam atmaya hazirlaniyordu evin kapisi açildi, Mihribanin babasi Kishiro ile gözgöze geldi, Kishiro’nun böbrek üstü bezleri durmadan adrenalin salgiliyordu vücuduna, gözleri kocaman acildi, göz bebekleri adeta o irisin muhtesem buz mavisini yok edercesine büyüdü, agzi aralandi, sigara üst dudagindan kurtuldu, 2-3 saniye kadar alt dudagina yapişik duran sigara, en sonunda taklalar atarak yere düştü. Mihribanin Babasi Osman Amca’nin “Hayriye nerde benim tüfegim” diye içeri dalmasindan faydalanan Kishiro, aşagiki mahallehe arkasina bakmadan kaçmaya basladi....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)