Ken gözlerini kapatip başini yukari kaldirdi ve göz yaşlarini tutamadi. Sevinçten agliyordu. Çünkü Ryu yaşiyordu. Yani En azindan kirişin altinda ölmemişti. Sevinçle, salondan daha dogrusu salondan geriye kalandan disari cikti. Evine dogru yavas adimlarla ilerledi. Bu zaman zarfi boyunca hep Ryu’yu düşündü, “acaba neredeydi, durumu nasildi, nasil çikmişti o aptal agirligin altindan, birisi mi yardim etmişti, eger öyleyse kimdi bu?” yavaş yavaş ev göründü. Kapiyi açti ve içeri girip Kishiro’yu kontrol ettikten sonra biraz kestirmek için yatagina dogru yürüdü. Bu sirada Ryu gözlerini açti. Nerede oldugunu bilmiyordu. Etrafina bakinmak istedi, fakat boynunu hareket ettiremiyordu. Boynunun o pozisyonda izin verdigi kadar etrafina bakinip tanidik bi obje aradi ama herşey o kadar yabanciydi ki ona. Dudaklarindaki kuruluk aci vermeye başladiginda istemsiz bi şekilde “suuuuu” diye inledi. Bu inleme sanki o anki tüm enerjisini almiş olucak ki gözlerini daha fazla açik tutamadi. Gözleri yavaşça kapanirken dudaklarina gelen su damlalari ona biraz daha dayanma gücü verdi. Gözlerini tekrar açti, bu sefer etraf bulanikti, karşisinda bi silüet gördü. İri bi adamdi sanki bu. “Yoksa yoksa Zangief miydi lan bu?” diye düşündü Ryu. Görüntü biraz daha netleşti, karşisindaki Zangief degildi. Gayet şık giyinimli bir adamdi. Adam Ryu’nun karşisindaki sandalyeye oturdu, bir beyefendi edasiyla bacak bacak üstüne atti ve söze başladi: “Ryu, senin hakkında çok şey duydum. Ben Tokugawa Shogunate. Seni biraz misafirimiz yapicaz.” Bu cümleyi duyduktan sonra koluna bir sıvının enjekte edildigini görebildi. Çok geçmeden görüntülerin hepsi kaymaya ve bulaniklaşmaya başladi. Gözleri kapandi. Derin bir uykuya daldi.
O sirada Ken “Ryuuuuu” diye bagirarak kan ter içerisinde uykusundan uyandi. Birkaç saat önce yaşadigi olayi rüyasinda biraz daha abartili bir biçimde görmüştü; kafasi, gözü patliyordu bildigin. “Yok canim, Ryu öyle şey yapmaz” diyip yatagindan kalkti ve Kishiro’ya bakmaya gitti. Her zamanki uyuma pozisyonunda uyuyordu Kishiro; sirt üstü yatar vaziyette, agzi sonuna kadar acik, kollar ve bacaklar da acik, burnunda büyüyüp kücülen bir baloncuk. Bunu görünce “tamam Kishiro iyileşmiş” diye düşündü, gülümsedi ve bir bardak su içmek için mutfaga gitti. Yine düşünceler etrafini sarmişti, “acaba Ryu iyi miydi?” daha sonra “onca zorluktan cikti bundan da kurtulmuştur yahu bu nedir ki” diye düşündü. Uyuyabilirim belki umuduyla yatagina geri döndü. Sabah olup Ryu’nun horozu bahçede avazi ciktigi kadar ötünce tüm ev ahalisi uyaniverdi birden. Kishiro hemen kalkip banyo sirasinda en önlerde yer kapma telaşiyla koridora cikip, her sabah bu sira için kavga ettigi Ryu’yu göremeyince şaşirdi biraz ama sonra ehehe miskin hala uyuyor heralde diyip atladi banyoya. Keyfini Ryu’nun kapiya attigi tekme ve yumruklarin bozucagini tahmin ediyordu. Ama böyle bir şey olmadi. Kishiro işkillendi dogrusu. Yavaş yavaş ve parmak ucunda Ryu’nun odasina gitti, onu uyandirmak da istemiyordu, uyaninca cok huzursuz ve saldirgan olabiliyordu Ryu, onun güdümlü terliklerine maruz kalmak istemiyordu Kishiro. Yavaşça kafasini uzatti odaya, Ryu orda yoktu. Şaştı kaldi. Babasinin odasina gitti. Telaşla Ryu nerde diye sordu. Babasi olanlari birbir anlatti. Kishiro adeta kahrolmuştu. Suçluluk duygusu almiş başini gitmiş, vicdani bogazini sıkıyordu sanki. Bir yumru kalmişti, yutkunamiyordu bile. “ben öyle aptallik yapmasaydim beni taşimak zorunda kalmicakti ve o aptal kirişin altinda da kalmicakti.” diye kendi kendine kizdi. Babasi teselli etmeye çaliştiysa da pek başarili olamamişti. Nabeshima Efendinin dükkanina dogru yola cikti Kishiro, biraz beyaz peynir, zeytin, fistikli salam gazete fln alicakti. Dükkanin oldugu sokagin başina geldiginde, dükkanin orda bi kalabalik gördü. Bagirişmalar itişmeler küfürleşmeler taa sokagin başina kadar geliyordu. Kishiro, mahallenin yagiz delikanlisi olaraktan hemen kalabaliga dogru koştu. “Noluyor yahu burda” dicekti ki, bi adamin Nabeshima Efendi’yi bogazindan yukari dogru kaldirip silkeledigini gördü. Adam şöyle bagiriyordu: “nerde evleri söyleee, nerde oturuyorlar söyleeee, bildigini biliyorum nerdeeeeeee” Nabeshima Efendi kendinden geçmişti adeta, Kishiro daha fazla dayanamadi “lan ayip degil mi yaşli başli adami tartakliyorsun, sığır!” sonra kalabalik dönüp Kishiroya bakti, tabi Nabeshima Efendi’yi tartaklayan adam da; “kim ulan o dümbük” diyerekten tabi. Kalabalik birden açildi ve bir uçta Kishiro diger uçta iri yari bir adam duruyordu. Kishiro’nun gözüne gelen güneş adamın kim oldugunu tanimasinda zorluk çekmesine sebep oluyordu. Gözlerini kıstı işe yaramadi, eliyle siper edip şöyle bir bakinca, dizlerinin bagi çözülmüştü.adamin boyutlarini görünce Nabeshima Efendiyi rahatlikla havaya kaldirip tartaklamasina şaşmamak gerekirdi aslinda. Çünkü Kishiro’nun karşisinda Zangief, tüm haşmetiyle duruyordu...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder