28 Kasım 2011 Pazartesi

Anne Ben Zom Oldum! (Part I)

-olm ne yapiyorsun o sopa ile?
-zombi bekliyorum abi?
-capi kac o sopanin?
-abi oyle deme bu kizilcik sopasi, vurdun mu cok acitir, koca kalasla vurmaktan daha cok acitir.
-yahu al su silahi adami hasta etme, gelenin gidenin de agzina yuzune ates et iste.
Kizilcik sopasi ile zombi avlama niyetinde olan cucuk beyinli ergen genc Kishiro'nun eline verdigi silah ve bir kutu cephane ile pek de ici rahat degildi Osman'in. Yine de onu yem olarak kullanabilir, zombilerin agzina layik o lop lop baldirlari vardi. kisa boylu olmasi dezavantaj gibi gorunse de, hurda arabalarin ve kamyonlarin altina gizlenmekte epey bi ise yariyordu. Osman bu dusuncelere dalmis ve Kishironun zevzek zevzek etrafa bakip hemen onundeki bos konserve tenekesinin icine tukurme denemelerini izlerken, birsey fark etti. aslinda 2-3 gundur ayni seyi dusunuyordu. kendisi tukurse ilk denemede basarabilirdi, yok yok 2-3 gundur bunu dusunmuyordu, birsey fark etmisti. neydi neydi? heh hatirladi. etrafta hic ses yoktu. ruzgarin tek vidayla zar zor tutunan trafik tabelasini itip kakmasinin sesi, hemen yan taraftaki cocuk parkindaki tek zinciri kopmus salincagin yerde surunmesinin sesi, hicbirseyden ses cikmiyordu. sadece su ses vardi. "puuuu, tuh iskaladim, puuuu. ting! basardim basardim gordun mu??" "az bi sus be sumsuk" diyip ensesine saplagi ilistirdi Kishiro'nun. fazla gecmedi ve kuzgunlarin cigligi gecenin sessizligini yirtarcasina bozdu. hemen akabinde yaklasik 500 tane zombi Osman ve Kishiro'nun ustune dogru gelmeye basladi. daha onlari fark etmemislerdi. Osman durumlarini gozden gecirdi. silahlari boyle bir grup icin yetersizdi. en iyisi sessiz olup yavasca sivismak lazimdi. tum bunlari dusunurken, Kishiro'nun "Ha bismillah" diyip tek gozunu kapatip nerdeyse 1 km uzakliktaki zombi grubuna ates etmeye hazirlandigini gordu ve "olm sen ne salak adamsin, yuru gidiyoruz ver o silahi bana" dedi. Kishiro hayal kirikligi icerisinde "ama ama indirseydim 1-2 tanesini" diyip silahi Osmana geri verdi. kaslarini catip alt dudagini bingildatmayi da unutmadi. Osman sevimli sadik dostu sincap Biloyu paltosunun ic cebine koyduktan sonra, takim taklavat ne varsa toplayip, ustunde essek kadar buyuk harflerle safe house yazan evlerine dogru yola koyuldu,ne de Kishiroda omuzlari dusuk bi sekilde pesinden gelmeyi bildi. tam o sirada Kishiro "eyvah unuttum" diyip bi hisimla daha once pustuklari eski sari okul otobusunun icine dogru kosturdu. Osman adeta cilgina donmustu, avazi ciktigi kadar bagirmak istedi ama zombilerin dikkatini ceker endisesiyle kisik sesle "nereye gidiyorsun geri zekali hepimizi oldurtuceksin" dedi. Kishiro'nun agzindan bir cumle cikti ama hem uzaklamis olmasi sebebiyle hem de Osman'nin sol kulaginin takma olmasi sebebiyle cumle icerisinden 2 kelimeyi secebilmisti. Hatta onu bile yapamamisti, kelimeleri benzetti "Kizilcik tokam" "Ne tokasi aptal herif sacin mi var senin toka takicak" diye de soylendi durdu. Sonradan anladi "Kizilcim Sopam" dedigini ve "Hay ben senin Kizilcigina da Sopana daaaa" diye ekledi.
Kishiro kulustur otobusun icinde sopasini ararken yaslandigi koltugun destek demirinin kirilmasiyla yere yapisti. Gurultu, en onde yuruyen zombilerin dikkatini cekmisti. 1-2 saniye durup eski otobuse dogru baktilar. aralarinda 100 metre vardi. Kishiro da yedigi halti fark edip hic ses cikarmadan oylece bekledi. bakti olcak gibi degil kapiya dogru surunmeye basladi. tam o sirada kizilcik sopasinin kapiya yakin koltugun altinda oldugu gordu bi hisimla onu alip Osman ve sincap Biloya dogru kosturmaya basladi "Bulduuuuum, Buldueeeeaaaam" diye. Osman "ne aptal ama" diyip tek eliyle basini tuttu. Gurultunun geldigi yere yonelen zombiler giderek hizlaniyordu. tum sokak hurda araba doluydu fakat zombiler sasilacak sekilde hizli hareket ediyorlardi. arabalarin ustlerinden atliyor, her gecen saniye Osman Kishiro ve Bilo'ya daha cok yaklasiyorlardi. Osman'in goz bebekleri buyumus, vucudunda dolasan adrenalin yuzunden beyninin bacaklarina verdigi "hareket etsenize olm ne duruyorsunuz" komutu daha bir baskin hale gelmeye baslamisti. Kishironun ensesinden tutup bir hisimla kosmaya basladilar, Osman yasadigi mahalleyi cok iyi biliyordu, evlerinden fazla uzak da degillerdi. Tum cocuklugu burda gectigi icin tum kestirme yollari avcunun ici gibi biliyordu. Sokagin basina geldiklerinde evini gorebiliyordu. Omzunun ustunden geriye dogru baktiginda zombilerin arayi kapattigini fark etti. "Hizlanmaliyiz" diye bagirarak Kishiro'yu ittirdi. Kishiro'nun kisa bacaklarinda toksin birikmeye baslamis, dalagi da sistikce sismisti. Osman ne kadar hizlaniyorsa, Kishiro da bi o kadar yavasliyordu. 50 metre kalmisti ki Kishiro dalagini tutarak oldugu yerde kalakaldi. Bunu fark eden Osman "olm geliyolar hadi az kaldi" diye bagirdi. Fakat Kishiro nefes dahi alamiyordu. Beyni komutu veriyordu fakat, isyankar bacaklar aldiris etmiyordu. Yapicak fazla birsey kalmamisti. Osman elini beline dogru goturdu. silahin kabzasini tutmayi dusunuyordu ama eli hic birseye dokunamayinca, kendinden emin hali, 3.5 atan hale dondu. "olm agzini yuzunu opuyim yuru gidelim bak silahi da dusurmusuz baslatma dalagina kos yuru lan gebericez zombi olcaz burda" diye anlamsizca yalvardi Kishironun yakasina yapisip. Kishiro Osmanin bu yakarisindan cok etkilenmis olucak ki, bacaklari cozuldu ve eve dogru kosturmaya baslayabildi tekrardan. Gelmislerdi, son 20 metre, son 10 metre. Tam o sirada Osman ve Kishiro'ya dik gelicek sekilde evin kapisina kosturan bir zombi gorduler. Bu zombi digerlerinden farkliydi. sanki fizik biliyor gibiydi. Ustundeki onlukten anladilar, bu zombi okulun fizik profesoru Husnu'den baska biri degildi. Calilarin arasina gizlenip, eve kac saniye sonra ulasacaklarini hesaplayip, ona gore kosturmaya baslamisti Husnu. "Perelel Perelel" diye de anlamsizca bagiriyordu agzindan salyalar ve kopukler sacarak. Osman eve dogru kosturuyordu fakat hakkaten de Husnu ile ayni zamanda ulasiyorlardi evin kapisina. Artik yapicak birsey yoktu "Kishiro Kizilcik Sopasini ver" dedi kendinden emin bi sekilde. Kishiro bilincsizce Osman ne istediyse yapti. 5 metre,4 metre,3 metre, tam sopayi kaldirmis Husnu'nun alnin catina indiricekken, cebinden Bilo firlayip Husnu'nun gozlarine gozlerine saldirmak suretiyle onu etkisiz hale getirdi. Bu sayede Osman ve Kishiro sagsaglim eve girebildi. Kishiro kapiyi kapatirken, Osmanin "Bilooooooooo" diye haykirisi, en kalpsiz zombilerin bile yureklerini dagladi. Artik Zombiler nerde oturduklarini ogrenmislerdi ve daha kotusu, beyinsiz diye asagilananlar dusunmeye baslamislardi...

4 Kasım 2011 Cuma

"Gencken yasli gibi yasamak, yaslilikta genc taklidi yapmak"

...10 sene icinde deli gibi paralar kazanicaksiniz, deli yerlere gelmis olucaksiniz, patron olucaksiniz, muazzam bir guce sahip olucaksiniz dedi, ama benim aklimda tek bir cumle vardi bunu daha ona soylemedim belki giderken soyleyebilirim. "Gencken yasli gibi yasamak, yaslilikta genc taklidi yapmak" bu cumle bana gitmemem icin soylenen herseyi curutuyor. burdaki isi burdaki projeleri burdaki ofisi birakip turkiyeye donmem belkide kariyerim icin buyuk hata. Burdaki insanlarin hayatlari sadece kariyerleri uzerine kurulu..ama benim oyle degil ki, kariyer hayati guzel yasamak icin kullanilmasi gereken bir aractir. uyusmadigimiz nokta burasi sanirim. benim kariyerim mutlulugumdan daha mi onemli peki? mutsuzlugumu bana fazladan verecekleri para mi gecirecek? ya da soyle soyliyim daha etkili bi cumle olur: mutlulugumu bana teklif ettikleri paraya saticak miyim? Ankaraya geldigimde suanki maasimdan cok daha az bi miktar maas alicam. belki suanda gordugum projeler gibi yuzlerce milyon dolarlik projeler olmicak. hayati hayat yapan anlamli yapan seyler nelerdir peki? hergun lanet ettigin, mutsuzluktan psikolojinin tamamen bozuldugu yerde basamaklari hizla tirmanip devlesmek mi? yoksa mutlu oldugun, sevdigin insanlarin her zaman yaninda oldugu, hayatin tadina varabilcegin ama kariyer basamaklarini beser beser degil de ikiser ucer tirmandigin bi yerde olmak mi? benim dusuncem belli, 2. secenek tabi ki. varsin olsun patron olmak icin 5 sene sonrasini bekliyim. ilk evimi olmasi gerekenden 3 sene sonra aliyim. ama donup baktigimda, yuzumu gulumseten anilarim olsun, olmak istedigim yerde olmak istedigim kisilerle oluyim, tek basima izole bi yerde kariyer askiyla yanip tutusup 5 senemi burda tam anlamiyla curutmiyim...

26 Ekim 2011 Çarşamba

20 kisa gun

Su son bir aydir zaten epeydir dusundugum seyleri daha da dusunur oldum. Hayati, hayatimi daha bi derinden inceler oldum. gecmiste yaptigim planlarin, bazilarinin tamamiyla bozulmasini uzulerek izledim, bazilarini gerceklestirdim ve bazi planlarda da degisiklikler yapmak zorunda kaldim haliyle. eski yazilarimda artik bir hedefimin kalmadigini yazmistim. aslinda bu kismen hala gecerli. neden kismen dedigimi acikliyim, artik onumde bir hedef var. o hedefe de bugun itibariyle 20 gun sonra ulasiyorum. sadece bir hedef, sonrasi yine belirsiz. ama bu oyle bir hedef ki, arkasindaki belirsizligin hic bir onemi yok. bambaska bir hayat beni bekliyor. bu karari almamdaki en etkili cumle su oldu belki de "gencken evden işe işten eve yasli gibi yasayip, yaslilikta da genc taklidi yapmak" Bu cumle o kadar cok etkiledi ki beni, burda olusumun sorgulamasini hic bu kadar fazla yapmamistim. Deli gibi araliksiz calisip para biriktirip, yaslaninca spor arabaya binip genc taklidi yapmak istemiyorum ben. sofraya gelen yemegi yemeyip baska islerle ugrasip, sonra aa yemegi unuttuk diyip soguk yemege kasik sallamak istemiyorum. Ne adam gibi yemegin tadini alabilirsin, ne de zamani geriye alip sicak yemegi yiyebilirsin, keske zamaninda sicakken yeseydim diye de hayiflanir durursun. kimisi de ugrastigi seylerin o sicak yemekten onemli oldugunu iddia eder. Peki o zaman ne icin yasiyoruz ki? 20 sene sonrasini garantiye almak icin mi bu kadar cabalama bu kadar eziyet? Neyi kanitlamaya calisiyoruz? neyin hirsi bu? neler kacirdigimizin farkinda misiniz? ben farkindayim. optimizasyonumu yaptim. kararimi verdim ve geliyorum.
Dondugumde yapicaklarimin listesini cikartirken, simdiden midemde kelebekleri hissedebiliyorum ve o kadar cok sabirsizlaniyorum ki bir an once kalan 20 gun bir cirpida gecsin istiyorum. Cok az kaldi biliyorum ama cocuk gibiyim iste biliyorsunuz beni ^^
tum bu zaman boyunca destegini bir an olsun bile esirgemeyen sevdigim guzel insanlar, iyi ki hayatimin bir parcasisiniz. Her duser gibi oldugumda koluma girip beni ayakta tuttunuz, hep benim yanimdaydiniz, sizlere ne kadar tesekkur etsem az. Canlarim benim :) coz az kaldi, beni bekleyin anacim ^^

17 Ekim 2011 Pazartesi

az kaldi

Cok az kaldi, dönüyorum.

24 Ağustos 2011 Çarşamba

beni hatırla

beni hatırla. sadece hatirla. unutma beni. beni unutma....

18 Ağustos 2011 Perşembe

Ruya

Asagida yazilar cizinlenler var ya, onlari bu sarkiyi dinliyerek okuyun lutfen.


ruyamdaki kiza asik oldum
kimdi bilmiyorum
mevsimlerden kisti
montlarimizi giymistik cunku
hava kararmaya yuz tutmus
kizilaydayiz
akay kavsagindan dolmus duraklarina yuruyoruz
yeni tanismisiz sanirim
ama yakin davraniyor bana
guluyoruz egleniyoruz fln
bi yandan yururken
arada koluma giriyor
sonra birden sarki soylemeye basliyor
sarkinin sozlerini mi degisitiyor
bilmiyorum da yani boyle sarki yoktur heralde dunyada,
keske sevgilim olsan fln diyor
imali imali da bana bakiyor
duruyorum
bakiyorum ona
benden biraz kisa
hic birsey demeden
elimi saclarinin arasindan boynuna dogru uzatiyorum
kucuk bi opucuk konduruyorum dudagina
sonra beni elimden tutup cekistiriyor
gel hadi fln diyor
beni bi yere goturmeye calisiyor, telasli ama, noluyo diyorum
sonra uyaniyorum uyandigimda yuzunu hatirlayamiyorum.
Ama hissettiklerimi hatirliyorum.
ve bu hissi cok ozlemisim…

6 Ağustos 2011 Cumartesi

değişen fikirler...

"Siz Türkler hep gelecekteki rahatınız için çalışıyorsunuz" ne kadar doğru bi tespit. Ne yaparsak yapalım hep bir gelecek kaygısıyla yaşıyoruz. şu sıralar bunu çok sorgular oldum. gelecekteki barış ki kısaca ona subuti diyebiliriz, rahat edicek diye katlanmadığımız rezillik kalmadı. gerçekten değiyor mu? onca kaçirdiğimiz güzel yıllar, bir kez daha geri gelmeyecekler. arabiktana gelmeden önce eğer yurtdişina çikicaksam hayatimin bi bölümünde, ne kadar genç yaşta çikarsam o kadar tahammülüm fazla olur diye düşünüyordum. ama şuan bu düşüncenin tam tersini savunuyorum. Şuan yapabilcegin o kadar çok şey var ki, bütün bunlari kaçiriyorsun. 40 yaşina geldiginde zaten bazı şeyleri yapamayacaksin. o zaman da aile devreye giricek onlardan uzakta olmak kötü olucak vs. ama şimdi de kötü. şimdiki barış olarak bi miktar sıkıntıya katlandim. biraz da subuti düşünsün.bide şu var; hayat zaten sıkıcı, çalışmak sıkıcı, eğlenceli hale getirmek için dostlarin yakininda, ailenin dibinde olmak gerekiyor. anca böyle keyifle geçer zaman ve ancak bu şekilde kaldirirsin bu yükü. çünkü sürekli moral verirler sana. çünkü sürekli destek olurlar, her sendelediginde birileri koluna girer. ama burda bu destegi tam olarak hissedemiyorsun.
dün itibariyle gelecekteki barışı düşünmeden hareket etmeye başladim ve kendim için birşey yaptim. Mutluluk verdi açıkcası. biraz anı yaşamak lazımmış onu anladim. şuanki barışı çok ihmal ettim. hem de çok...