20 Haziran 2009 Cumartesi
Edo'da bir İBİŞ (gün 24)
Kishiro zaten bekledigi bu cevap karşisinda az da olsa heyecanlanmişti. Adem elmasinin yukari aşagi dogru oynadigi gözlerden kaçmamişti. Hatta bunu Zangief bile fark etmiş, “ne o tirstin galiba düdük makarnasi” şeklinde de dalgasini geçmişti hunharca. Meydan zaten kalabalikti acaip, “kavga kavga kavga kavga” diye bagirdi birkaç kişi böylece, ortada boş bir alan birakip o alanin etrafina dizildiler, kokareçciler, patlamiş misircilar, bahisciler hepsi üşüşmüştü meydana. Böylesine ciddi bir kavga pek karşilarina cikmiyordu. Turnuvaya katilacaklara güzel bir ders olabilirdi bu kavga. O sebeple herkes pür dikkat kavgayi izlemek için yerlerini aldi. Aslinda en büyük dersi Kishiro alicakti.sonuçta rakibi oldukça dişli birisiydi. Kishiro son bir kez babasi Ken’e bakti. Ken, ogluna bakip başini bir kez aşagi dogru salladi. “hadi evlat sana güveniyorum” olarak algiladi bu hareketi Kishiro. Kendine güveni iyice artmişti. Ne de olsa bu iri adamla daha önce de karşilaşmişti, ne kadar hantal oldugunu biliyordu, tabi süprizler de yapabiliyordu bazen, bunlara dikkat etmek gerekirdi. Derin bir nefes aldi ve pozisyonunu aldi. Zangief, Kishiro meydan okurken gayet ciddiydi ama dövüş başlamadan önce ciddiyetini tamamen yitirmişti. İnsanlarla şakalaşiyor, “ ossursam yıkılır lan bu velet” diye dalga geçiyordu Kishiro’yla. Kishiro’nun hazir oldugunu görünce, “neyse evlat güldük eglendik, şakalar, komiklikler fln, bi vuriyim da gideyim acelem var seninle pek ugraşamicam” dedi ve Kishiro’ya dogru ilk hamleyi yapti. Evet o büyük düello başlamişti sonunda. Kishiro aldigi egitim sonucunda, o hantal adamin kendine dogru gelişini daha da yavaş bir şekilde hisseder olmuştu, rakibin hareketlerini öngörüp ona göre ya kaçicakti ya da bu hareketlerden faydalanip karşi atak yapicakti. “Du len biraz egleniyim şununla” diyerek ilk yumruktan kaçti. Zangief, salladigi yumruk hedefi iskalayinca biraz sendeler gibi oldu ama sonra toparladi kendini. “ooo hiç fena degilsin” dedi Zangief ve bir hamle daha yapti bu sefer ilk yumruktan daha hizli ve güclü bir yumruk salladi. Kishiro bundan da rahatlikla kaçti. Zangief yine şaşkinlik içinde duraksadi, Kishiro yaşitlarina göre pek bi çevikti. Kishiro Zangief in düşündüklerini tahmin edip gülümsedi. Bu gülümseme onu daha da çileden cikaricakti bunu biliyordu. Ama izbandut bi adami yere sermekten daha karizma bir şey varsa o da kizgin bir izbandutu yere sermekti. Zangief “vay sipa, bunu sen istedin” diyerek, kendisinden hiç beklenmicek bir çeviklikle havaya zipladi. Yerden birkaç metre havalanmişti, Kishiro ile güneşin arasina geçerek, Kishiro’nun kendisine bakamicagini düşünmüştü, ve düşündügü gibi de oldu Kishiro Zangief’e bakamiyordu güneşten ötürü. Ama bu daha önce başina gelmişti. O yüzden tecrübeliydi. “İguAna... Kulaklarin çinlasin emi” dedi ve o sirada şunu fark etti: “lan İguAna şafakta beni bekliyordu, püüü unuttuk lan gitmeyi, neyse baklava fln götürürüm kavgadan sonra , gönlünü alirim artik.” Bunlari düşünürken Zangief’in gölgesinin üzerine düştügünü fark etti ve hemen çevik bir hareketle ileri dogru bi takla atip Zangief’in 48 numara ayaklarindan kurtulmuş oldu. Totosunun üzerine düşen Zangief sudan cikmiş balik kadar şaşkindi. “Bu çocuk neyin nesiydi böyle” diye düşündü. Zangief yere düşünce kalabalik arasinda kahkahalar ve “Kishiro Kishiro” sesleri yükselmişti. Bunlari duyan Zangief küplere binmiş, Kishiro ise keyiflenmişti. Üstündeki gerginlik azalmiş, gerginligin yerini tezahuratlar sayesinde keyif almişti. Ne de olsa Zangief’ten daha cevikti, “o hantal adam ben ona vuramadan yorgunluktan yere yigilicak zaten” diye düşündü. Ken oglunun yavşak bi havaya girdigi fark etmişti, cezasini çekmesi için kılını bile kipirdatmadi. Zangief ayaga kalkip Kishiro’ya normal bir yumruk salladi. Kishiro “ehehe salaga bak hala düz yumrukla bana vurabilecegini saniyor” diye düşündü, kalabaligi güldürmek için Zangief’e nanik yapip yumruktan kaçiyordu ki, tam da Kishiro’nun kaçtigi yere, gelen yumrugun promosyonu başka bir yumruk daha geldi. Kishiro bu promosyon yumrugun geldigini fark ettiginde artik çok geçti, o yumrugu yicekti ama en azindan minimum zarar verebilecegi bi yere yemeliydi. Kishiro sag yanagini seçti ve yumruk tüm heybetiyle Kishiro’nun yanaginda patladi. Yumruk o kadar sertti ki Kishiro’nun yanagindan, havasi inmiş kames 9 kat plastik topa vuruldugunda çikan ses gibi bir ses çikmişti. Kalabaliktan “ouuuvvv acimiş olmali” diye bir ses yükseldi. Gerçekten de acimişti, Kishiro sag yanagini hissetmiyordu, diliyle dişlerini yokladiginda bir iki tanesinin sallandigini fark etmişti. Zar zor yerinden kalkti ve kalabalik ile “eheh nasi çaktim lan” diye şakalaşan Zangief’e bakti. Kishiro’nun bu işi biraz daha ciddiye almasinin vakti gelmişti. “Haduken aticam lan” dedi Kishiro. Bunu düşündügünü fark eden Ken başiyla “hayir gücünü buna harcama” bakişi attiysa da Kishiro hiç orali olmadi ve Haduken için pozisyonunu aldi. Zangief, Kishiro’nun bi işler çevirdigini fark ettiginde; Kishiro çoktan ellerini bileklerinden birleştirmişti. Konsantre olmuş, etrafindaki insanlarin bagirişmalarini bile duymaz olmuştu, gözlerini kapadi, ellerindeki o alev topunu hissetmişti. Hatta biraz da olsa elini bile yakmişti bu. Gözlerini açtiginda daha önce hiç yapmadigi kadar büyük bir alev topu yaptigini fark etti ve meydan inleticek bir sesle “HADUKKEEEN” diyerek Zangief’e dogru firlatti bunu. Büyük alev topu büyük enerji demekti, tüm enerjisinin yarisindan fazlasini bu alev topu için kullandiginin farkinda bile degildi Kishiro. Alev topu ellerinden ciktiginda ne kadar yorgun oldugunu fark etti. Ayakta zar zor duruyordu, Zangief’e dogru bakti alev topunun hedefe ulaşip ulaşmadigini anlamak için. Zangief sadece gülümsüyordu. Alev topunun ona ulaşmasina birkaç metre kalmişti ki, Zangief saga dogru 2 adim atti ve alev topunun hizasindan kurtulmuş oldu. Alev topu Zangief’in yanindan geçip gitti, kalabalik da üstüne gelen alev topundan kaçmak için adeta birbirlerini ezdi. Sonuçta hiçkimseye çarpmadan karşidaki duvarda son buldu alev topu. Kishiro’nun gözleri büyümüş, neredeyse tüm gücünü emen o aptal alev topu Zangief’in sag kulak killarini yakmaktan başka hiç bi zarar vermemişti. Peki şimdi Kishiro napicakti, o yumruklardan kaçicak dermani kalmamişti. Zangief bunu fark etmiş ve o pis gülümsemesiyle ona dogru yumrugunu kaldirmiş bi şekilde geliyordu....
19 Haziran 2009 Cuma
Edo'da bir İBİŞ (gün 23)
Güneş tepelerin ardindan kendini göstermeye başlamişti. Günün ilk işiklari, zaten tüm geceyi gözünü kirpmadan geçiren Kishiro’nun gözünü kamaştirmişti. Kishiro tüm gece boyunca ertesi günkü büyük kapişmayi düşünmüştü. Hayatinda bir dönüm noktasi olabilir miydi bu? Ya o iri adamin devasa yumruk darbeleriyle yerlerde sürünücekti ya da o embesilin agzina agzina vurup kendini kanitlicakti. Peki, Ryu nerelereydi? Zangief i yere serdikten sonra onu aramayi teklif edicekti babasina. Büyük ihtimalle onaylicakti bunu babasi. Tüm bu düşüncelerle cebelleşirken, gün agirmiş, sabah oluvermişti. Düelloya yaklaşik 3 saat vardi. Kishiro daha fazla yatakta durmak istemedi, biraz dolaşip, hava alip, kafasini dagiticakti. Ryu’nun ona verdigi ilk antreman programini hatirladi, “madem kargalar bokunu yemeden uyandim milletin sütünü dagitiyim bari” dedi ve Nabeshima Efendinin dükkanina dogru gitti, her zamanki gibi iki kasa süt alip, dagitima başladi. Artik eskisi kadar agir gelmiyordu kasalar ve bildigin yardira yardira koşturabiliyordu onlarla. Muhtarin evinin oldugu tepeye dogru geldiginde, muhtarin koşturarak kendisine dogru geldigini gördü. “açıl beav evlat, acelem vardır” diye bagirdi Muhtar 30 metre öteden. O sıska ve kısa bacaklariyla 30 metrelik bir mesafeyi yaklaşik bir dakkada koştugu için Kishiro durumu anlamak için yeterli sayida soru sorabilme imkani bulmuştu: “hayirdir muhtar efendi nereye böyle, ne bu acele?” “Tokugawa, dövüş turnuvasi düzenlermiş onu millete duyurmaya gidiyorumdur beav” diye cevapladi muhtar. Mesafe 20 metre kalmişti. Kishiro “höea turnuva mı, ne turnuvasi yahu nerden cikti bu şimdi” dedi. Muhtar soluk soluga kalmişti bile, hâlbuki evinden birkaç metre uzaga gitmişti, “vallahi ben de bilmiyorum beav, kazanana cok buyuk odul varmiş, duyduguma gore Tokugawa’nin dövüşcüsü, imparatorlugun en büyük dövüşcüsüymüş” dedi. Kishiro “tamam muhtar emmi tamam, sütü kapiya birakiyorum alirsin ordan” dedi ve kulaklarindan giren yeni bilgiler, beyne ulaştiginda çogalarak bir sürü düşünceye birakti yerini. Tokugawa’nin yeni dövüşcüsü kimdi? Bildigi kadariyla Zangief de Tokugawa’nin dövüşcüsüydü. Demek ki Zangiefden daha iyi bir dövüşcü edinmişti. Babasi böyle bi turnuvaya girmesine izin verir miydi peki. Eger Zangief’i devirirse böyle bir turnuvada şansini deneyebilirdi rahatlikla. Evet, evet bu turnuvaya katilmaliydi. Gittikce daha da hırslandi Kishiro, tepeyi koşar adim çikti, o kadar hizliydi ki rüzgariyla Muhtar Efendiyi yere yığdı ve akabinde gelen küfürleri duyamadi. Hemencecik eve ulaşmişti. Babasini kaldirdi ve ona turnuvayla ilgili bilgi verdi. Ken “ tamam evlat bu turnuvaya katilabilirsin, sana ögrettigim tekniklerle, bayaa bi kişiyi alaşagi edebilirsin, ama bu eglencenin hepsini sana birakmam haberin olsun, turnuvaya ben de katiliyorum.” Dedi. Kishiro hem şaşirmişti hem de biraz şok olmuştu, yaşli başli babasinin turnuvada ne işi vardi yahu, Zangief gibi bi adam gelicekti karşisina, agzini burnunu dövücekti o olcakti. Artik eskisi gibi olmadigini fark etmesi lazimdi babasinin. “baba sen bunun için biraz fazla yaşli degil misin? Birinin elinde kalicaksin o olcak bak uyarmadi deme” diye haddini aşan bi cümle söyledi Kishiro. Hemen gerekli tokat geldi bu söyleme. “dua et de karşima gelme, eşek sıpası seni, sümsük, kakh git bana kahvalti hazirla düelloya geç kalicaz zaten, dingil, lafa bak milletin elinde kalicakmişim, aglatirim lan ben onlarin alayini” diye de sinirlendi Ken. Kishiro yedigi zirnigin etkisiyle daha da sinirlenmişti, tüm hincini Zangief’ten cikarabilirdi. Öyle de yapicakti. Düello vakti geldi çatmişti. Ken ve Kishiro meydana dogru yürürlerken, her tarafa asilmiş olan turnuva afişlerini gördüler. Kayit için muhtara başvurunuz yaziyordu. Uzunca bir kuyruk meydanda birkaç “S” çiziyordu. Düelloya daha var diyip kuyrukta beklemeye karar verdiler. Önlerinde 15 kişi kalana kadar, 15. kişinin Zangief oldugunu fark edememişlerdi. Zangief gerekli yerleri doldurdu, imzasini attiktan sonra saga sola bakinirken Ken’i ve Kishiro’yu gördü, “ooo kimler burdaymiş, turnuvadaki temizlikçi kuyrugu bu degil beyler , o stand sonra acilcak” dedi ve o igrenç kahkahasini atti. Kishiro ona dogru hamle yaptiysada, Ken onu durdurdu “sakin ol evlat, sinirini düelloya sakla” dedi. Sonunda sira onlara gelmişti ve baba ogul turnuvaya katilmişlardi. Zangief köşede birkaç adamla konuşuyor, şakalaşip onlari itip kakiyordu. Güzelim insanlari da o gerzek kahkahasindan da mahrum birakmiyordu. Düello vakti geldiginde. “Ee nerde bu düdük Ryu. Tirsti dimi, gelmedi” diye adeta bas bas bögürdü meydanin içinde. Ken, Kishiro’nun omuzlarindan tuttu ve cesaret verici konuşmasina başladi: “agzini burnunu döv lan işte, ne diyim sana başka, o kadar taktik ögrettik, o kadar teknik gösterdik, adamsan ögrettiklerimizi uygularsin herifin üstünde. Git simdi, o öküzü yere yigmadan da gelme” Gazı alan Kishiro, kendisinden 3 kat daha büyük olan Zangief’in üstüne yürümeye başadi. “Bana bak, Ryu’nun arkasindan konuşup durma, seninle bitemiş bir hesabimiz vardi, şimdi onu halletmenin tam sirasi. Hazirla kendini sana meydan okuyorum” dedi Kishiro kendinden emin gibi gözükerek. En azindan öyle gözüküyordu. İçindeki öfke ve sinir ona cesaret veriyordu ama gözlerinden beynine giden veriler, beyindeki bazi bölgeleri uyarip, tirsmasina sebep oluyordu. Adam bildigin iriydi yahu. Ama tamamdi. Korkmicakti. O kadar teknik ögrenmişti, hele şu son ögrendigi teknik yok muydu, “bu kadar kalabaligin içinde onu yapip şu öküzü yere serersem ne sükse yaparim. Heyt be yapicam lan süper valla ehehe” diye düşündü kendi kendine ve gülümsedi hemen. Kishiro ne kadar yavşaksa, Zangief de bi o kadar ciddiydi. “Meydan okumani kabul ediyorum” dedi. O beklenen düeollo sonunda gelip çatmişti…
18 Haziran 2009 Perşembe
Edo'da bir İBİŞ (gün 22)
Sagat tam Ryu’nun gözüne dogru yönelmişti ki, Tokugawa ansızın çıkageldi. “Sagat!!! Ne halt ettigini saniyorsun sen be adam!” cümlesi Sagat’in hemen geri cekilmesine ve elindeki bicagi yere atmasina yetmisti. Tabiri caizse üc bucuk ataraktan odadan koşar adim çikti Sagat. Korku dolu gözler yerini nefret dolu gözlere birakmişti Ryu’da. Tokugawa, her ne kadar düşmani da olsa, bi gözünü ona borçluydu. Bunlari Tokugawaya belli etmedi tabi. “ne var lan niye geldin? Niye bölüyorsun Sagat aramizdakileri?” diye azarladi Ryu. Tokugawa Ryu’nun böyle söylemesine ragmen, aslinda onu kurtarmasina minnertar oldugunu fark etti ama yine de onun bu aptalca oyununa dahil oldu ve “peki bi dahaki sefere kapiya vurup meşgul olup olmadiginizi sorarim” dedi. Ryu’ya dogru yaklaşti. “Bak Ryu, seninle ilgili planlarim var. Burdan kimse seni cikartamicak, o yüzden gel bunu kolay yoldan halledelim, zorluk cikartma.” Dedi. Ryu da zaten hemen kabul edicekti bunu. “aptal misin lan sen” diye cevabi yapiştirdi Ryu. Tokugawa böyle bir cevap beklemiyordu, hakkaten aptal olmaliydi. “görürsün lan sen” diyerek cikti gitti odadan ve kapiyi cok sert bir sekilde carpti. 5 dk gecmemisti ki odaya geri döndü, elinde şırınga tutan bir adam ile birlikte. Ryu ne kadar çirpinsa da o şiringayi yemekten kurtulmasi imkansizdi. Bir mucize olmasi gerekiyordu. Tam şiringayi Ryu’nun koluna batiricakken “duuurruuuuuuunnnnnn” sesi yankilandi odanin içinde. Ryu birden umutlanmişti, gelen Kishiro ve Ken olmaliydi, sonunda onu kurtarmaya gelmişlerdi, serbest kaldiginda o aptal Tokugawaya neler yapicagini şimdiden düşünmeye başlamişti fakat bu güzel düşünceler kısa sürmüştü çünkü gelen Sagat’ti. Pişmiş pişmiş siritarak “ben de izlicem, hade devam” dedi. “vay godoş” diye geçirdi içinden Ryu ve çirpinmaya devam etti. Çirpinmalari sonuçsuz kaldi yedi koluna igneyi. En son gördügü şey, Sagat’in o igrenç gülümsemesiydi. Tokugawa “gerekli hazirliklari yapin, deneye bi an önce başlayalim, imparatorlugun en büyük savaşçısı bu odadan cikicak” dedi ve ellerini arkada kavuşturup, aksi bir ihtiyar gibi odadan cikti. Deney başlamişti.
Ken ve Kishiro artik beklemenin bi yararinin olmadigini anlamişti, gün geçtikce umutlari azaliyordu. Kishiro’nun omuzlarindaki yük bi hayli fazlaydi çünkü ertesi gün Zangief duellosu vardi ve Ryu ortalarda yoktu. Ryu’nun yerine kendisi cikabilirdi, bunu yapabilirdi, o iri çam yarmasi, insan azmani adami yere serebilirdi. Gerçi daha bilmedigi türlü numaralari olabilirdi Zangief’in. Biraz daha egitim alabilseydi keşke, babasinin odasina gitti ve “ baba yahu şu Zangief’le ben kapissam, adami dövebilirim, gerçekten, ama azcik teknik ogret bana, yeni hareketler fln, böyle haduken gibi cafcaflı, artistlik olsun, millete hava fln atabileyim” dedi. Babasi sadece şöyle bir bakiş atti Kishiro’ya. “Lan sipa, Ryu amcan kayip sen millete artistlik yapip, kiz peşinde koş anca? Mihriban’ı ne çabuk unuttun, deve! Neyse ögretirim bişiler de bunu o aptal izbandutu yere sermen için yapicam” dedi Ken. Güzelim spor salonu da yandigi için artik antremani dişarida yapicaklardi. Ama bu teknikler çok gizli oldugu için kimsenin görmemesi bilmemesi gerekiyordu. Muhtarin evinin oldugu tepe bu iş için çok elverişliydi. Zaten muhtarin, ihtiyar heyeti ile haftalik bowling müsabakasi vardi o yüzden evinin civarlarinda olmicakti. Yavaştan yavaştan tepeye dogru giderlerken, Kishiro o en sinir edici hareketini babasina yapiyordu, yürürlerken babasinin burnunun dibinden gidiyor, heran soru sorucakmiş gibi yapiyordu. Ken sonunda dayanamadi indirdi tokadi Kishiro’ya ve “sor lan hadi ne sorucaksan, uyuz ettin sabahtan beri, ne istiyorsun hee neee!?!” diye çemkirdi. Kishiro da “yahu nasi bişi ögreticen dicektim, ne sinirli adamsin sen” diyebildi. Ken “ öef yahu, ismini söylesem sanki bilicek, hey allahim, Shoryuken lan! Bildin mi?” dedi çileden çikmiş bi şekilde. Kishiro’nun agzi yayvanlaşti böyle mayişik bi şekilde “höeaa neee Shoryuken miiiiii, ne güzelmiş teknigin ismi” dedi. Muhtarin evinin arkasindaki boş arsaya geldiler ve Ken hemen konuya girdi. Kishiro’nun bi defada anlamasi beklenemezdi zaten. 4.5 saat geçmişti. Ken saçini başini yoluyor, Kishiro’nun her “anlamadim” diyişinden sonra arsadaki taşlara tüm gücüyle tekmeler atiyor, ve taşlarin bir mermi hiziyla saga sola anlamsiz hareketler yapmasina sebep oluyordu. “Ryu ne sabirli adammiş yahu” diye geçirdi içinden. Hava kararmişti, zifiri karanligi, yildizlarin işi ve o güzelim dolunay bozuyordu. Birkaç saat daha geçmişti, Ken tüm ümidini yitirmişti ki, “SHORYUKEN” diye yeri gögü inleten bi ses işitti. Arkasini dönüp baktiginda Kishiro’nun alevler içerisinde gökyüzüne dogru yükselişini gördü ve ilk defa o anda ogluyla gurur duydu “oha lan afferim başardin” dedi ve oğlunun o kadar yüksekten aşagi dogru düşününü izledi. Yere çakilan Kishiro’yu kaldirdiktan sonra ona yere iniş konusunda da ögütler vermeyi sürdürdü. Çok geç olmuştu yarin sabah Zangief’le büyük kapişma vardi. Bunun için biraz uyumalari enerji toplamalari lazimdi...
Ken ve Kishiro artik beklemenin bi yararinin olmadigini anlamişti, gün geçtikce umutlari azaliyordu. Kishiro’nun omuzlarindaki yük bi hayli fazlaydi çünkü ertesi gün Zangief duellosu vardi ve Ryu ortalarda yoktu. Ryu’nun yerine kendisi cikabilirdi, bunu yapabilirdi, o iri çam yarmasi, insan azmani adami yere serebilirdi. Gerçi daha bilmedigi türlü numaralari olabilirdi Zangief’in. Biraz daha egitim alabilseydi keşke, babasinin odasina gitti ve “ baba yahu şu Zangief’le ben kapissam, adami dövebilirim, gerçekten, ama azcik teknik ogret bana, yeni hareketler fln, böyle haduken gibi cafcaflı, artistlik olsun, millete hava fln atabileyim” dedi. Babasi sadece şöyle bir bakiş atti Kishiro’ya. “Lan sipa, Ryu amcan kayip sen millete artistlik yapip, kiz peşinde koş anca? Mihriban’ı ne çabuk unuttun, deve! Neyse ögretirim bişiler de bunu o aptal izbandutu yere sermen için yapicam” dedi Ken. Güzelim spor salonu da yandigi için artik antremani dişarida yapicaklardi. Ama bu teknikler çok gizli oldugu için kimsenin görmemesi bilmemesi gerekiyordu. Muhtarin evinin oldugu tepe bu iş için çok elverişliydi. Zaten muhtarin, ihtiyar heyeti ile haftalik bowling müsabakasi vardi o yüzden evinin civarlarinda olmicakti. Yavaştan yavaştan tepeye dogru giderlerken, Kishiro o en sinir edici hareketini babasina yapiyordu, yürürlerken babasinin burnunun dibinden gidiyor, heran soru sorucakmiş gibi yapiyordu. Ken sonunda dayanamadi indirdi tokadi Kishiro’ya ve “sor lan hadi ne sorucaksan, uyuz ettin sabahtan beri, ne istiyorsun hee neee!?!” diye çemkirdi. Kishiro da “yahu nasi bişi ögreticen dicektim, ne sinirli adamsin sen” diyebildi. Ken “ öef yahu, ismini söylesem sanki bilicek, hey allahim, Shoryuken lan! Bildin mi?” dedi çileden çikmiş bi şekilde. Kishiro’nun agzi yayvanlaşti böyle mayişik bi şekilde “höeaa neee Shoryuken miiiiii, ne güzelmiş teknigin ismi” dedi. Muhtarin evinin arkasindaki boş arsaya geldiler ve Ken hemen konuya girdi. Kishiro’nun bi defada anlamasi beklenemezdi zaten. 4.5 saat geçmişti. Ken saçini başini yoluyor, Kishiro’nun her “anlamadim” diyişinden sonra arsadaki taşlara tüm gücüyle tekmeler atiyor, ve taşlarin bir mermi hiziyla saga sola anlamsiz hareketler yapmasina sebep oluyordu. “Ryu ne sabirli adammiş yahu” diye geçirdi içinden. Hava kararmişti, zifiri karanligi, yildizlarin işi ve o güzelim dolunay bozuyordu. Birkaç saat daha geçmişti, Ken tüm ümidini yitirmişti ki, “SHORYUKEN” diye yeri gögü inleten bi ses işitti. Arkasini dönüp baktiginda Kishiro’nun alevler içerisinde gökyüzüne dogru yükselişini gördü ve ilk defa o anda ogluyla gurur duydu “oha lan afferim başardin” dedi ve oğlunun o kadar yüksekten aşagi dogru düşününü izledi. Yere çakilan Kishiro’yu kaldirdiktan sonra ona yere iniş konusunda da ögütler vermeyi sürdürdü. Çok geç olmuştu yarin sabah Zangief’le büyük kapişma vardi. Bunun için biraz uyumalari enerji toplamalari lazimdi...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)