19 Haziran 2009 Cuma

Edo'da bir İBİŞ (gün 23)

Güneş tepelerin ardindan kendini göstermeye başlamişti. Günün ilk işiklari, zaten tüm geceyi gözünü kirpmadan geçiren Kishiro’nun gözünü kamaştirmişti. Kishiro tüm gece boyunca ertesi günkü büyük kapişmayi düşünmüştü. Hayatinda bir dönüm noktasi olabilir miydi bu? Ya o iri adamin devasa yumruk darbeleriyle yerlerde sürünücekti ya da o embesilin agzina agzina vurup kendini kanitlicakti. Peki, Ryu nerelereydi? Zangief i yere serdikten sonra onu aramayi teklif edicekti babasina. Büyük ihtimalle onaylicakti bunu babasi. Tüm bu düşüncelerle cebelleşirken, gün agirmiş, sabah oluvermişti. Düelloya yaklaşik 3 saat vardi. Kishiro daha fazla yatakta durmak istemedi, biraz dolaşip, hava alip, kafasini dagiticakti. Ryu’nun ona verdigi ilk antreman programini hatirladi, “madem kargalar bokunu yemeden uyandim milletin sütünü dagitiyim bari” dedi ve Nabeshima Efendinin dükkanina dogru gitti, her zamanki gibi iki kasa süt alip, dagitima başladi. Artik eskisi kadar agir gelmiyordu kasalar ve bildigin yardira yardira koşturabiliyordu onlarla. Muhtarin evinin oldugu tepeye dogru geldiginde, muhtarin koşturarak kendisine dogru geldigini gördü. “açıl beav evlat, acelem vardır” diye bagirdi Muhtar 30 metre öteden. O sıska ve kısa bacaklariyla 30 metrelik bir mesafeyi yaklaşik bir dakkada koştugu için Kishiro durumu anlamak için yeterli sayida soru sorabilme imkani bulmuştu: “hayirdir muhtar efendi nereye böyle, ne bu acele?” “Tokugawa, dövüş turnuvasi düzenlermiş onu millete duyurmaya gidiyorumdur beav” diye cevapladi muhtar. Mesafe 20 metre kalmişti. Kishiro “höea turnuva mı, ne turnuvasi yahu nerden cikti bu şimdi” dedi. Muhtar soluk soluga kalmişti bile, hâlbuki evinden birkaç metre uzaga gitmişti, “vallahi ben de bilmiyorum beav, kazanana cok buyuk odul varmiş, duyduguma gore Tokugawa’nin dövüşcüsü, imparatorlugun en büyük dövüşcüsüymüş” dedi. Kishiro “tamam muhtar emmi tamam, sütü kapiya birakiyorum alirsin ordan” dedi ve kulaklarindan giren yeni bilgiler, beyne ulaştiginda çogalarak bir sürü düşünceye birakti yerini. Tokugawa’nin yeni dövüşcüsü kimdi? Bildigi kadariyla Zangief de Tokugawa’nin dövüşcüsüydü. Demek ki Zangiefden daha iyi bir dövüşcü edinmişti. Babasi böyle bi turnuvaya girmesine izin verir miydi peki. Eger Zangief’i devirirse böyle bir turnuvada şansini deneyebilirdi rahatlikla. Evet, evet bu turnuvaya katilmaliydi. Gittikce daha da hırslandi Kishiro, tepeyi koşar adim çikti, o kadar hizliydi ki rüzgariyla Muhtar Efendiyi yere yığdı ve akabinde gelen küfürleri duyamadi. Hemencecik eve ulaşmişti. Babasini kaldirdi ve ona turnuvayla ilgili bilgi verdi. Ken “ tamam evlat bu turnuvaya katilabilirsin, sana ögrettigim tekniklerle, bayaa bi kişiyi alaşagi edebilirsin, ama bu eglencenin hepsini sana birakmam haberin olsun, turnuvaya ben de katiliyorum.” Dedi. Kishiro hem şaşirmişti hem de biraz şok olmuştu, yaşli başli babasinin turnuvada ne işi vardi yahu, Zangief gibi bi adam gelicekti karşisina, agzini burnunu dövücekti o olcakti. Artik eskisi gibi olmadigini fark etmesi lazimdi babasinin. “baba sen bunun için biraz fazla yaşli degil misin? Birinin elinde kalicaksin o olcak bak uyarmadi deme” diye haddini aşan bi cümle söyledi Kishiro. Hemen gerekli tokat geldi bu söyleme. “dua et de karşima gelme, eşek sıpası seni, sümsük, kakh git bana kahvalti hazirla düelloya geç kalicaz zaten, dingil, lafa bak milletin elinde kalicakmişim, aglatirim lan ben onlarin alayini” diye de sinirlendi Ken. Kishiro yedigi zirnigin etkisiyle daha da sinirlenmişti, tüm hincini Zangief’ten cikarabilirdi. Öyle de yapicakti. Düello vakti geldi çatmişti. Ken ve Kishiro meydana dogru yürürlerken, her tarafa asilmiş olan turnuva afişlerini gördüler. Kayit için muhtara başvurunuz yaziyordu. Uzunca bir kuyruk meydanda birkaç “S” çiziyordu. Düelloya daha var diyip kuyrukta beklemeye karar verdiler. Önlerinde 15 kişi kalana kadar, 15. kişinin Zangief oldugunu fark edememişlerdi. Zangief gerekli yerleri doldurdu, imzasini attiktan sonra saga sola bakinirken Ken’i ve Kishiro’yu gördü, “ooo kimler burdaymiş, turnuvadaki temizlikçi kuyrugu bu degil beyler , o stand sonra acilcak” dedi ve o igrenç kahkahasini atti. Kishiro ona dogru hamle yaptiysada, Ken onu durdurdu “sakin ol evlat, sinirini düelloya sakla” dedi. Sonunda sira onlara gelmişti ve baba ogul turnuvaya katilmişlardi. Zangief köşede birkaç adamla konuşuyor, şakalaşip onlari itip kakiyordu. Güzelim insanlari da o gerzek kahkahasindan da mahrum birakmiyordu. Düello vakti geldiginde. “Ee nerde bu düdük Ryu. Tirsti dimi, gelmedi” diye adeta bas bas bögürdü meydanin içinde. Ken, Kishiro’nun omuzlarindan tuttu ve cesaret verici konuşmasina başladi: “agzini burnunu döv lan işte, ne diyim sana başka, o kadar taktik ögrettik, o kadar teknik gösterdik, adamsan ögrettiklerimizi uygularsin herifin üstünde. Git simdi, o öküzü yere yigmadan da gelme” Gazı alan Kishiro, kendisinden 3 kat daha büyük olan Zangief’in üstüne yürümeye başadi. “Bana bak, Ryu’nun arkasindan konuşup durma, seninle bitemiş bir hesabimiz vardi, şimdi onu halletmenin tam sirasi. Hazirla kendini sana meydan okuyorum” dedi Kishiro kendinden emin gibi gözükerek. En azindan öyle gözüküyordu. İçindeki öfke ve sinir ona cesaret veriyordu ama gözlerinden beynine giden veriler, beyindeki bazi bölgeleri uyarip, tirsmasina sebep oluyordu. Adam bildigin iriydi yahu. Ama tamamdi. Korkmicakti. O kadar teknik ögrenmişti, hele şu son ögrendigi teknik yok muydu, “bu kadar kalabaligin içinde onu yapip şu öküzü yere serersem ne sükse yaparim. Heyt be yapicam lan süper valla ehehe” diye düşündü kendi kendine ve gülümsedi hemen. Kishiro ne kadar yavşaksa, Zangief de bi o kadar ciddiydi. “Meydan okumani kabul ediyorum” dedi. O beklenen düeollo sonunda gelip çatmişti…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder