2 Nisan 2009 Perşembe
Edo'da bir İBİŞ (gün 13)
Ertesi sabah bi zinde kalkti Kishiro, ev ahalisi daha uyanmamişti, ayakkabilarini giydi, montunu aldi ve dolaptaki beyaz peynirden biraz tirtiklayip evden disari cikti. Nabeshima Efendinin dükkanina gidip kasalari aldi ve dogru muhtar efendinin evinin yolunu tuttu. Aklinda hep babasi Ken ve Mihriban vardi. Aralarini nasi duzelticekti. Bişiler yapmaliydi, maske takip babasini dövüp, Mihriban’a pansuman mi yaptirsaydi, ama annesi vardi Mihriban’dan önce o yapardi pansumani. Hem babasini hem annesini dövse? Yok yahu o da olmazdi ki. Anne ve babaya el mi kalkardi. Ayipti bi kere. Yazikti, günahti hem. Başka birşeyler bulmaliydi. Bu düşünceler sayesinde yol cabucak bitmişti, muhtarin evi görünmüştü. Hizli adimlarla yaklaşti eve kasalari yere indirdi, bir süt şişesi kapıp, yaylana yaylana kapiya dogru ilerledi. Tam çalicakti ki, kapinin kilidinin kirik oldugunu gördü, işkillenmişti. Bi terslik vardi, muhtarin kişin yakmak üzere kesip, itinayla dizmiş oldugu odun yiginindan bir gürgen kapti hemen. Bir elinde süt şişesi diger elinde gürgen yavaşça girdi içeri, heryer heryerdeydi. Belli ki hirsiz girmişti, ve eşyalarin konumundan ve bazi bazi kan izlerinden içeride bir bogusmacanin yaşandigini anladi, içerideki odalara bakarkene gürgen sopasi hali hazirda yukarida bekletti. İçeride kimse yoktu, derin bi nefes aldi. Herşey iyi güzeldi de muhtar nereye kaybolmuştu. Biraz sagi sola araştiran Kishiro, tavana kırmızı renkte bir yazi yazildigini gordu. Kan olabilir miydi bu? Belkide muhtarin kaniydi. Hangi hasta ruhlu insan bunu yapabilirdi ki, ayrica tavana nasi bunu yazabilirdi ki kan ile, akli almiyordu Kishiro’nun. Başini uygun pozisyona getirip okumaya başladiginda tam anlamiyla dehşete düşmüştü. Gözlerine inanamadi, nefesi hizlandi, kalbi yerinden firlicak gibiydi, birden soguk bir rüzgar esti, ürpermişti, tüyleri diken diken oldu. Tavanda “Bunu yazan Tyson, okuyana kaysın” yaziyordu. “Terbiyesizler, hem adam tartakliyorsunuz, hem de dalga geçiyorsunuz, insan onu bulabilecegim bi ipucu bi not yazar, şuna bak, dünya cok bozuldu azizim, şu hale bak” diye söylendi kendi kendine. Ardindan yerde duran yigina bakti, gülüşmeler duyuyordu sanki, gazete kagitlarinin altinda biri vardi sanki evet evet gazeteler kipirdiyordu, gürgen sopasini hazir etti, cesaretini toplayip gazete kagidini kaldirdiginda yerde yatanin muhtar oldugunu fark etti. Agzi burnu kan icerisindeydi ama yine de kıs kıs gülüyordu, sopasini hala indirmeyen Kishiro, muhtarin suratina boş boş bakmayi biraktiktan sonra “ne gülüyorsun be adam?” diye sordu. Muhtar da “snıff , yazıyı okudıgındaki surat ifadeni güermen lazımdı beaav” dedi. “ruh hastasi bu herif, bildigin tuhaf yahu” diye içinden geçirerek kaldirdi adamcagizi. “geç hadi otur şöyle de anlat bakalim neler oldu burda” diye sordu Kishiro. “4 kişi gieldiler beavv, 2 kişi olsalar alicaktim ayacigimin altina da nieysea. Tokugawa’nın adamlarıymış bu köftehorlar, bienden haraç isterler, bien yannız bie adamım, param yoktur pulum yoktur, bien nasie virem o kadar para? dediem. Miadem viremiyon al sana al sana diye dövdüler hier yanimi bre adie adamlar. Hier yanim mosmor oldu beav, şu halime bier buak.” dedi muhtar. Hakkaten de cok kötü gözüküyordu, hirpalandigi belliydi. Kishiro birden tüm bu yaşadiklarina sebep olan insani, ona duydugu öfkeyi hatirladi. Tüm bu antremanlar fln o Tokugawa denilen adamin agzini burnunu dövmek için degil miydi? Birden boynundaki ve alnindaki damarlar şişti, kızgınlıgını öfkesini gizleyemiyordu artik. Tam o sirada evin kapisi aralandi, tek bir adamin vücudu kapidan giren tüm işigi kesmeye yetmişti. Kishiro kapiya sirti dönük oldugu için fark edememişti ama muhtarin gözleri birden büyüdü, korkudan titremeye başlamişti.Çünkü, çünkü kapidaki adam Zangiefti....
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder