28 Nisan 2009 Salı

Edo'da bir İBİŞ (gün 19)

Ken gözlerini kapatip başini yukari kaldirdi ve göz yaşlarini tutamadi. Sevinçten agliyordu. Çünkü Ryu yaşiyordu. Yani En azindan kirişin altinda ölmemişti. Sevinçle, salondan daha dogrusu salondan geriye kalandan disari cikti. Evine dogru yavas adimlarla ilerledi. Bu zaman zarfi boyunca hep Ryu’yu düşündü, “acaba neredeydi, durumu nasildi, nasil çikmişti o aptal agirligin altindan, birisi mi yardim etmişti, eger öyleyse kimdi bu?” yavaş yavaş ev göründü. Kapiyi açti ve içeri girip Kishiro’yu kontrol ettikten sonra biraz kestirmek için yatagina dogru yürüdü. Bu sirada Ryu gözlerini açti. Nerede oldugunu bilmiyordu. Etrafina bakinmak istedi, fakat boynunu hareket ettiremiyordu. Boynunun o pozisyonda izin verdigi kadar etrafina bakinip tanidik bi obje aradi ama herşey o kadar yabanciydi ki ona. Dudaklarindaki kuruluk aci vermeye başladiginda istemsiz bi şekilde “suuuuu” diye inledi. Bu inleme sanki o anki tüm enerjisini almiş olucak ki gözlerini daha fazla açik tutamadi. Gözleri yavaşça kapanirken dudaklarina gelen su damlalari ona biraz daha dayanma gücü verdi. Gözlerini tekrar açti, bu sefer etraf bulanikti, karşisinda bi silüet gördü. İri bi adamdi sanki bu. “Yoksa yoksa Zangief miydi lan bu?” diye düşündü Ryu. Görüntü biraz daha netleşti, karşisindaki Zangief degildi. Gayet şık giyinimli bir adamdi. Adam Ryu’nun karşisindaki sandalyeye oturdu, bir beyefendi edasiyla bacak bacak üstüne atti ve söze başladi: “Ryu, senin hakkında çok şey duydum. Ben Tokugawa Shogunate. Seni biraz misafirimiz yapicaz.” Bu cümleyi duyduktan sonra koluna bir sıvının enjekte edildigini görebildi. Çok geçmeden görüntülerin hepsi kaymaya ve bulaniklaşmaya başladi. Gözleri kapandi. Derin bir uykuya daldi.
O sirada Ken “Ryuuuuu” diye bagirarak kan ter içerisinde uykusundan uyandi. Birkaç saat önce yaşadigi olayi rüyasinda biraz daha abartili bir biçimde görmüştü; kafasi, gözü patliyordu bildigin. “Yok canim, Ryu öyle şey yapmaz” diyip yatagindan kalkti ve Kishiro’ya bakmaya gitti. Her zamanki uyuma pozisyonunda uyuyordu Kishiro; sirt üstü yatar vaziyette, agzi sonuna kadar acik, kollar ve bacaklar da acik, burnunda büyüyüp kücülen bir baloncuk. Bunu görünce “tamam Kishiro iyileşmiş” diye düşündü, gülümsedi ve bir bardak su içmek için mutfaga gitti. Yine düşünceler etrafini sarmişti, “acaba Ryu iyi miydi?” daha sonra “onca zorluktan cikti bundan da kurtulmuştur yahu bu nedir ki” diye düşündü. Uyuyabilirim belki umuduyla yatagina geri döndü. Sabah olup Ryu’nun horozu bahçede avazi ciktigi kadar ötünce tüm ev ahalisi uyaniverdi birden. Kishiro hemen kalkip banyo sirasinda en önlerde yer kapma telaşiyla koridora cikip, her sabah bu sira için kavga ettigi Ryu’yu göremeyince şaşirdi biraz ama sonra ehehe miskin hala uyuyor heralde diyip atladi banyoya. Keyfini Ryu’nun kapiya attigi tekme ve yumruklarin bozucagini tahmin ediyordu. Ama böyle bir şey olmadi. Kishiro işkillendi dogrusu. Yavaş yavaş ve parmak ucunda Ryu’nun odasina gitti, onu uyandirmak da istemiyordu, uyaninca cok huzursuz ve saldirgan olabiliyordu Ryu, onun güdümlü terliklerine maruz kalmak istemiyordu Kishiro. Yavaşça kafasini uzatti odaya, Ryu orda yoktu. Şaştı kaldi. Babasinin odasina gitti. Telaşla Ryu nerde diye sordu. Babasi olanlari birbir anlatti. Kishiro adeta kahrolmuştu. Suçluluk duygusu almiş başini gitmiş, vicdani bogazini sıkıyordu sanki. Bir yumru kalmişti, yutkunamiyordu bile. “ben öyle aptallik yapmasaydim beni taşimak zorunda kalmicakti ve o aptal kirişin altinda da kalmicakti.” diye kendi kendine kizdi. Babasi teselli etmeye çaliştiysa da pek başarili olamamişti. Nabeshima Efendinin dükkanina dogru yola cikti Kishiro, biraz beyaz peynir, zeytin, fistikli salam gazete fln alicakti. Dükkanin oldugu sokagin başina geldiginde, dükkanin orda bi kalabalik gördü. Bagirişmalar itişmeler küfürleşmeler taa sokagin başina kadar geliyordu. Kishiro, mahallenin yagiz delikanlisi olaraktan hemen kalabaliga dogru koştu. “Noluyor yahu burda” dicekti ki, bi adamin Nabeshima Efendi’yi bogazindan yukari dogru kaldirip silkeledigini gördü. Adam şöyle bagiriyordu: “nerde evleri söyleee, nerde oturuyorlar söyleeee, bildigini biliyorum nerdeeeeeee” Nabeshima Efendi kendinden geçmişti adeta, Kishiro daha fazla dayanamadi “lan ayip degil mi yaşli başli adami tartakliyorsun, sığır!” sonra kalabalik dönüp Kishiroya bakti, tabi Nabeshima Efendi’yi tartaklayan adam da; “kim ulan o dümbük” diyerekten tabi. Kalabalik birden açildi ve bir uçta Kishiro diger uçta iri yari bir adam duruyordu. Kishiro’nun gözüne gelen güneş adamın kim oldugunu tanimasinda zorluk çekmesine sebep oluyordu. Gözlerini kıstı işe yaramadi, eliyle siper edip şöyle bir bakinca, dizlerinin bagi çözülmüştü.adamin boyutlarini görünce Nabeshima Efendiyi rahatlikla havaya kaldirip tartaklamasina şaşmamak gerekirdi aslinda. Çünkü Kishiro’nun karşisinda Zangief, tüm haşmetiyle duruyordu...

26 Nisan 2009 Pazar

Edo'da bir İBİŞ (gün 18)

Her başarılı “Haduken” duvarda yuvarlak bir is olarak geri dönüyordu. Tüm salonun duvarlari is olmuştu, bazi ahşap döşemelerden dumanlar çıkıyordu. Kishiro “Haduken” atarak kendinden geçerken, ne kadar enerji harcadiginin farkinda bile degildi. Gittikce basi dönmeye, kendini halsiz hissetmeye başlamişti. Duraksadi yüzündeki o neşe birden yok oluvermişti. Rengi soldu, başını tuttu ve sendeledi. Bunu fark eden Ryu bi koşu Kishiro’nun yanina gitti ve Kishiro tam yere yığılırken onu havada yakaladı. Tam o sirada Ryu’nun burnuna yanık kokusu geldi. Bi yerler yaniyordu. Dişaridan sesler de gelmeye başlamişti : “yangıın var, salon yanıyooor, su getirin cabuuuk.” Ryu Kishiro’yu kucakladi, Ken de önden gidip yolun acik olup olmadigini kontrol etti. Ateş koridora çoktan sıçramıştı. Çatıdan düşen ahşap kiriş parçaları koridoru tıkamıştı. Ken bi yolunu bulup dışarıya çıktı, Ken’i izleyen Ryu da agir ama emin adimlarla ilerliyordu. Birden büyük bir gürültüyle agir bir tahta parçası tam üstlerine dogru düştü, Ryu’nun sezileri cok güçlü oldugundan Kishiro’yu kucagindan güvenli bi tarafa dogru firlatti ve koca kirişin altinda kendi kaldi. Ken olan biteni görmüştü ve hemen yanan binaya geri girdi. Ryu’nun bilinci açikti, “Kishiro’yu... Kishiro’yu burdan... cikar... hemen... bina cökmek üzere... cabuk ol...” Ken can dostunu orada birakmak istemiyordu ama baygin durumda duran da kendi ogluydu. Oglunu kaptigi gibi dişari, güvenli bi yere götürdü, daha sonra binaya girmek için geri döndügünde, bina büyük bir gürültü ile çöktü. Ken öylece kalakaldi, gözünden bir damla yaş süzüldü, boynundaki alnindaki ne kadar damari varsa hepsi birden şişti ve gecenin sessizligini büyük bir haykiriş bozdu: “Ryuuuuuuuuu!!!!” Can dostu Ryu o aptal binanin altinda kalakalmişti. O sirada kalabaligin içerisinden bagirişmalar tartişmalar küfürleşmeler gelmekteydi. İdris Efendi bi hışımla çikti kalabaligin içinden ve Ken’e dogru sinirli sinirli yaklaşti. “Haçen, ahali içeride ateşle oynadığınızi söyleyi, spor salonunda ateşin ne işi vardur, sen bana spor yapıcaz demedin mi ha uşak? Ben saa inandım, senin şu yaptığına bak. Yaktınız, yıktınız salonumu be pokyiyenin oğli. Geberteceğum hepinizi.” Dedikten sonra Ken’in üstüne yürüdü. Ken can dostunu kaybetmenin verdigi sinir ve üzüntüyle tek bir hareketle İdris Efendi’yi yere serdi. Mahalleli, “sen naptigini saniyorsun.” diyerek Ken’in üzerine yürüdü. “eeh sizle mi ugrasicam lan ben” diyerekten Kishiro’yu kaptigi gibi eve dogru kaçmaya başladi. Birkaç adim gittikten sonra arkasina son bir kez bakti. Baktigi şey yanan bir binanin enkazi degildi; baktigi şey... baktığı şey... bunun cevabini kendi içinde bile veremiyordu. Dudaklarini issirdi ve koşmaya devam etti. Eve vardiklarinda Kishiro’yu hemen yatagina yatirdi. Surati dumandan simsiyah olmuştu. Nefesini kontrol etti birkez daha. İslak bezle yüzünü temizledikten sonra odanin işigini söndürüp odadan ayrildi. Tekrar salonun yolunu tuttu, arkadasini aramaliydi, eger öldüyse ki bunu aklina bile getirmek istemiyordu onu bulup ona yakışır bir cenaze düzenlemeliydi. Salona gittiginde yangin söndürülmüştü ve kalabalik da dagilmişti, tektük birkaç kişi vardi. Ken onlarin yanina gitti, onlari selamlayip neler oldugunu sordu. Adamlardan bi tanesi “valla içeride birileri ateş mi ne yakmiş sonra koridora ve çatiya sıçramiş ateş durduramamişlar gitti güzelim spor salonu” dedi. Ken kendini zor tutuyordu, bunu diyen adamin agzina bi tane yapiştirip dişlerini eline dökmek istiyordu ama yine de soguk kanli davranmayi bildi. “içeride birileri kaldi mi? Yaralanan birileri var mi?” diye sordu ve yaniti beklerken göz bebekleri büyümüş, adamlardan cikicak herhangi bir kelimeyi havada kapicakmiş gibi hazirda bekliyordu. Adamlar birbirlerine bakti ve bi tanesi “valla içeriye şöyle bi baktilar kimseyi bulamamişlar, zaten içeride biri kaldiysa kömür olmuştur bulamamişlardir.” dedi. Ken, adamin lafi biter bitmez firlayip enkazin arasina daldi. Ryu’yu biraktigi yere gitti, koca kirişi hala orda duruyordu ve hala sicakti. kaldirmayi calisti. Elleri yandi, ama kararliydi o aptal kirişi kaldiricakti. Ne kadar aci verse de bu yapicakti yapmaliydi. Tüm gücünü kullandi kirişi hareket ettirebilmişti, belki Ryu altindadir ve hala hayattadir ümidiyle kirişi iyice kaldirip öyle firlatti. Kirişi birakir birakmaz ellerine bakti. Elleri o kadar cok yanmişti ki derisi soyulmuştu resmen. Ellerindeki aciyi unutup hemen kirişi kaldirdigi, Ryu’yu biraktigi noktaya bakti ve agzi acik kaldi ve gözleri doldu. Çünkü Ryu orada degildi...

22 Nisan 2009 Çarşamba

Edo'da bir İBİŞ (gün 17)

Kishiro’nun gözleri büyüdü alev topunu görünce, kaçmaya yeltendi ama o kadar hizli geliyordu ki birden tüm görüşünü kapladi ve suratinda bi sicaklik hissetti, bildigin yemişti agzinin ortasina “haduken” i. Sessizligi Ken’in kahkahasi bozmuştu. Ken’i bu kadar güldüren şey ise “Haduken” i yiyen Kishiro’nun yüzünün her tarafinin is olmasi ve saçlarindan duman tütmesiydi. Ken’in bu kadar neşelenmesine biraz bozulmuştu ve sinirlenmişti acikcasi Kishiro. Sonuçta daha hiç bir şey bilmiyordu. Sadece Ryu’yu izlemişti “haduken” atarken. Bakişlari ciddileşti. Derin bir nefes aldi. Dizlerini biraz büküp bacaklarini iyice açti. Ellerini bileklerinden birleştirdi, konsantre oldu, gözlerini kapatip enerjisini toplayip “haduken” diye bagirdi. Hiç bir şey olmamişti tabi ki. Ken sadece olup biteni izliyordu sessizce ama içten içe de kıkır kıkır gülüyordu. Bir kere daha denedi Kishiro, sonra bir kere daha. “Haduken... Hadukkeeeeeen... Haaaaaaduuuuuuuuuuukeeeeeen” her seferinde hüsranla sonuçlandi. Hiç bir şey oldugu yoktu. Sonra derin bir nefes aldi. Tüm enerjisini buna harcicakti. Dizlerini iyice büktü neredeyse yere kadar egildi. Ellerini titretmeye başladi. Kendini sıkıyordu. Sonra bişilerin oldugunu fark etti. İyice titredi, kendini iyice sıktı, sanki oluyordu evet evet birşeyler oluyordu hakkaten. “hiiiiaaaaa” diye bi nağra atti. “evet şimdi görüceksin Ryu efendi” diye düşündü. Artik titremenin son safasindaydi, dişlerini öyle bi sıkıyordu ki neredeyse azı dişlerini çatlatıcakti. Kishiro “veeee işte geliyoooor.” diye bagirdiktan sonra salon tek bi ses ile inledi: “Pıııırrrttt” Ken ve Ryu birbirine baktilar ve ayni anda koptular, gülmekten yerlere yatiyorlardi adeta. İkisi de karinlarini tutuyor, parmaklariyla Kishiro’yu gösterip bir kez daha kopuyorlardi. Kishiro yerin dibine girmişti, pırt neydi ya pırt neydi, rezil olmuştu hem babasi Ken’e hem de ustasi Ryu’ya. O kadar ıkınırsa olacagi buydu. Gülüşmeler bi 10 dakika kadar sürdü. Gözlerindeki yaşlari silen Ken, Kishiro’yu yanina çagirdi. Ara ara yine kendini tutamayip gülüyordu, Kishiro iyice sinir oluyordu da babasina bişi diyemiyordu yoksa yicekti agzina aparkati. Ken, Kishiro’nun kulagina egildi ve bişiler söyledi. Kishiro çok dikkatlice dinliyordu babasini. Ken konuşmasini bitirdikten sonra Kishiro’nun sirtini sivazladi “hadi görüyim seni” dedi. Kishiro yine geçti Ryu’nun karşisina, Ryu yine selamladi ve “bu sefer kokutma ama tamam mi” dedi ve gürültülü bi kahkaha atti. Kishiro hiç bi tepki vermedi. Sadece Ken’in söyledigi şeyleri düşündü, gözlerini kapatti ve söylenenleri harfi harfine yapmaya çalişti. “Haduken” diye bagirdiktan sonra gözünü açtiginda avcunun içinden bir alev topunun çikip Ryu’ya dogru gittigini görünce gözlerine inanamadi. Boyutu biraz kücüktü, yaklaşik leblebi büyüklügündeydi ama bu Ryu ve Ken’i etkilemeyi başarmişti. Ryu bir adim saga giderek kacti bu “Hadukencikten” Kishiro’nun kendine güveni gelmişti ilk denemesinde utanc verici anlar yaşamişti ama babasinin bazi duzeltmeleri sayesinde 2. denemesinde az da olsa basarili olabilmişti. Biraz antremanla battal boy bi alev topu yapabilirdi sanki hani hani. Ryu Kishiro’nun yanina geldi Ken’i de eliyle işaret ederek yanina çagirdi İdris Efendi’den karatahta ve tebeşir istemesini söyledi.İdris Efendi hemen bi karatahta ile kapidan girdi. Ryu tebeşiri eline aldi ve bu teknigin tüm ayrintilarini bir bir tahtaya yazdi. Bi yandan Ryu yaziyordu bi yandan bu teknigi Ken gösteriyordu. Anlatim hızı Kishiro’nun anlama kapasitesine göreydi. Oldukça yavaşti yani. İdris Efendi kapidan göründü, “uşaklar epey geç oldi yavaştan diyorum çıksak mi?” dedi Ken hemen babacan bi tavirla “merak etme İdris Efendi biz kapariz salonu dert degil biraz daha işimiz var” diye savuşturdu adamcagizi. Gece olmuştu artik. Kishiro olayi tam olarak kavradiginda saat gecenin 2 siydi. Ken ve Ryu bezginlik belirtileri gösterirken, Kishiro, ögrendigi bu yeni teknigi deniyordu. İlk 2 denemesinde yine hatalar yapti ve leblebi tanesinde alev toplari yapmayi yine başardi. Sonra Ryu’nun firlattigi takunya kafasina gelince sinirlenip teknigi harfiyen uyguladi. Birden ellerinin içinden futbol topu büyüklügünde bir alev topu çikmişti. Ryu ve Ken “oha başardi” diyip ayaga kalkmişlardi, Kishiro ise bunu yapabildigine inanamiyordu. Bildigin “Haduken”i ögrenmişti yahu. Tam o sirada, gecenin karanligini bozan salonun penceresinden sızan isiklar, birkaç kişinin dikkatini çekmişti. Çalilarin içinden bir çift göz salonun penceresine bakiyordu...

12 Nisan 2009 Pazar

Edo'da bir İBİŞ (gün 16)

Kishiro bi koşu odasina gidip, liseden beri kapagini açmadigi 3 ortali haritamethod defterini ve ucunu bicakla actigi dandik huber daster markali kursun kalemini alip heyecanla Ryu ve Ken’in karşisina dikildi. Agizlarindan cikicak olan her kelimeyi not almayi dusunuyordu Kishiro ve nitekim de öyle yapti. “Hadi o zaman mahallenin spor salonuna gidiyoruz” diyip önden cikti Ryu, onu Ken izledi, Kishiro da en son deftere “Hadi o zamaaan mahalle...” diye birseyler yazarken, Ryu’nun bahceden attigi tasin şakaklarina gelmesiyle ile irkilip, kalemi defteri ayakkabiliga birakip evden cikti. Heyecani yüzünden okunuyordu zaten. Sürekli yaylanarak yürüyüp, Ryu’nun dibinden dibinden gidiyordu, bisiler dicek gibi oldu sonra Ryu sol elini kaldirip tokat aticak gibi yapinca hemen bir adim arkaya sekti, hani hakkaten Ryu tokat atmaya kalksa eger special bi hareket gelmicekse sonrasinda o tokati cok kolay savusturabilirdi. Adrenalinin vucudda dolasmasi guzel birseydi aslinda, zindelik verirdi fln. Spor salonuna geldiklerinde, İdris Efendi karşilamişti onlari. Eski bir pehlivandi İdris Efendi. İnanmasi güçtü çünkü o da bir Türktü. Karadenizin yeşil yaylalarindan cikip gelmişti. Yaninda findik ve çay da getirmişti, spor merkezinin hemen arkasindaki bahçeye tohumlari dikmiş, hatta ilk senesinde ürün bile almişti. “Haçen çay içmenun da bi adabu vardur” diyip durmuştu herkese, daha sonralari çay seronomisine verilen önemin artmasinda İdris Efendi’nin büyük rol oynadigi söylenilir. İdris Efendi, Ryu ve Ken i taniyordu zaten, Kishiro’ya dönüp tip tip bakti. “uşağum, sen kiümlerdensun söyle bağa bagâyım?” Ken hiç sesini cikarmadi Kishiro’nun ne diyecegini cok merak ediyordu. Kishiro, İdris Efendi’nin şivesine takilip kalmişti. Edo kabus gibi gelmeye başlamişti, trakyali bir muhtar, laz bir spor salonu işletmecisi. “Noluyor yahu burda her yerde Türkler var” diye düşünürken, cevap bekleyen İdris Efendi elindeki tespihi hizli hizli döndürüyordu. Hipnoz etkisi de yaratiyordu hani hani. “aloooooooooooooo kime diyrum? Bu uşağun aklı gidik, yaramaz uşak bu, Ken doğru söyle, senin midur ha bu uşak, eğer öyle değulse vuracağım ona, yatıracağum aşağa” dedi İdris Efendi, daha fazla dayanamayan Kishiro basti kahkahayi ve akabinde yedi ensesine tokadi Ryu’dan. Ken de araya girip İdris Efendi’yi sakinleştirmeye çalişti: “ bu benim oglan ya, akli 5 karis havadadir; sen onun kusuruna bakma, salon boşsa biz iceri girelim calismamiz lazim.” İdris Efendi, Kishiro’ya sinirli sinirli bakip içeri girmelirine izin verdi. Kishiro hala biyik altindan gülüyordu. Salona girdiklerinde Kishiro’yu duvar dibine oturtup dikkatli izlemesini tembihlediler. Salonun perdelerini tamamiyla kapatip, disaridan izlenme ihtimalini sifiri indirdiler. Antremana basladiklarinda Kishiro’nun gözleri fal taşi gibi acildi, çenesi neredeyse yere degicek kadar acilmişti ve dili de dişari dogru sarkıyordu. Çünkü o zamana kadar bulunmuş hiçbir fizik kanununa uymuyordu yaptiklari hareketler. Daha önce “Shoryuken” i fln görmüştü ama “haduken”i ya da “tatsumaki senpuu kyaku”yu ki halk arasinda “depdep duken” diye de bilinirdi bu hareket. “Siz insan misiniz ya” diye düşündü önce ve şaşirdi baya bi, sonra “ee şimdi bunlar bana da ögretir bu hareketleri fln, ohh ne guzel tüm mahalleliyi tartaklarim vallahi, o zangief denen yarmayi da doverim bu hareketlerle.” diye de ilave etti. Tüm bunlari düşünürken hareketlerin püf noktalarini kaçiriyor, şebek şebek tavana bakip gülümsüyordu. Hayal kurdugu apacik belliydi, kendilerini izlemeyip hayal kurdugu fark eden Ryu, ayagindaki sandaleti cikartip Kishiro’ya dogru firlatti. Odada bi kavis cizen sandalet Kishiro’nun yanaginda patladi. Sol yanaginda sandalet izi çikan Kishiro “yine naptim yahu” diyen gözlerle Ryu’ya bakti. “sandaletimi bana getir ve karşima geç” talimatini verdi Ryu. Ses tonu gayet sertti. “oha ya şimdi yicez dayagi, bu herif de hiç bişi kaçirmiyor ne oldu ki 2 dk daldik gittik olamaz mi” diye düşünüp üfleye püfleye Ryu’nun karşisina geçti. Ryu Kishiro’ya selam verdikten sonra, birden salon inledi: “Hadukkeennnn” Kishiro’ya dogru koskocaman bir alev topu geliyordu...

7 Nisan 2009 Salı

Edo'da bir İBİŞ (gün 15)

Ryu “mahalledeki cocuklarla biraz iteleştik” tarzinda bir cevap bekledigi için “Zangief” ismi, farkinda olmadan karin boşluguna atilan yumruk gibi gafil avlamisti Ryu’yu. “Zangief“ diye tekrar etti kendi kendine. Bakişlari donuklaşmişti, alni kiriş kiriş oldu, düşünceli bir hal aldi yüzü. Hiç bişi demeden içeri gitti. Ken, Mihriban ve Kishiro da bişey diyemedi acikcasi. 2-3 saniye bakiştiktan sonra Mihriban izin istedi ve evine dogru yola koyuldu. Ken Kishiro’nun yaralariyla ilgilenmeye başladi, “omzun biraz ezilmiş cok sorun yok, bandajla hallederiz” diyip bandaj sardi omzuna Kishiro’nun. “ee evlat anlat bakalim bugunkü olaylari etraflica” diye de babacan bi tavirla konuya girdi. Bahçede duran banka oturup baba ogul laflamaya başladi. “sabah erkenden antremana cikmiştim, işte sütleri aldim, muhtarin evine gittim, kapi acikti noluyor fln diye daldim iceri, ev darmadagin olmuş, muhtari buldum yiginlarin arasinda kaldiricaktim fln, Zangief denen at agizli tavşan kulakli adam cikageldi. Nasi iri anlatamam, beni tartaklamaya calişti işte, yumruklarindan kaçtim fln, sonra yoruldu ben başladim ona vurmaya, abi nolur vurma diyor, nasi yalvariyor koskoca adam, bide muhtarin önünde, yapma abi dövme beni diye ayaklarima kapandi, işte colugum cocugum var kimsenin yüzüne bakamam dövme beni bagişla fln...” diye sıkmaya başlamişken Kishiro, Zangiefi taniyan ve hiç de böyle şeyler yapmicagini bilen Ken eliyle Kishiro’nun ensesine yapiştirdi tokadi “dogru düzgün anlat len zibidi, Zangiefi taniyorum ben” şamari yiyince kendine gelen Kishiro hikayeye dogru düzgün devam etmeye başladi “ ya tamam üff, Zangief geldi böyle artistlik yapti fln, sonra bunu Ryu’ya ilet diye okkali bi yumruk salladi, kaçtim yumrugundan, gelse ölürdüm heralde, sonra sinirlendi bi tane daha salladi yumruk, ondan da kaçtim, sonra masayla vurdu bana düdük, ondan kaçamadim ama bildigin battal boy masaydi, neyse bu bişi degilde giderken şey dedi 3 gün sonra meydanda beklicekmiş Ryu’yu, onun agzini burnunu dövücem fln diye de tehditler savurdu. Napsak ya daha söyleyemedim Ryu’ya”. Ken “hmm” diyerek düşünceli bi hale büründü. “ben söylerim evlat sen düşünme bunlari şimdi, Mihriban da iyi kiza benziyor, geçen gün söylediklerimi cok takma” dedi Ken, son cümleyi duyan Kishiro sevincinden havalara sıçradı, bandaji fln ne varsa firlatip, mahallede bi tur atmaya çikti. 100 metre civari gitmişti ki, asık bi suratla, kolunu tutarak “off kolum” diye geri döndü. “Geç içeri geç ibiş” diyip tekrar bandaji sardi Kishiro’nun omzuna, Ken de Ryu’ya bakmak için içeri geçti, odaya kapatmişti kendisini Ryu, içeriden hiç ses gelmiyordu, telaşlanmişti Ken, “lan yoksa bişi mi yapti bu deli kendine” endişesiyle kapiyi açmaya çalişti, oda kitliydi. İyice telaşlandi fln tam omuz atip kiricakti ki Ryu asık bi suratla kapiyi açti. Ken odaya girmek için izin istedi, izni alinca da girdi odaya ve kapiyi kapattilar. Kishiro çok merak ediyordu dogrusu içeride ne konuşuyorlar diye. Aslinda ne konuştuklarini biliyordu da Ryu’nun vericegi tepkileri merak ediyordu daha cok. Kabul edicek miydi Zangief’in düello teklifini, yoksa ne hali varsa görsün yeter ki bana bulaşmasin diyip gitmicek miydi. Peki o zaman şerefi, onuru ne olucakti? Tüm sayginligini yitiricek miydi? “Bide bana azcik teknik gösterselerdi ne guzel olurdu, süt taşiyip duruyorum ne olcak anlamadim ki, ne zaman agzina yüzüne vurucam rakibin? Tamam şimdi felsefe fln ruhi acidan gelişiyoruz da, yetmiyor yahu, bugun yedik masayi kafamiza işte, biraz teknik bişiler biliyor olsaydim, belki de masadan kaçip agzina vurucaktim Zangief’in. Ah biraz teknik ögretselerdi, ahh. “ diye hayiflanirken Ryu ve Ken çikti odadan. Ryu Kishiro’ya bakti. “bizimle gel antremanimizi izliceksin, detaylica anlaticam hareketleri, 2-3 teknik kaparsin belki, şuan için yapmana gerek yok zaten mantigini anlaticam, beyninde halletmeye bak” dedi. Bugun herşey mi iyi giderdi yahu, Kishiro’nun gözleri büyüdü, başini yukari dogru kaldirdi ve “Allah’ım sana geliyorum” dedi...

4 Nisan 2009 Cumartesi

Edo'da bir İBİŞ (gün 14)

Muhtar “bu Za... Zann.. Zaangi.. Zangief beaav” diyebildi ancak. “hmm Zangief mi?, bu ismi bi yerden hatirliyorum, ajan Rüstem Efendiyi fişekliyen adam degil miydi bu, Ryu gidip agzini burnunu kirmisti hatta bunun, sonra intikam yeminleri fln etmisti, Ryu dövdüyse ben de döverim ne var ki” diyip arkasini döndü Kishiro. O heybetli vucudu, bir atı bile ortadan ikiye ayriabilecek gücteki büklüm büklüm kasli kollari, bir kutuk genisligine sahip saglam bacaklari gorunce Kishiro, kucuk dilini yuttu. Zangief iceri girmek icin hareketlendiginde, Kishiro titremeye basladi belkide Zangief’in ayaklarini yere vurdugunda olusan sarsintiydi buna sebebiyet veren. Zangief, Kishiro’nun karisina gecip pişmiş kelle gibi sırıtıp yumrugunu diger eliyle sıkıp parmaklarini kitirdattiginda, Kishiro bayilcak gibi oldu, tüm vucudu titriyordu. Bu adam tam bir aygirdi. İnsan azmaniydi. Ryu bunu nasil dövmüştü ki? Dövdügüne göre Ryu hakkaten cok iyi bir dovuscu olmaliydi, ona olan saygisi 614512345145234 kat artmisti. Zangief yumrugunu kaldirdi “Bunu Ryu’ya ilet!” dedi ve “NiHAHA” diye o igrenc gülmesini de eklemeyi unutmadi. Koskocaman bir yumruk kendisine dogru gelirken Kishiro hala Ryu’nun ne kadar buyuk bi ustat oldugunu dusunuyordu, napmis da yenmisti bu cam yarmasini, adam bildigin battal boydu. Yumrugun geldigini fark etti, biraz yavas mi geliyordu sanki? Hani hareketin başlangicindan beri baya bi dusunce sıkıştırmıştı araya, “e madem yavaslamisti dunya, e kaciyim o zaman ben” diye dusunup egildi, yumruk basinin hemen ustunden gecti. Zangief şaşkın gözlerle diger yumrugunu salladi, Kishiro yine dusuncelere daldi: “simdiii, adam okkali yumruk salliyor, bi oncekinde egildik tamam eyvallah, ama o yumruk gelseydi var ya patlatirdi gözümü fln, iyi ki egdim kafami vallahi, aa o da ne? Bi tane daha geliyor, dur simdi sundan da egilerek kaciyim da, bi yerime gelir ölürüm fln şimdi hiç ugrasamam.” Gelen yumruktan yine egilerek kaçti, yavaş yavaş titremesi de geciyordu çünkü Ryu’nun bu izbandut herifi nasil dövdügünü anlamaya başlamişti sanki. Adam tamam iri yariydi eyvallah da hantaldi yahu, Ryu’nun kendisine soyledigi cumleyi hatirladi “senin cevikligini sevdim.” demişti. Ryu çevikligi sayesinde dövmüştü o zaman bunu. Birden kendine güveni geldi, “ehehe o zaman ben bu dallamyusu,önce oynatip, yorup sonra da bi guzel pataklarim” diye dusundu, bunlari dusunurken Zangief’in havaya kaldirdi masayi gormemisti. Masanin kendisine dogru geldigini gordugunde ise çevikligi onu kurtarmicakti. Minimum zararla kurtulmak için yana dogru yatti ama sag omzunda patladi masa. Bildigin ceviz agacindan yapilma masaydi, agirdi dogrusu, yere yigildi ve kipirdicak hali kalmamişti. “lan artistlik yaptik, yedik omzumuza masayi, demekki neymis, hic bir zaman kibirli olmicakmissin” diye de dersini aldi Kishiro. Zangief tükürükler saçarak attigi o pis igrenç kahkahasinin ardindan “3 gün sonra Ryu’yu meydanda beklicem. Orda olsun, tabi ki korkak bir tavuk degilse.” Dedi ve o igrenç kahkasini bir kez daha atti. Yavaş yavaş dişari cikarken muhtar da saklandigi yerden yavasca cikti ve Kishiroya dogru emekledi, birlikte üstündeki masayi kaldirdilar. Kishiro kendine geldiginde, derhal eve donmesi gerektigi kanısına vardı. Muhtari da orda tek basina birakicak degildi, onun da gelmesi icin israr ettiysede, “mahalleli bieni böyle gürmesien beavv” diyerek kibarca reddetti muhtar onu. Kishiro dogruldu ve agir adimlarla eve dogru yola koyuldu. Bu durumu nasil aciklicakti Ryu ve Ken’e. Ayrica omzu da cok agriyordu. Kirilmis olabilir miydi? Oynatamiyordu hic. Sütleri de dagitamamisti zaten. Azar isitir miyim korkusu da vardi hafiften, “ama extreme bi durum oldu yahu kizmazlar heralde” diye dusundu. 3 gun sonra nolcakti peki? Ryu meydana gelicek miydi? E gelirdi heralde koskoca Ryu idi bu. Öte yandan Zangief de su aygiriydi. Merak ediyordu ne olacagini. Eve yaklasti, Mihriban’in, Ken’in elini öptügünü gördü. Öglene kadar gecen sure icerisinde tek mutlu haber bu olabilirdi. Kishiro evin kapisina ulaştiginda, Mihriban ve Ken’in ona şaşirmiş bi halde baktiklarini gördü. Ken’in agzindan tek bir cümle çikti. “Ryu bir saniyeligine buraya gelir misin?” Ryu içeriden üzerinde pembe bir mutfak önlügü ve elinde de ördek şeklindeki firin eldiveni ile cikageldi. Dayak yedigi her halinden belli olan Kishiro’yu gördü, “bunu sana kim yapti?” diye sordu. Kishiro, Ryu’yu bu halde görmenin etkisiyle biraz moralini bozmuştu acikcasi. 3 gün sonra dana gibi bi adamla dövüşücekti, mutfak önlügü ve ördek şeklinde firin eldiveni de neyin nesiydi. Oldu olucak etek giyseydi bir de. “Kazanamicak” diye fisildadi kendi kendine. Ryu “cevap bekliyorum genç adam” dedi. Kishiro başini öne egdi ve yavaşça “Zangief...” dedi...

2 Nisan 2009 Perşembe

Edo'da bir İBİŞ (gün 13)

Ertesi sabah bi zinde kalkti Kishiro, ev ahalisi daha uyanmamişti, ayakkabilarini giydi, montunu aldi ve dolaptaki beyaz peynirden biraz tirtiklayip evden disari cikti. Nabeshima Efendinin dükkanina gidip kasalari aldi ve dogru muhtar efendinin evinin yolunu tuttu. Aklinda hep babasi Ken ve Mihriban vardi. Aralarini nasi duzelticekti. Bişiler yapmaliydi, maske takip babasini dövüp, Mihriban’a pansuman mi yaptirsaydi, ama annesi vardi Mihriban’dan önce o yapardi pansumani. Hem babasini hem annesini dövse? Yok yahu o da olmazdi ki. Anne ve babaya el mi kalkardi. Ayipti bi kere. Yazikti, günahti hem. Başka birşeyler bulmaliydi. Bu düşünceler sayesinde yol cabucak bitmişti, muhtarin evi görünmüştü. Hizli adimlarla yaklaşti eve kasalari yere indirdi, bir süt şişesi kapıp, yaylana yaylana kapiya dogru ilerledi. Tam çalicakti ki, kapinin kilidinin kirik oldugunu gördü, işkillenmişti. Bi terslik vardi, muhtarin kişin yakmak üzere kesip, itinayla dizmiş oldugu odun yiginindan bir gürgen kapti hemen. Bir elinde süt şişesi diger elinde gürgen yavaşça girdi içeri, heryer heryerdeydi. Belli ki hirsiz girmişti, ve eşyalarin konumundan ve bazi bazi kan izlerinden içeride bir bogusmacanin yaşandigini anladi, içerideki odalara bakarkene gürgen sopasi hali hazirda yukarida bekletti. İçeride kimse yoktu, derin bi nefes aldi. Herşey iyi güzeldi de muhtar nereye kaybolmuştu. Biraz sagi sola araştiran Kishiro, tavana kırmızı renkte bir yazi yazildigini gordu. Kan olabilir miydi bu? Belkide muhtarin kaniydi. Hangi hasta ruhlu insan bunu yapabilirdi ki, ayrica tavana nasi bunu yazabilirdi ki kan ile, akli almiyordu Kishiro’nun. Başini uygun pozisyona getirip okumaya başladiginda tam anlamiyla dehşete düşmüştü. Gözlerine inanamadi, nefesi hizlandi, kalbi yerinden firlicak gibiydi, birden soguk bir rüzgar esti, ürpermişti, tüyleri diken diken oldu. Tavanda “Bunu yazan Tyson, okuyana kaysın” yaziyordu. “Terbiyesizler, hem adam tartakliyorsunuz, hem de dalga geçiyorsunuz, insan onu bulabilecegim bi ipucu bi not yazar, şuna bak, dünya cok bozuldu azizim, şu hale bak” diye söylendi kendi kendine. Ardindan yerde duran yigina bakti, gülüşmeler duyuyordu sanki, gazete kagitlarinin altinda biri vardi sanki evet evet gazeteler kipirdiyordu, gürgen sopasini hazir etti, cesaretini toplayip gazete kagidini kaldirdiginda yerde yatanin muhtar oldugunu fark etti. Agzi burnu kan icerisindeydi ama yine de kıs kıs gülüyordu, sopasini hala indirmeyen Kishiro, muhtarin suratina boş boş bakmayi biraktiktan sonra “ne gülüyorsun be adam?” diye sordu. Muhtar da “snıff , yazıyı okudıgındaki surat ifadeni güermen lazımdı beaav” dedi. “ruh hastasi bu herif, bildigin tuhaf yahu” diye içinden geçirerek kaldirdi adamcagizi. “geç hadi otur şöyle de anlat bakalim neler oldu burda” diye sordu Kishiro. “4 kişi gieldiler beavv, 2 kişi olsalar alicaktim ayacigimin altina da nieysea. Tokugawa’nın adamlarıymış bu köftehorlar, bienden haraç isterler, bien yannız bie adamım, param yoktur pulum yoktur, bien nasie virem o kadar para? dediem. Miadem viremiyon al sana al sana diye dövdüler hier yanimi bre adie adamlar. Hier yanim mosmor oldu beav, şu halime bier buak.” dedi muhtar. Hakkaten de cok kötü gözüküyordu, hirpalandigi belliydi. Kishiro birden tüm bu yaşadiklarina sebep olan insani, ona duydugu öfkeyi hatirladi. Tüm bu antremanlar fln o Tokugawa denilen adamin agzini burnunu dövmek için degil miydi? Birden boynundaki ve alnindaki damarlar şişti, kızgınlıgını öfkesini gizleyemiyordu artik. Tam o sirada evin kapisi aralandi, tek bir adamin vücudu kapidan giren tüm işigi kesmeye yetmişti. Kishiro kapiya sirti dönük oldugu için fark edememişti ama muhtarin gözleri birden büyüdü, korkudan titremeye başlamişti.Çünkü, çünkü kapidaki adam Zangiefti....