18 Haziran 2009 Perşembe

Edo'da bir İBİŞ (gün 22)

Sagat tam Ryu’nun gözüne dogru yönelmişti ki, Tokugawa ansızın çıkageldi. “Sagat!!! Ne halt ettigini saniyorsun sen be adam!” cümlesi Sagat’in hemen geri cekilmesine ve elindeki bicagi yere atmasina yetmisti. Tabiri caizse üc bucuk ataraktan odadan koşar adim çikti Sagat. Korku dolu gözler yerini nefret dolu gözlere birakmişti Ryu’da. Tokugawa, her ne kadar düşmani da olsa, bi gözünü ona borçluydu. Bunlari Tokugawaya belli etmedi tabi. “ne var lan niye geldin? Niye bölüyorsun Sagat aramizdakileri?” diye azarladi Ryu. Tokugawa Ryu’nun böyle söylemesine ragmen, aslinda onu kurtarmasina minnertar oldugunu fark etti ama yine de onun bu aptalca oyununa dahil oldu ve “peki bi dahaki sefere kapiya vurup meşgul olup olmadiginizi sorarim” dedi. Ryu’ya dogru yaklaşti. “Bak Ryu, seninle ilgili planlarim var. Burdan kimse seni cikartamicak, o yüzden gel bunu kolay yoldan halledelim, zorluk cikartma.” Dedi. Ryu da zaten hemen kabul edicekti bunu. “aptal misin lan sen” diye cevabi yapiştirdi Ryu. Tokugawa böyle bir cevap beklemiyordu, hakkaten aptal olmaliydi. “görürsün lan sen” diyerek cikti gitti odadan ve kapiyi cok sert bir sekilde carpti. 5 dk gecmemisti ki odaya geri döndü, elinde şırınga tutan bir adam ile birlikte. Ryu ne kadar çirpinsa da o şiringayi yemekten kurtulmasi imkansizdi. Bir mucize olmasi gerekiyordu. Tam şiringayi Ryu’nun koluna batiricakken “duuurruuuuuuunnnnnn” sesi yankilandi odanin içinde. Ryu birden umutlanmişti, gelen Kishiro ve Ken olmaliydi, sonunda onu kurtarmaya gelmişlerdi, serbest kaldiginda o aptal Tokugawaya neler yapicagini şimdiden düşünmeye başlamişti fakat bu güzel düşünceler kısa sürmüştü çünkü gelen Sagat’ti. Pişmiş pişmiş siritarak “ben de izlicem, hade devam” dedi. “vay godoş” diye geçirdi içinden Ryu ve çirpinmaya devam etti. Çirpinmalari sonuçsuz kaldi yedi koluna igneyi. En son gördügü şey, Sagat’in o igrenç gülümsemesiydi. Tokugawa “gerekli hazirliklari yapin, deneye bi an önce başlayalim, imparatorlugun en büyük savaşçısı bu odadan cikicak” dedi ve ellerini arkada kavuşturup, aksi bir ihtiyar gibi odadan cikti. Deney başlamişti.
Ken ve Kishiro artik beklemenin bi yararinin olmadigini anlamişti, gün geçtikce umutlari azaliyordu. Kishiro’nun omuzlarindaki yük bi hayli fazlaydi çünkü ertesi gün Zangief duellosu vardi ve Ryu ortalarda yoktu. Ryu’nun yerine kendisi cikabilirdi, bunu yapabilirdi, o iri çam yarmasi, insan azmani adami yere serebilirdi. Gerçi daha bilmedigi türlü numaralari olabilirdi Zangief’in. Biraz daha egitim alabilseydi keşke, babasinin odasina gitti ve “ baba yahu şu Zangief’le ben kapissam, adami dövebilirim, gerçekten, ama azcik teknik ogret bana, yeni hareketler fln, böyle haduken gibi cafcaflı, artistlik olsun, millete hava fln atabileyim” dedi. Babasi sadece şöyle bir bakiş atti Kishiro’ya. “Lan sipa, Ryu amcan kayip sen millete artistlik yapip, kiz peşinde koş anca? Mihriban’ı ne çabuk unuttun, deve! Neyse ögretirim bişiler de bunu o aptal izbandutu yere sermen için yapicam” dedi Ken. Güzelim spor salonu da yandigi için artik antremani dişarida yapicaklardi. Ama bu teknikler çok gizli oldugu için kimsenin görmemesi bilmemesi gerekiyordu. Muhtarin evinin oldugu tepe bu iş için çok elverişliydi. Zaten muhtarin, ihtiyar heyeti ile haftalik bowling müsabakasi vardi o yüzden evinin civarlarinda olmicakti. Yavaştan yavaştan tepeye dogru giderlerken, Kishiro o en sinir edici hareketini babasina yapiyordu, yürürlerken babasinin burnunun dibinden gidiyor, heran soru sorucakmiş gibi yapiyordu. Ken sonunda dayanamadi indirdi tokadi Kishiro’ya ve “sor lan hadi ne sorucaksan, uyuz ettin sabahtan beri, ne istiyorsun hee neee!?!” diye çemkirdi. Kishiro da “yahu nasi bişi ögreticen dicektim, ne sinirli adamsin sen” diyebildi. Ken “ öef yahu, ismini söylesem sanki bilicek, hey allahim, Shoryuken lan! Bildin mi?” dedi çileden çikmiş bi şekilde. Kishiro’nun agzi yayvanlaşti böyle mayişik bi şekilde “höeaa neee Shoryuken miiiiii, ne güzelmiş teknigin ismi” dedi. Muhtarin evinin arkasindaki boş arsaya geldiler ve Ken hemen konuya girdi. Kishiro’nun bi defada anlamasi beklenemezdi zaten. 4.5 saat geçmişti. Ken saçini başini yoluyor, Kishiro’nun her “anlamadim” diyişinden sonra arsadaki taşlara tüm gücüyle tekmeler atiyor, ve taşlarin bir mermi hiziyla saga sola anlamsiz hareketler yapmasina sebep oluyordu. “Ryu ne sabirli adammiş yahu” diye geçirdi içinden. Hava kararmişti, zifiri karanligi, yildizlarin işi ve o güzelim dolunay bozuyordu. Birkaç saat daha geçmişti, Ken tüm ümidini yitirmişti ki, “SHORYUKEN” diye yeri gögü inleten bi ses işitti. Arkasini dönüp baktiginda Kishiro’nun alevler içerisinde gökyüzüne dogru yükselişini gördü ve ilk defa o anda ogluyla gurur duydu “oha lan afferim başardin” dedi ve oğlunun o kadar yüksekten aşagi dogru düşününü izledi. Yere çakilan Kishiro’yu kaldirdiktan sonra ona yere iniş konusunda da ögütler vermeyi sürdürdü. Çok geç olmuştu yarin sabah Zangief’le büyük kapişma vardi. Bunun için biraz uyumalari enerji toplamalari lazimdi...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder