17 Ocak 2010 Pazar
Edo'da bir İBİŞ (gün 25)
Kishiro’nun burnuna yanik kıl kokulari gelmekteydi, onun yaninda bir de yumruk gelebilirdi Zangief azmani tarafindan. Kishiro boşa salladigi hadukenin cezasini çekiyordu, enerjinin bir çogunu o aptal alev topu ile harcamis ve isabet bile ettirememişti. Şimdi ne yapicakti. Önceligi savunmaya vermeliydi ki, Zangief’in o yumruklarina tekmelerine karşilik koyamazsa zaten atak yapmaya mecali kalmicakti. Odaklandi Zangief’in yumrugunu savuşturucakti. Zangief, Kishiro tam agzinin ortasina bi tane patlaticakti ki Kishiro birden yere düşer gibi yapti ve yumruktan kaçti, Zangief’in arkasina geçip tam totosuna bir de tekme indirdi. Yumruktan kaçtigi için zaten afalliyan Zangief, Kishiro’nun tekmesine ve tekmenin ardindan kalabaligin içinden yükselen kahkahalara da feci derece kizdi. Kipkirmizi kesildi, adeta burnundan ve kulaklarindan duman cikiyordu. “öehh yeter bu kadar şamata! Ölmeye hazirlan kirmizi g.tlü şempaze seni!!!” dedi ve yumruklarini 90 derece kaldirdi. Kendi ekseni etrafinda dönmeye başladi. Bu hareketi hatirladi Kishiro, geçen sefer “çok kolay lan bundan kaçmasi” diye düşünüp, dönen Zangief’in çekimine kapilmiş, yemişti agzina yumrugu, bu sefer daha temkinli davranicakti. Kalabalik kendinden geçmiş bir şekilde güzelim kavgayi izlerken, uzaklardan bir borazan sesi işitti. Yaklaşik 60 kişilik bir grup meydana dogru geliyordu. Zangief ve Kishiro dahil herkes bu kalabaliga bakiyordu. Gelen Tokugawa olmaliydi. Korumaları kendisinden önce geldi. Çevik bir şekilde kalabaligi dagitip, liderinin rahat ve güvenli bir şekilde geçebilmesi için yol hazirlamişti. Halk yalakalanmak için dükkanindaki en güzel ürünleri bi koşu gidip getirmişti, imparator önlerinden geçerken bu ürünleri havaya kaldirip, ekselansları eğer begenirlerse, kendisine hediye ediceklerdi. Ken tüm bu olan biteni görüp, “pis yalaka yerifler” diye içinden geçirip yere tükürdü. Tükürdügü aslinda yer degil yaşli bir amcanin ayaği idi ama Ken’in bunu ve yaşli adamin okkali küfürlerini fark etmesi imkansizdi. Hedefine odaklanmişti bir kere. Ryu Tokugawa’nin elinde olmaliydi. “Geliyorum lan Lavuk” diye homurdanip Tokugawaya laf sokabilecegi bi menzile pusucakti. Fakat koruma ordusunu görünce üç buçuk atip gerisin geriye olgunun yanina geçti. Tokugawa sonunda gelmişti, meydandaki herkes susup, imparatorun agzindan cikicak en ufak bi kelimeyi bile kapip sonrasinda alkişi patlatmak için hazir ve nazir bekliyordu. Vay yalakalardı. Tokugawa hakli selamladıktan sonra “yurttaşlarım yarin çok önemli bir turnuvaya başlayacagiz. Gördügüm kadariyla gayette yogun bi ilgi var. Şunu bilmenizi isterim ki benim de çok büyük bi dövüşcüm bu turnuvaya katilicak.” dedi. Bu sözü söyler söylemez halk hemen kendi arasinda konuşup, kim olup olmadigi konusunda hararetli bir şekilde tartişmaya başladi.”kendi aranizda konuşmayi birakip da beni dinleyin ey halk. Yarin sabah saat 10:30 da turnuva spor salonunda başlicaktir. Çeyrek finale gelindiginde ise meydana koyucagimiz dev ringte devam edicektir. “Madem ring dev gibi biz nasi görücez sayin başkan” diye sorabilirsiniz. Merak etmeyin, bilim adamlarima yaptirdigim full HD plazmalar sayesinde müsabakaları naklen izleyebiliceksiniz.” Dedi ve halk yine kendi arasinda konuşmaya başladi. full HD ne la? Naklen ne demek? Müsabaka=müsaboka mıdır? Plazma dedigi vıcıv vıcıv nidalarıyla ortalikta dolaşan işin demetleri degil miydi? Gibilerinden sorular kalabaligin içinden adeta pazarda bunalmiş erkek bireyin yaşli ve poşetli teyzelerin arasından fırlar gibi firliyordu. “ha şunu da unutmadan söyliyim, benim dövüşcüm agzinizi burnunuzu kırıcak haberiniz ola he” dedi ve kıs kıs güldü. Turnuvaya katilacak olan yarişmacilarin çogu tırsmış, özgüvenlerini yitirmiş, bertaraf olmuş bir biçimde ve telaş içinde fitness salonlarina, dövüş hocalarina dogru koşturmaya başlamişti bile. Kishiro da o tırsan yarişmacilar arasindaydi ve Ken’e dogru koşturmuştu. Zangief ise Kishiroyu sakat bırakamadigi için üzülürken, koşuşturan kalabaligi görüp bi o kadar da neşelendi. “bunlarin alayı fıss, bunların alayı boş beleş adam” diyerek kebapçinin Tokugawaya beğendirmek için uzattigi gobit arasina et döneri kaptigi gibi sokagin sonunda kayboldu. Kishiro sonunda Ken’i bulmuştu, “napicaz babaaaaa?!?! Adamin dövüşcüsü bizi dövücekmiş!?! Babaaaa!?! Yardim et babaaa ?!?! Mıııh, mııhıııhı “ diyerek Ken’in omzunda adeta hıçkıra hıçkıra ağliyordu. Bunun akabinde sinirlerine hakim olmaya çalişan Ken, sol eliyle Kishironun yanaginin ortasinda okkali bi tokat yapiştirip “kendine gel lan zırlak, bu gidişle tabi dayak yersin, azcik erkek ol” dedi ve Kishiro göz yaşlarini silip başini öne egdi. Yavaş adımlarla eve dogru gittiler, oglunun gönlünü almak için, köşedeki kokoreççiden bi yarim ekmek kokoreç aldi ve hemen 2 metre ilerideki midyeciden de 15 dev midye açtirdi. “öküz oglum benim doydu mu karnın” diye de sitem edercesine sordu. Göbegini kaşiyan Kishiro, dişinin arasindaki kokoreç parçalarini diliyle çikarmaya çalişirken “eheheh doydum buba, sagolasıın” dedi ve pişmiş kelle gibi sırıttı. “lan dogru eve kırıcam şimdi agzini burnunu, batirdin lan beni öküz herif, ne doymaz herifmişsin sen be, yürü dogru eve sümsük seni!” diye azarladi Ken ve eve girdiler. Yarin büyük gündü, gerçi bugun de büyük gündü ama yarin daha da büyük gündü. Günün geri kısmında fazla yorulmamak için meyve yiyip yan gelip yattilar. Gece heyecandan uyuyamamişti Kishiro. Gerçi uyuyamamasinda, midesinden gelen “hazımsızlık ulaaaan” seslerinin de bir payi vardi gerçi ama Kishiro bunu tam bir gay olarak “ay çok heyecanliyim, ay karnımda kelebekler uçuşuyor, ay ay ay” diye algilamişti. Sonrasinda tiksindi kendisinden ve totosunu devirdigi gibi yatti zıbardı uyudu…
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder